AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  



 

Paylaş | .
 

 Sen kimsin?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aria Mysté
VI. Sınıf
VI. Sınıf
avatar

Rp Yaşı : 15.
Mesaj Sayısı : 401
Gerçek Adı : Eda,edoş,edağ.
Yaş : 20

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Sen kimsin?   Ptsi Mayıs 20, 2013 8:51 pm

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Aria Mysté & Christian Farrel
8 Şubat 2007 - Tanışma



**

    Zümrüt yeşili gözleri gökyüzünün maviliğine yenik düşmüştü. Aria yaslandığı ağacın üzerini kirletme ihtimalini ilk defa düşünmeden gökyüzüne bakıyordu. Uzun zamandır bitiremediği romanını yazmak üzere Hogwarts'ın Göl Kenarına gelmişti. Lâkin gökyüzünde özgürlüğünü sergilercesine uçuşan kuşlar, birbirleriyle iletişim kurarcasına çıkarttığı sesler ve apaydınlık, masmavi gökyüzü, kalın defterinin sayfalarından daha ilgi çekici gelmeye başlamıştı. Kalemini 120-130 sayfalık defterinin arasına koymuş ve başını büyük çam ağacına dayamış, tüm vücuduyla üzerinde Hogwarts'ın büyülü yükünü taşıyan yaşlı ağaca yaslanmıştı. Gökyüzüne bakarken, ilk defa kuşlara imrendi. Onlar gibi bir yere ait hissetmeyi ne çok istediğinin uzun zamandır farkındaydı. Bir yere ait olmak... Hiçbir zaman sahip olamadığı bir histi, aitlik. Kendini hiçbir yere ait hissetmiyor yalnız Hogwarts arazisi içerisindeyken güvende hissedebiliyordu. Gökyüzü! Kuşlar için sınırları belli olmayan büyük bir ev olmalıydı. Kıskanılası koca bir malikâne... Düşünceleri kafasını doldururken gözleri ağır ağır kapanmaya başlamıştı. Işık gözlerini acıtmış, uyuya kalmak için Aria istemese bile onun bilinç altına bir sebep daha vermişti.

    ...

    Gözlerini açtığında, üzerindeki o imrendiği gökyüzü maviliğini koyu bir karanlığa bırakmış, güneş tahminince saatler önce batmıştı. Büyük bir enerji patlaması yaşayarak ayağa fırladı. Cübbesini yerden almış, çimlerin arasında asa'sını arıyordu. O sırada asa'sını zaten yanına almadığının farkına vardı. Yastığının altında unutmuş olmalıydı. Tarafsızdı. Ve tarafsızlara karşı bile taraf tutanlarla, geceye doğru bir saatte karşılaşma isteği hiç mi hiç yoktu. Bir elinde kitabı, bir elinde cübbesi vardı. Her şeyin tamam olduğunu anladığı anda içinde çok geç olmadan Hogwarts'a gitme isteği belirdi, yatağında olmadığı anlaşılsın istemiyordu. Artık okula dönmek için yürümeye hazırdı ve tam birkaç adım atmıştı ki, sinir bozucu bir kahkaha eşliğinde irkildi ve durmak zorunda kaldı. Etrafına baktı ancak karanlık bir şeyleri net görmesine engel oluyordu ve bu durum açıkçası oldukça huzurunu kaçırmıştı. Sevdiği karanlığın ve yalnızlığın onu güvensiz hissettirmesi, sevdiği her şeyin zararlı ya da işe yaramaz olduğunun kanıtı gibiydi. Uykudan yeni uyandığı için sersemlemiş olabileceğini düşündü ve yoluna devam etti. Sersemlediğine pek ihtimal vermiyor ancak gene de zannettiği şeyin doğru olmasını umuyordu. Daha birkaç doğru adım atamadan yerde ne olduğunu bilmediği bir şeye takılınca afallayarak yere düştü. Kendini dikkatsiz küçük bir kız çocuğu gibi hissediyordu. Mavi, görkemli binasına yakışır nitelikte davrandığından Seçmen Şapka bile şüphe ediyor olmalıydı. " Ah! " diye tiz ve ancak yakınlarda duyulabilecek bir çığlık attı. Neden Hufflepuff'a seçilmemişti ki? Çok şanslı olmalıydı. Kendi gibi davranmıyor hata üzerine hata yapıyordu. Canı acımış olması bir yana; eli kirlenmiş, üstü başı dağılmış bir vaziyette yerde yatıyordu. Az önce duyduğu ve doğruluğuna inanmadığı kahkahayı yine kulaklarında hissedince, üzerini çırparak yerinde doğruldu. Etrafına bakıyor, karanlıktan hiçbir şey göremiyordu. Biraz yakınlarda kendine doğru gelmekte olan bir silüet farketti. Korkuyordu ancak dizinin kanadığının farkındaydı ve oynatmakta zorlandığı üzücü de olsa bir gerçekti. Başını sağa sola sallayarak kendine gelmeye çalıştı. Can sıkıcı kahkahaları daha fazla duymak istemiyordu. Ellerini çırparken o esnada sorusunu sordu;

    " Kim var orada? "



En son Aria Mysté tarafından Çarş. Mayıs 22, 2013 4:22 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Christian Farrel
V. Sınıf
V. Sınıf
avatar

Rp Yaşı : 15
Mesaj Sayısı : 41
Gerçek Adı : Eda.

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Sen kimsin?   Ptsi Mayıs 20, 2013 9:47 pm

    Dünya her zaman sürprizlerle doludur.
    Annemin küçüklüğümden beri söylediği ve yaşlılığıma kadar söylemeye niyetli olduğu sözü. Annemin bu söz ile bana ne gibi bir ders vermeye çalıştığına aklım yıllardır ermiyordu. Koca güneş, bana bir sürpriz yapmak, bir hediye vermek için mi doğuyordu her sabah? Son zamanlarda dünyayı o kadar çok küçümsemiş, kendimi o kadar çok büyütmüştüm ki yalnız kaldığımda, kendi başıma düşünmeye başladığımda dünyam tersine dönüyor, kendimi koca dünya da bir karınca kadar küçük hissediyordum. Bu his insanlara kötü davranma eğilimimi ve onların üzerinde olduğumu onların gözüne isteseler de istemeseler de sokma arzumu oldukça körüklüyordu. Kötü birisi olup olmamak umurumda değildi, yahut birilerinin benim onlara gereğinden fazla acımasız davrandığımı düşünmeleri. İnsanoğlunun -ailemin aksine- onlara ne kadar büyük hata yaparsanız yapın, hatalarınızı bazı sevgi-aşk gibi saçma duygulardan ötürü yok sayacak kadar aptal olduğunu düşünüyordum. Zira, daha küçük bir büyücüyken annemin asasını kırmış olmam ve annemin ertesi sabah bana bile bile hiçbir şey olmamış gibi davranması hataların kolayca ve karşılıksız affedildiğinin kanıtıydı. Ancak bir çok deyimin aksine, insan insandan farklıdır gibi bir deyim yaratmış ve buna inanmıştım. Bunun en büyük kanıtıysa benim asamı kıracak olan cadı ya da büyücünün karşılığını vermeden olay yerinden dâhi ayrılamayacak olmasıydı. Annemin gösterdiği hoşgörü ne yazıkki bende zerre kadar bulunmuyordu. Kendi çocuğumu bile olsa gözümü kırpmadan cezalandıracak kadar acımasızdım.

    Ben saçma sapan düşüncelerimin arasında gezinirken ayaklarım beni Göl Kenarı'nda bir ağacın önüne kadar getirmişti. Ağacın arkasında kimsenin olup olmadığının farkında olmadan, yaşlı ağacın gölgesine sığınmıştım. -Daha doğrusu zerre umurumda olmadan- Benden en fazla 1-2 yaş kadar küçük bir kıza ait olduğunu düşündüğüm bir ses kulaklarımı tırmalıyordu. Tırmalıyor olmasının sebebiyse belli ki benimle aynı ağaca yaslanmış başka bir bedenin, biraz sesli düşünüyor olmasıydı. Gökyüzünü kıskanmak ve kuşlar gibi bir yere ait olmak? Kızın hayalleri bana saçma ve oldukça gereksiz gelmişti. Bir yere ait olmak, bağlanmak en son isteyeceğim şeydi. Ona göre kuşların büyük malikânesi olan şu mavi gökyüzü ise benim için sadece bir tabakadan ibaretti. Yarına kadar burada kalmayı ve hiç yatakhaneye gitmemeyi düşünüyordum. Kızın sesli düşünceleri yaklaşık dört saattir kesilmiş yerini sessizliğe bırakmıştı. Bense güneşin batışını izlemiş ve elimdeki asayla biraz uğraşmıştım. Yapmak istediğim hiçbir şey olmaması ve düşünecek çok şeyimin olması başımı ağrıtıyordu. Kızın gitmiş olabileceğini düşünerek ayağa kalkıp ağacın arka tarafına doğru yürüdüm. On saniye sonra istediğim yere ulaştığımda; tahmin ettiğim gibi benden 1-2 yaş küçük, güzel, bakımlı ancak savunmasız ve uykuya dalmış bir Ravenclaw karşımda duruyordu. Daha doğrusu uyuyordu. Uyuması gülmemi sağlamıştı. Yine de biraz centilmenlik yapıp elimle ağzımı kapattım. Hava kararmış ve Hogwarts Arazisi güvenliğini birazda olsa yitirmişti. Kızdan biraz uzaklaşarak -fazla değil- göle yaklaştım. Gölün Kenarındaki ve benim bir on adım kadar arkamda kalan ağaçta, bir şeyin farkına varmıştım. İnsanoğlu olur olmaz yerlerde uyuya kalabilen bir varlıktı. Göle arkamı dönmüş, ağacıma gidip oturmayı planlıyordum ki ağaca yaklaşırken Ravenclaw'ın apar topar uyanışı ve yerinden sıçrayışına şahit oldum. Bu kız adeta gülme dürtülerimi harekete geçiriyordu. Ne düşüneceğini umursamadan şen kahkahamı attım ve olduğum yerde onu seyrettim. Karanlıkta zar zor seçebiliyordum ancak yere eğilip bir şeyler aradığının daha sonra ayağa kalktığının farkındaydım. O da ne? Bir insanın hem dikkatsiz hem sakar hem de bu kadar savunmasız olması oldukça tuhafıma gitmişti. Bir Ravenclaw gibi davranmıyordu. -Ah! Sanki ben şuan tam bir Slytherindim.- Kötü gününde olduğunu farzederek yere düşen kıza gülerek yaklaştım. Yüzünü seçebilecek kadar yaklaştığım esnada " Kim var orada? " sorusuyla karşılaştım. Kim olduğumu merak ediyordu. Karanlığın ortasında, asasız ve korkak bir şekilde yapayalnız durduğu için aslında kendisine burada ne aradığını sorması gerekiyordu. Düşüncelerimi bir kenara bırakarak, uzun saçlarının arasına ilişmiş olan çim parçalarına uzandım. Saçlarını temizlerken çimlerin bazıları cübbesine düşüyordu o esnada onun bu dikkatsizliğinin fiziki bir hasar yaratıp yaratmadığı merakıyla dolmuştum. Elimdeki asayı kızın karın bölgesine doğru tutarak " Lumos! " dedim. Kızın sağ dizinde küçük ancak acı verecek nitelikte bir yara olduğunu fark ettim. Birkaç damla kan kızın üzerindeki hasarı anlamama yetmişti. Işığın uykudan yeni uanan kızın gözlerini ağrıttığını anladığımda sakince fısıldayarak ışığı söndürdüm. Yavaşça kaybolan ışık, kızın zümrüt yeşili gözlerinin parlaklığını beraberinde götürmüştü. Yüzünden endişeli olduğunu anlarken hareketlerinden ne kadar ürktüğünü anlıyordum. Tir tir titriyor ancak elindeki cübbeyi giymiyordu. Üzerinde gezinen gözlerimden ya rahatsız olmuş ya da onu geceye dönen karanlık kadar bende korkutmuştum. Fazla düşünüyor olması hareketlerinin önüne geçer gibi olunca gereksiz bir yardım isteğiyle duraksayarak konuştum;

    " Üşüyorsan cübbeni giymelisin, Ravenclaw. "
    " Bu saatte kendini yalnız başına uyuya bırakarak yeterince tehlikye attın, bir de hasta olursan burada bu durumuna şahit olmak istemiyorum. "
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aria Mysté
VI. Sınıf
VI. Sınıf
avatar

Rp Yaşı : 15.
Mesaj Sayısı : 401
Gerçek Adı : Eda,edoş,edağ.
Yaş : 20

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Sen kimsin?   Ptsi Mayıs 20, 2013 10:30 pm

    Sorduğum sorunun cevabını büyük bir merak ve heyecanla beklerken, bana yaklaştığı için yüzünü seçebildiğim çocuğun gözlerine bakıyordum. İlk defa benimkilerden yeşil ve kesinliklikle çok daha parlak gözlerle karşılaşmıştım. Binası gözlerinin rengini ve tehtidini taşıyordu. Bana doğrulan gözler saçlarıma kaymış ve elleri uzun saçlarımın arasına giren çimenleri temizliyor, bazıları hatta bir çoğu cübbeme düşüyordu. Bu durum sinirlerimi bozmuş cübbemi çıkartıp yeniden elime almama sebep olmuştu. Elimdeki cübbeyi çırparcasına sallarken, yaranın verdiği etkiyle dişlerimi acıyla sıktım. Bacağımdaki kesik yara canımı yakmak için yeterli boyuttaydı. Keskin bir dal parçasına takılıp düşmüş olmalıydım. Sarışın, yeşil gözlü çocuğun asasından çıkan ışık sanki direkt benim gözlerimi bulmuştu. Çocuğa zorla ve acıyla kapat artık dercesine bakıyordum. Bir Slytherinden böyle bir isteği anlamasını beklemek mucize beklemek gibi bir şey olsa da yavaşça ve kalp kırmadan ışığı söndürmesi büyük bir inceliğe maruz kalmışım gibi hissettirmişti. Yüzümdeki acı gülümseme o anlamasa bile teşekkür etme isteğimden kaynaklanıyordu. Ancak konuşursam gereksiz tiz bir çığlık ile kimsenin kulağını tırmalamak istemiyordum. Hareketlerime bakıyor olması önemli olmasa da üzerimde gezinen bir çift yem yeşil göz bedenimin soğukla karışmasına, bazı tüylerimin korkuyla şaha kalkmasına sebep olmuştu. Gökyüzüne kayan gözlerim, korkuyla ve kuşkuyla dolmuştu. Şimdiye kadar bana iyi davranan bu çocuğun yaklaşık iki dakika sonra bile ne yapabileceğini kestiremiyordum. Asasız olmam bir yana benden biraz bile büyük olması aramızda çok fazla büyü farkına sebep olabilirdi. Hiçbir şey yapmadan tüm gün burada oturabileceğimi anladığında, kendine güvenen erkeksi sesiyle konuşmaya başladığını fark ettim. " Üşüyorsan cübbeni giymelisin, Ravenclaw. " Cübbemi giymem gerektiği konusunda haklıydı. Elindeki asaya takılan gözlerim ve yavaşça inen tüylerim korkma sana bir şey yapmayacağım gibi bir cevap beklese de üzerimdeki korkuyu dışarıya vurmama kararına sarılmıştım. Gayet kendimden emin davranarak elimdeki cübbeyi önce sağ sonra sol kolumdan geçirdim ve içten ufak bir " Ah... " çıkartarak giydim. Bacağıma deyen cübbemin ucu, yaramla temas etmiş olmalıydı. Akan bir iki damla kanı neyle silebileceğim konusunda en ufak bir fikrim bile yoktu. Neden yanımda her an lazım olabilecek bir şeyleri taşımazdım ki? Örneğin beyaz ufak bir mendil? " Bu saatte kendini yalnız başına uyuya bırakarak yeterince tehlikye attın, bir de hasta olursan burada bu durumuna şahit olmak istemiyorum. " Ah ne Slytherin bir söz! Önce kibarken daha sonraki ani ruh hâli değişimi, nezaketin yerini laf iğneleme yeteneğine bırakması... Çocuğun yüzünü görmek yalnızca acı vermeye başladığında ayağa kalkıp gitme isteğiyle yanıp tutuşmaya başlamıştım. Mantığım; bir Slytherin'in yardımına muhtaç olmaya kesinlikle karşıydı. Zorla ayağa kalkmışta olsam, çocuğun yüzündeki acınası bakışı silmeden bu Göl Kenarından gitmeye niyetim yoktu. Sağ bacağım bedenimin yükünü daha fazla taşıyamayacağını anlayınca beni taşımaktan vazgeçmişti. Tam yere sert bir şekilde yıkılacağım şekilde Slytherin beklenmeyen hareketle benim düşmemi engelleyen ve beni yerle bir olmaktan kurtaran birinin ruhuna bürünmüştü. Şaşkın gözlerle ona bakıyordum. Hiçbir şey demiyordum çünkü demeye dilim varmıyordu. Kollarını bana dolamış güvende hissetmemi sağlıyordu. Biraz doğrulup ona sarılarak ve aldığım güce tüm ağırlığımı istemeden de olsa vererek kendimi çok kaba bir kız gibi hissetmiştim. Oysa, ağzımdan çıkabilen yalnızca üç kesik kelimeydi;

    " Ben... Te- teşekkür ederim. "

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Christian Farrel
V. Sınıf
V. Sınıf
avatar

Rp Yaşı : 15
Mesaj Sayısı : 41
Gerçek Adı : Eda.

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Sen kimsin?   Ptsi Mayıs 20, 2013 11:01 pm

    Kurduğum cümlelerin, en azından son cümlemin hoşuna gitmediği çok açıktı. Ne düşündüğünü umursamıyordum, gecenin baskınlığını göz kapaklarımda hissedebiliyordum. Oldukça yorgun ve bitkindim. Onda aniden oluşuveren güven hissi bedenini ele geçirmişe benziyordu. Zorlanarak ayağa kalkmıştı ancak güçlü hislerim yahut yüzündeki gizlemeye çalıştığı acı ifade birazdan kollarıma düşeceğinin habercisiydi. Kendimi bu duruma hazırlamıştım, görücü değildim ancak yüz hatları bu kadar sevimli bu kızın bir sonraki hareketini çok belli etmesi benim suçum sayılmazdı. Sağ bacağı artık onu taşımaktan vazgeçmiş kız dal parçası gibi yere düşüyordu. Seyirci kalmak istemedim, nedenini bilmediğim bir hareketle kıza doğrulup ona sarılmış ve kollarımın arasına almıştım. Her an saçmalayıp gitme isteği içinde belirebileceğinden onu sıkı sıkı tutuyordum. Şaşkın göz bebekleri büyümüş ve ikisini de bana doğrultmuştu. Teşekkür etmesini beklemiyordum ancak gerçekten hak ettiğim bir teşekkür almayalı koca bir dönem olmuştu ve birçok duygu gibi muhtaçlık duygusuna da hasrettim. Kollarımın arasında hareket ediyor zaten fazla olmayan yükünü bana veriyordu. Yüzünde hata yapmış olmanın verdiği acı ifade ve anlamsız bir bakış vardı. Ağzından zar zor çıkartabildiği kelimelerle cümle kurmaya çalışması bembeyaz yüzüme biraz renk getirmiş anlamsızca gülümsememe sebep olmuştu. " Ben... Te- teşekkür ederim. " İlk defa aldığım teşekküre gülümseyerek tepkimi gösteriyordum. Benden çokta fazla küçük olmayan bu akıl küpü binaya ait kızın bazen ne düşündüğünü anlamak kolay olsa da vereceğiniz tepkiyi oldukça kolay etkileyebiliyordu, buna şuan şahit oluyordum. Başımı sağ tarafa çevirerek ağacın olduğu yere baktım, daha sonra başımı bir çok yöne sırayla çevirerek etrafı gözetledim. Kulaklarım uzakta bir ses ya da gözlerim yakınlarda bir silüet görmüyordu. Ağacın yanına gidip Ravenclaw'ı oturtmanın en mantıklısı olduğunun farkına vardım. Ancak on adımı kızı elinden tutup sürükleyerek götürmek istemiyordum. Gözlerimdeki gerçeği görmesini istemeyerek başka yöne baktım ve onu düşüşünden kurtarmamın önemli olmadığını söyledim. Kızın ağırlığını biraz daha üzerime alma amacıyla kızın bir kolunu omzuma attım ve hayatımda kendime bir ilk yaşatarak on adımı yavaş yavaş yürüdüm. Ağaca geldiğimde, kızı yavaşça ağacın güvenli gövdesine yaslayıp kızın yanına oturdum. Beni bırakınca kitabına sıkı sıkı sarılmıştı. Güldüm. O sırada gülümsememe baktığını fark ettim. Kızların daha önce hiç böyle basit şeylere anlamlı bakışlarla baktığını görmemiştim. İstemedende olsa bir çift zümrüt yeşili gözün benim gülümsememi inceliyor olması sesli gülmemi sağlamıştı. Kızı daha da korkutmamak adına yaslandığım ağaçta kendimi rahat bir oturuşa getirdim ve başımı ağaca yaslarak sağımdaki Ravenclaw'a döndüm. Bir yandan elimi uzatıyor diğer bir yandan ise konuşuyordum. Nedendir bilinmiyorum gözleri annemin gözlerini çağrıştırıyordu. Yeşil gözlerin, griye daha yakın ama yeşili içinde azda olsa barındıran bir çift gözü anımsatması bana oldukça tanıdık geliyordu.

    " Ben Christian? "
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aria Mysté
VI. Sınıf
VI. Sınıf
avatar

Rp Yaşı : 15.
Mesaj Sayısı : 401
Gerçek Adı : Eda,edoş,edağ.
Yaş : 20

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Sen kimsin?   Ptsi Mayıs 20, 2013 11:37 pm

    Gözleri teşekkürüme karşılığını ağzından önce verme niyetinde gibiydi. Karşımda her zaman parıldayan yeşil gözler ve asil bir gülümseme görmeye alışık sayılmazdım. Başını sağa sola çeviriyor kafasında bir şeyler canlandırıyor, sonra yine sağa çeviriyordu. Ne düşündüğünü ya da ne yapmak istediğini anlamam giderek zorlaşmaya başlamıştı. İlk defa bir insanın düşüncelerini okumak istiyordum. Zira, bunu hiç yapmazdım. İnsanların düşüncelerini bilmenin beni ancak onlardan uzaklaştırmaya ve bilmemem gerekenleri bilmeme yarayacağına inanırdım. Ve birilerine yakınlaşmışken uzaklaşmanın acısını tatmak ya da bilmemem gereken fazladan bilgileri bilmek için doğmadığım aşikârdı. Beni kurtarmanın onun için önemli olmadığını söylüyordu kibarca. Gözleri ve mimikleri bana mı gülümsüyor yoksa her zamanki ifadesi miydi anlamakta güçlük çekiyor, ağırlığımı almak istemesine rağmen ona fazla yük olmamaya kendimi zorluyordum. On adımı yavaş yavaş götürüp beni ağacın gövdesine yaslandırdıktan sonra yanıma oturmuş tüm vücuduyla yaşlı, görkemli ağaca yaslanıp bana yönelmişti. Belli ki bir şey söyleyecekti ancak ben onun gülümsemesine takılı kalmıştım. Daha önce Slytherin masasında nadiren gördüğüm ciddi yüzün, şimdi karşımdaki gülümsemeyle parıldayan yüze ait olduğuna inanmak oldukça güç bir durumdu. Gözlerime baktığında farkettim ki, onu bu kadar incelememden rahatsız olmuştu. " Ben Christian? " Christian güzel bir isimdi, gene de sanki cevap bekler gibi ortaya atılan bir cümleyle karşı karşıyaydım. Birisiyle ilk defa tanışmıyordum ancak oda arkadaşlarım dışında birisiyle, gecenin geç sayılabilecek saatinde ilk defa bir konuşma bir tanışma yaşıyordum. Bana uzatılan eli geri çevirmek gerçekten kabalık olacaktı. Sol elimi uzattım ve bana uzatılmış eli birkaç saniyeliğine kavradım. Soğuktu, hissedebiliyordum. Yalnızca ben değil o da üşümüştü ya da insan vücudunun yorgunluğuyla beraber gösterdiği tepkiyi gösteriyordu. Geri çekilirken " Bende Aria. " dedim. Yüzümde anlamsız oluşan gülümsemeye kesinlikle kapılmak istemedim ve yerini boş bakışlara bıraktım. Ona tekrar teşekkür etmek dışında kurabileceğim bir cümle olsun istiyordum. Ancak utangaçlığım yüzüme vurmuş olsa gerek ki mimiklerimde en ufak bir oynama dahi yapamadım. Utangaçlığımın bir Slytherin'in karşısında dilime vurmasına izin vermeyecektim. Hem merakımı gidermeye hem de bir iki çift laft etmeye ihtiyacım vardı. O esnada sıkıca sarıldığım kitabımı dizlerimin üzerine serbest bırakarak çocuğa döndüm;

    " Siz Slytherinliler, hep gelir misiniz? Bu saatte yani... "

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Christian Farrel
V. Sınıf
V. Sınıf
avatar

Rp Yaşı : 15
Mesaj Sayısı : 41
Gerçek Adı : Eda.

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Sen kimsin?   Salı Mayıs 21, 2013 12:23 am

    Elleri sıcacıktı. Hiç bu kadar sıcak insan eline rastlamamıştım. Hele ki gecenin karanlığı ve soğuğunu bir araya getirdiği şu durumda. Yüzünde bir anlık bir gülümseme oluşmuş sonra aynı şekilde bi anda kaybolmuş yerini içini yansıtan boş bakışlara bırakmıştı. Belli ki içerisinde bir savaş veriyordu canla başla. Neden ufacık bir tanışmayı bu kadar zorlaştırdığını anlayamıyordum. Sadece onu suçlamak, yaşamanın en kolay yöntemiydi ve bu durumdan oldukça memnundum. Büyüdükçe içimde gelişen yalnızlık ve güç kendini her zaman gösterme arzusuyla yeşeriyordu. Meraklı gözler ve heyecanlı bir yüz ifadesiyle başını bana çevirdi. Belli ki tam isabetli bir atış yapacak, sorusunu soracaktı. Merak ediyordum bu sessizliği bozacak ne gibi bir merakı olabilirdi?

    - Siz Slytherinliler, hep gelir misiniz? Bu saatte yani...

    Gülümsedim, yapabileceğim en iyi şeydi. Çoğu zaman kimseye göstermediğim mutlu yüzümü ilk defa karşı koymadan gösteriyordum. Güven duygusu gecenin soğuğuna rağmen sarıl sarmalamıştı yüreğimi. Artık karşımda zararsız bir Ravenclaw olduğundan emindim. Ona nedense hitap ederken de aklımdan geçirirken de Ravenclaw demek hoşuma gidiyordu. Sanki daha kibar daha içten bir hitap biçimiydi. Sorusunun cevabını düşündüm, aslında hiç ihtiyaç duymasam da. Soru basitti ve cevabını baside indirgemek istersem minik bir hayır'a sığdırabilirdim. Ancak, gel gelelim onun sorusunun altında yatan başka bir soru olduğundan oldukça kuşkuluydum. Amacı kimsenin gelip gelmeyeceğini öğrenmek gibiydi. Bir Ravenclaw'dan beklenecek en masumane hareket... Kendim gibi yatakhaneye gitmek istemeyen birine rastlamıştım. Benim sebebim biraz kafa dinlemek iken, yalnızca onun binasına bakarak söyleyebilirim ki; onun tek sebebi elindeki kitap benzeri defteriyle ilgiliydi. Sahi, az önce de olsa, uyurken bile onu içinde sadece bir kaç sözün olduğu bir deftere sarılmaya ne itmişti? Merakımı gözlerimi kırparak yok ettikten sonra eski hâlime döndüm. Sorusunun cevabını vermek için konuştum.

    - Hiç kimsenin gelmeyeceğinden emin olabilirsin.

    Ravenclaw öğrencisiydi ve ben ona sadece güvenini geri veriyordum. Onun bildiği şeylerden emin olması gerekirdi. Bende ukala bakışlarımla onu sanki hiçbir şey bilmiyormuşcasına yargılayabilirdim. Kafasını tamam dercesine salladıktan sonra kıza biraz daha yaklaştım. Cübbesini giymiş olmasına rağmen üşüyor gibiydi. Bense hiç üşümüyordum, aksine o kadar yorgun bir bedene sahiptim ki üşümeye gücüm yetmiyordu. Gene de güçlü görünmem gerektiğinin ve uykumu bastırmam gerektiğinin farkındaydım. İçimde bir yerlerde gücümün hâlâ formunu koruduğundan hiç şüphem yoktu. Onun sorularının cevabını verdikten sonra içimde kalan soruların cevabını aramaya koyuldum;

    - Sesli düşündüğünü fark ettim. Söylesene, neden bir yere ait olmak istiyorsun? Bu çok güven kırıcı bir şey değil mi? Bir yere ait olursan nasıl güvende olursun ki, istediğin zaman kaçamazsın bile.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aria Mysté
VI. Sınıf
VI. Sınıf
avatar

Rp Yaşı : 15.
Mesaj Sayısı : 401
Gerçek Adı : Eda,edoş,edağ.
Yaş : 20

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Sen kimsin?   Çarş. Mayıs 22, 2013 5:53 pm

    - Hiç kimsenin gelmeyeceğinden emin olabilirsin.

    Git gide düzeliyor gibiydi. Rengini bir anlığına kaybetmiş olsa da ihtişamını kaybetmeyen gözleri ve kibarlaşan dili; her zamanki soğuk mizacının üzerine biraz sıcak çikolata dökmüşe benziyordu. Yine de bakışlarındaki küçümseme isteği kendini koruyor, kişiliğinin kimliğinin önüne geçmesine izin vermiyordu. Oldukça güçlü bir yapısı olmalıydı. Cevabına nezaketen başımı hafif bir şekilde tamam dercesine salladım. Dışarıdan belli olup olmadığını bilmesem bile içimde hala üşüyen bir kız vardı. Kendimi ısıtmak adına önce kalbimi buna inandırmam gerektiğinin farkındaydım. Sonuçta kalp ona ne söylerseniz inanabilen bir varlıktı ve ben onu kullanmayı pek göze almazdım. Yutkunmuştu, belli ki konuşacaktı. Elime aldığım bir dal parçası ile oynarken, aynı zamanda onu da dinliyordum.

    - Sesli düşündüğünü fark ettim. Söylesene, neden bir yere ait olmak istiyorsun? Bu çok güven kırıcı bir şey değil mi? Bir yere ait olursan nasıl güvende olursun ki, istediğin zaman kaçamazsın bile.

    Ne zamandır buradaydı bu çocuk? Her neyse, Beni duymuştu! Yanaklarımın hafif kızardığını hissedebiliyordum. Ona kızmak istiyordum ama kızacak haklı bir sebebim yoktu. Bir Gryffindor olmadığım için bu utanç duygusundan hemen kurtulamayacak olsam da bir Hufflepuff gibi zor atlatmayı da kendime yakıştıramıyordum. Beynimin kendi kendine verdiği emiri uygulamak, güçlü görünmek istiyordum. Her ne kadar gözlerim başka yöne bakıyor olsa da Christian'ın bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. Vereceğim cevap oldukça basitti. Ancak bunu daha önce hiç kimseye anlatmamış olmam, daha doğrusu anlatmak zorunda kalmamış olmam beni kuşkulandırıyordu. Tüm kuşkularımın kaynağı ise, cevabını bildiğim bu soruyu nasıl kelimelere dökeceğimdi. Bir anda gelen cesareti hemen kullanmak istedim ve aklıma gelen ilk kelimeleri birleştirerek hissettiklerimi söyledim. Hislerime güveniyordum, ancak karşımdakine hemen açılmamam gerektiği aklımdan bir anda çıkıvermişti.

    - Tam aksine. Bir yere ait değilim ve başı boş geziyormuş gibi hissediyorum. Tek güven kaynağım kendim ve tek sahip olduğum şeyde kendim. Bu da demek oluyorki; uğruna savaşılacak tek şey var o da kendim. Ama insan başkaları içinde savaşmak istiyor bir şeylerle. Bir gün kendimden sıkılırsam ya da bu bana yetmezse diye korkuyorum. Bir yere ait olmak fena olmazdı açıkçası. Hogwarts'da evimdeyim ancak dışarısı koca bir boşluk.

    Ardı ardına kurduğum cümleler ve karmaşık düşüncelerimden sonra utançla başımı eğmiştim. Konuşurken sesimden ne kadar güçsüz olduğum eminim anlaşılmıştı ve ben bu durumdan pek haz etmiyordum. Bir Slytherin'e güçsüz görünmek artık umurumda değildi, ben her hangi birine güçsüz görünmeyi sevmiyordum. Büyütülecek bir egom yoktu, pohpohlanmayı zaten sevmiyordum ancak insanlar hakkımda bir şey düşüneceklerse güçsüz olduğumu değil sadece kitapları seven, tek başınalıktan mutluluk duyan bir kız olduğumu bilmeliydiler. En azından dışarıdaki dünyaya olan ilgisizliğimi sorun hâline getirmiyordum. Söylediklerimde gerçekten haklı olmalıydım. Her ne kadar tek başıma olup kitap okumayı, büyü çalışmayı hatta şarkı söylemeyi sevsem de arada bir keşke bu hayatı değerli kılacak bir nedenim olsa demiyor da değildim. Kafamdaki karışık düşüncelerden kurtulma umuduyla gözlerimi açıp kapattım. Nasıl bir surat ifadesine büründüğünü merak etsemde kafamı kaldırmaya cesaret bulamıyordum. Fazla geçmeden konuşmaya başlamıştı. Sanırım hissettiklerini söyleme yöntemine bir ben sahip değildim.

Spoiler:
 

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Christian Farrel
V. Sınıf
V. Sınıf
avatar

Rp Yaşı : 15
Mesaj Sayısı : 41
Gerçek Adı : Eda.

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Sen kimsin?   Ptsi Tem. 15, 2013 2:27 pm


    Gerçekten yanakları mı kızarıyordu? Kaç yaşındaydı, beş mi altı mı? Utandığı zaman bir kızın yaşının otuz bile olsa kızarabileceğini biliyordum oysaki, oturup bunu düşünmeye fazla ihtiyacım yoktu. Ona bakmaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu, belkide Tanrı'ya bana sonunda bir arkadaş verdiği için teşekkür edecektim. Çok kuşkulu görünüyordu, bana bakmıyordu ama baktığımı biliyordu. Hareketleri ve gözleri açıkçası onu ele veriyordu. Hızlı hızlı konuşmaya başlamış sona doğruysa oldukça yavaşlamıştı. Sanırım bir anlık kalbine söz geçirememiş, ancak sonra kalbi aklına teslim olmuştu. Öyle olmalıydı.

    - Tam aksine. Bir yere ait değilim ve başı boş geziyormuş gibi hissediyorum. Tek güven kaynağım kendim ve tek sahip olduğum şeyde kendim. Bu da demek oluyorki; uğruna savaşılacak tek şey var o da kendim. Ama insan başkaları içinde savaşmak istiyor bir şeylerle. Bir gün kendimden sıkılırsam ya da bu bana yetmezse diye korkuyorum. Bir yere ait olmak fena olmazdı açıkçası. Hogwarts'da evimdeyim ancak dışarısı koca bir boşluk.

    Başını utancıyla öne eğerken, yanındaki Slytherin'e ağzının payını verdiğinden habersizdi. İçinin çok dolu olduğunu buradan görebiliyordum, ancak bende ondan pekte farklı sayılmazdım. Benim hissettiklerimi bir bir yüzüme vuran bir kız vardı karşımda şimdi. Tahminen yaşıtım olan bu kız beni zekasıyla dövebilirdi. Haklı olabilir miydi diye düşünmeden edemiyordum. Hava soğumaya başlamıştı ve birazdan üşüyüp gideceğini düşünüyordum. İçinden geçenleri söyleyebilmesine hayran kalmadığımı söyleseydim yalan söylemiş olacaktım. Ne diyebilirdim ki? Buraya gelip oturduğumda ve bu kızı ilk gördüğümde, kesinlikle ona bu cümleleri kuracağımı tahmin etmezdim. Ancak fazla uzun konuşmamalıydım, görünmezde olsa hayata duvarlar örmüştüm. Yaşına göre küçük gösterdiğini düşündüğüm kıza dönüp tekrar baktım. Gözlerini kırpıştırıyor, kendine gelmeye çalışıyordu. Eğer hissettiklerimi tamamiyle söyleyip bende kendimi kaybetseydim üçüncü bir kurtarıcıya ihtiyaç duyacaktım. Atkımı çıkarttım ve ona uzattım. Ben gidiyordum, ancak onun burada oturup düşüneceği çok şey vardı. Gittiğim yer göl kenarıyken neden kaçtığım şey kendi duygularımdı? Ben mi korkuyordum duygularımdan? Zayıf olmak istemiyordum, bildiğim tek işe yarar şeydi bu... Beni şaşkınlıkla inceleyen bir çift gözün artık umutla dolduğunu hisseder gibiydim. Muhtemelen bir iki dakika arkamdan öylece bakacak, daha sonra yarım saat gibi bir süreçte olduğu yerden kıpırdamadan hisleriyle barışacak ve cesur bir hareket yapıp artık Hogwarts'a daha emin adımlarla yürüyecekti. Ona söylediğim sözler, yatakhaneye girdiğimde benim de kulaklarımda yankılanıyordu. Onunla konuşuyordum ancak daha çok sözlerim kendime söylemek istediklerim gibiydi.

    - Sanırım artık gitmeliyim. Duygularından kaçmamalısın, eğer istediğin biri varsa git ve onunla arkadaş ol. Onu da kendini de, kurtarmış olursun Ravenclaw. Eğer bir yere ait olmak istiyorsan... gidip onu bulmalısın. Çünkü beklersen kaybedersin, ben bekledim gelmiyor.

    Son.

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Sen kimsin?   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Sen kimsin?

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Eğlence Ekspresi :: Süpürge Dolabı :: Rp İçi :: 2. Sezon-