AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  



 

Paylaş | .
 

 İrina

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Bryan Rokesmith

avatar

Rp Yaşı : 37
Mesaj Sayısı : 35
Gerçek Adı : Didem

MesajKonu: İrina   Ptsi Mayıs 20, 2013 11:52 am

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

Murathan Mungan

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

The corner of words we didn't finish.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alexis Antoinette

avatar

Rp Yaşı : 26
Mesaj Sayısı : 44
Gerçek Adı : Ceren.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: İrina   Ptsi Mayıs 20, 2013 11:54 am

    Simsiyah bir perdenin ardından gözüken parlak, yeşil gözler direk ona bakıyordu. Kollarını kavuşturmuş, elindeki kadehi yere düşürmemek için zor tutuyordu kendisini. Evlerindeki uğursuz kedi tablosu gibi bir şeydi bu da, insan bakmak istemiyordu; ama yine de bakmamak imkansızdı. Gözlerini bir an olsun onun üzerinden ayıramıyordu. Nihayet kendisini bu çekimden kurtardı ve şarabından ufacık bir yudum aldı, fazlası iyi sonuçlar doğurmuyordu. Hem onunla geçirdiği –dışarıda- bir geceyi mahvetmek istemiyordu sarhoş olarak. Etrafına bakındı, Bryan’ı göremiyordu. Kalabalığın ortasında annesini kaybetmiş çocuklar gibi burkuldu yüreği. Gözleri büyüdü büyüdü ta ki kendisine artık büyüdüğünü ve küçücük sergide adamı kaybetmesinin imkansız olduğunu söyleyene dek. Gözleriyle bulunduğu odayı şöyle bir taradı hızlıca, etrafında onlarca erkek vardı; ama hiçbiri penguen değildi. Merdivenlerden sakince iniyordu, insanların bu tip yerlerde kendilerini zengin gösterme telaşında olmalarını seyrediyordu bir yandan da. Bu tablonun bir benzerine servetimi dökmüştüm daha geçen yıl… Tek yaptıkları birbirlerinden daha pahalıya bir şeyler sayın almak olan boş insanlardı Alexis’in gözünde. Sanata değer veren ve sanatçıyı takdir edip yüceltmek için buraya gelenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Ama Bryan… Son basamağı inmeden önce etrafa şöyle bir daha baktı ve onu gördü. O anda sanki gizli bir güç kızı olduğu yere sabitledi, bakışlarını o taraftan alamıyordu. Gözleri kilitlenmişti, kırpmıyordu bile. Kadının saçları arasında gezinen o ince, uzun parmaklar… Çenesi, Alexis’in kutsal saydığı çenesi kadının yüzünde sadece onun için olan noktalara dokunurken kadının yüzündeki o gülümseme. Kıskandı mı? Evet. İlk kez kıskandığını hissetti, o kadının yerinde kendisi olmak istedi. Bryan’a o duyguları kendisi hissettirmek istedi. Gözlerini ondan ayırmak istemiyordu; ama bir yandan da kalbinin kanadığını hissediyordu. Canı yanıyordu, beyni bir şeyler yapması için emirler yağdırıyordu kaslarına ama söz geçiremiyordu. Elindeki kadehi yavaşça masanın üzerine bıraktı ve bir adım daha yaklaştı onların olduğu yere. Duvarın kenarında sokakta kalmış yavru kedi misali kıvrılmış onların öpüşlerini seyrediyordu. Derince bir nefes aldı kız ve gözlerini kapattı. Bu işkenceye daha fazla katlanamazdı, artık katlanamazdı. Yapabileceğini düşünmüştü; ama yapamayacaktı. Her şey kendi kafasında uydurduğu kocaman bir yalandan ibaretti bir kez daha. Bir kez daha kendi hayal dünyasında yarattığı hayata sahip olduğunu düşünmüştü ve hayat ona yanıldığını göstermişti. Arkasını döndü ve koşar adımlarla dışarıya attı kendisini. Normalde olsa Cosby’i arardı gelip alması için; ama o anda Bryan’a dair her şeyden nefret ediyordu. Ona böyle hissettirdiği için kızıyordu. Bir yandan da ona kızmaya hakkı olmadığını düşünüp kendisine kızıyordu. Buz gibi soğuk yüzüne iğne gibi batarken gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. Ölüyordu, içinde bir şeylerin öldüğünü hissediyordu. Arkasında onun varlığını hissediyordu; ama dönüp bakmak istemiyordu. Ona baktığında hissedeceği şeyin aşk değil de nefret olduğunu fark etmekten korkuyordu. Bakamazdı, çünkü Bryan'dan nefret edemezdi. Buna hakkı yoktu.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Remember the corner of your smell.

Go on hater, hate this:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bryan Rokesmith

avatar

Rp Yaşı : 37
Mesaj Sayısı : 35
Gerçek Adı : Didem

MesajKonu: Geri: İrina   Ptsi Mayıs 20, 2013 12:00 pm

    Gözlerini açtığında onca kalabalık silinmiş, yalnızca Alexis kalmıştı. Alexis ve o. Ve İrina. İrina’yı dokunma duyusuyla hissederken, Alexis’i yalnızca görüyordu; fakat sanki ortada bir terslik vardı. Alexis’i hiç hissetmediği kadar somut bir şekilde hissediyordu. Gözlerinden geçen acıyı, hatta belki üşüşen gözyaşlarını, aklından geçenleri… Hayal kırıklığı, özgüveninde oluşan bir yara, sevilmediğini hissetmenin huzursuzluğu… Ağlar mıydı? Hayır, ağlamazdı. Bunu serginin ortasında yapmanın Bryan’a zarar vereceğini düşünürdü. Ya da, Bryan’ın bundan hoşlanmayacağını. Hangi sebepten olursa olsun kesin olan bir şey vardı ki, rezillik çıkarmamak için kendini tutmasının nedeni mutluluğu değil, Bryan’dı. Genç adam, ellerini dolandıkları saçtan çekip yanaklara kaydırdı, yanaklarından tutup gözlerine baktı ve dudakları arasında mümkün olduğunca fazla mesafe bıraktı. “Seni özledim İrina, fakat şimdi olmaz.” Onun yanında olmaz. Beklemeden gelen misafirini kibarca geri çevirmek zorunda kalmak canını sıkmıştı aslında; fakat onu görmeyi planlamıyordu. Ya da, uyduruk bir tren resmine bakarken dudaklarına aniden birilerinin yapışmasını ve belinden tutmak zorunda kalmayı, öpücüğüne karşılık vermeyi, aniden tutkulu bir öpüşme yaşamayı ve bunu Alexis’in görmesini… Fazla içmiş, bir anda öpücükle karşılaşınca içgüdüsel olarak karşılık vermiş, öpücüğün etkisiyle nefessiz kaldığında ise aklı başına gelebilmişti. Onu hatırlamıştı. Görürse ne kadar çok üzüleceğini… Bryan’ı sevdiğini ikisi de biliyordu ve zaten karşılık görememesi, diğer kadınların varlığından haberdar olması büyük bir işkenceydi. Her kadının isteyeceği özel olmak hissini Bryan en çok yaşatmak isteyeceğine hissettiremiyordu. Alexis’i annesine benzetiyordu ve –kabul etmek istemese de- annesinin içinde bulunmasını istemeyeceği durumlara maruz bırakıyordu. Annesini kraliçeler gibi yaşatmak isterken, tek yaptığı kendisini çok sevmek olan bir kızın önünde tutkuyla öpüşüyordu. Kimi zaman ona acı çektirmeye çalışıp çalışmadığını dahi düşünüyordu. Farkında olmadan bunu yapıyorsa oldukça başarılı olduğunu, Alexis galeriden aceleyle ayrılırken anladı. Onu üzebiliyordu.

    Her zaman babasıyla konuştukları şey, kendi Mary Jane’ini bulmak üzerineydi. Uğruna hayatını değiştirmeyi göze alacağı, önce onun mutluluğunu düşüneceği kadını bulmak üzerine. Bryan galeride İrina ile öpüştükten yıllar sonra fark edebildi Mary Jane’inin aslında hep yanı başında olduğunu. Mary Jane’in beklemek, sabretmek, çok ama çok sevmek anlamına geldiğini fark ettiğinde ömürlerinden uzunca yıllar geri gelmemek üzere gitmişti; fakat bundan pişmanlık duymuyordu. Alexis’le yaşadıkları her anı ona mutluluk vermişti. Aşkın sonradan aralarına katılmasından rahatsızlık duymuyordu, ilişkileri tanıştıkları ilk günden beri değerliydi. Yalnızca, bunu Bryan biraz geç fark etti. Tıpkı Alexis’in onları izlediğini geç fark etmesi gibi. İrina’dan ayrılıp Alexis’in peşinden galeriden çıktığında, bahçenin serin havası yüzüne çarpıp sıkıntıdan ısınan teninde hoş bir etki bıraktı. Saçları rüzgardan dağıldı, düzeltmeye vakti bile yoktu. Alexis’i takip etti, o durduğunda durdu. Hemen arkasındaydı. Uzansa boynunun çok sevdiği kıvrımını öpebileceği bir mesafedeydi; fakat dokunamıyordu. O nasıl hissediyordu, terk edecek miydi? Nefret ediyor muydu? Artık canına tak etmiş miydi? “Üzgünüm Alexis, görmeni istemezdim.” Söyleyebileceği ne vardı ki, bir kuru özürden başka?

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

The corner of words we didn't finish.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alexis Antoinette

avatar

Rp Yaşı : 26
Mesaj Sayısı : 44
Gerçek Adı : Ceren.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: İrina   Ptsi Mayıs 20, 2013 12:03 pm

    Yaşamak istediğim hayat bu, ben bunu yaşamak istiyorum. Onun yanında olmak istiyorum. Onun yanında olmalıyım. Hayır değildi, hayır olmak zorunda değildi. Gitmeliydi, bir kez olsun akıllıca olanı yapıp araksına bakmadan kaçmalıydı adamdan. Ama yapamıyordu. Bütün dünya şuan onu kollarından tutup araksını dönmeye zorluyordu sanki. Ama dönmeyecekti, dönmek istemiyordu. Korkuyordu. Gözlerine hücum eden yaşlara hakim olmak yeterince zordu zaten. Tek istediği yatağına uzanıp ölümü beklemekti yüzyıllar boyunca. Ölmek istiyordu. Roy’dan beri hiç böyle hissetmemişti. Yaşadığı en büyük acının o olduğunu ve daha fazlasını yaşayamayacağını düşünüyordu oysaki. Şimdiyse ciğerlerinin üzerinde sanki bütün hayatının yükü vardı ve kalbi bir saniye sonrasında tekrar atabilmek için insanüstü bir çaba ortaya koyuyordu. “Üzgünüm Alexis, görmeni istemezdim.” Sesini duyduğunda kalbi hızlıca birkaç kez atmadı bu kez. Sadece daha kötü hissetti kendisini, uyumak için ihtiyaç duyduğu o ses şimdi eziyet ediyordu bütün vücuduna. Adama yüzünü dönmedi, yürümeye devam etti. Karanlık sokak boyunca yürüyecekti, nereye gideceğini bilmiyordu. Sadece uzaklaşmak, kaçmak ve kendisini cezalandırmak istiyordu. Tıpkı Bryan’a geldiğindeki gibi. Ama bu kez birisine gitmek değildi niyeti, daha da kötüydü. Nereye gideceğini bilmiyordu. Aklında hiç yer yoktu, sadece yürümek istiyordu. Tabanları patlayana, nefessiz kalana kadar yürümek istiyordu. Dipsiz bir kuyudan çıktı sesi, hüzünlü ve yorgundu. “Gideceğim… Ben, gitme- Gitmeliyim. Gideceğim.”Her daim gülen, çiçekler gibi gülen o gözleri ifadesizdi ve uzaklara bakıyordu. Çok uzağa, belli bir noktaya kilitlenmişti; ama anıların kör edici ışığı vardı bakışlarında. Yürümeye başladı, hızlı adımlarla bir an önce uzaklaşmak istiyordu adamdan. Buz gibi soğuk tenini yakıyordu, yine de kendine gelemiyordu. Yaptığı şeyin ne olduğunu anlayamamıştı hala. Bryan’ı bırakıyordu, onu haklı çıkaracaktı. Bir gün herkes gider derdi, Alexis de gidiyordu işte. Arkasından yaklaşan adımları duyduğunda bir anda durdu ve adamın parmaklarını kolunda hissetti. Onun dokunduğu yerden bütün vücuduna buz gibi bir ürperti yayıldı. Kolunu hızlıca çekip kurtardı adamdan. “SAKIN BANA DOKUNMAYIN. BANA DOKUNMANIZI İSTEMİYORUM!” İlk defa bağırmıştı adama. Yıllardır ilk kez bağırmıştı… Dokunmasını istemiyordu, çünkü o dokunduğunda Alexis böyle hissetmezdi. Genellikle kalbi durma noktasına gelirdi, nefesi düzensizleşirdi ve bayılmadan önce Bryan’a bakıp kendine gelirdi. Ama hayır, bu kez öyle olmamıştı. Midesi bulanmış, ürpermiş –korkmuş- ve şoka girmişti. Kendi içinde yaşadığı çelişkiden dolayı kafası karışmıştı. Bir yanı gitmesi gerektiğini söylerken diğer bir yanı adamı terk etmeye hakkı olmadığını haykırıyordu. Hangisini dinlemeliydi?

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Remember the corner of your smell.

Go on hater, hate this:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bryan Rokesmith

avatar

Rp Yaşı : 37
Mesaj Sayısı : 35
Gerçek Adı : Didem

MesajKonu: Geri: İrina   Ptsi Mayıs 20, 2013 12:04 pm

    Dudaklarında hala İrina’yı hissediyordu, elinin tersiyle ıslaklığı silip onu atmaya çalıştı. Alexis’in yanında kirlenmiş vücutla bulunmamalıydı. Geceleri dışarı çıktığında eve gelir, temizlenirek günahlarından arınır, yeni doğmuş bebek melekler kadar saf –en azından Bryan öyle olduğuna inanır- bir şekilde kıvrılırdı Alexis’in yanına. Zaten onu kollarına aldığında tüm günahlar affolurdu. Onunla olduğunda tüm yanlışlar doğruya dönerdi. Bryan tüm bu olanlardan haberdar olmaması gerçeği değiştiremezdi ya. Uzak bir yerlerde küçük bir kelebeğin kanat çırpmasıyla kilometrelerce uzakta bir hortum oluşuyorken, kelebeği görmediğimiz için varlığından şüphe duyabilir miyiz? Hayır, asla. “Gideceğim… Ben, gitme- Gitmeliyim. Gideceğim.” Bryan farkında olmasa da içindeki manevi açlığı doyurmak için Alexis’e ihtiyaç duyuyordu. Onu incitmek bir ihtiyaçtı, tıpkı onu öpmenin, ona dokunmanın, ona sarılmanın büyük bir ihtiyaç olması gibi. O anda Seni Seviyorum dese, ilişkilerinin gidişatı nasıl olurdu bilinmez ama, dokunmaya çalışıp da reddedildiğinde bunu söylemeye çok yakındı. “SAKIN BANA DOKUNMAYIN. BANA DOKUNMANIZI İSTEMİYORUM!” Pürüzsüz teni elleri arasından kaydı ve tutamadı. Alexis arkasına dönmüş, gözlerine bakıyordu bu sefer. Yüzünde daha önce karşılaşılmayan bir acı ve acıya neden olana bakan gözlerinde nefret vardı. Gözlerinin derinliklerinde, Bryan’ın yetenekleriyle gezdiği saklı bahçelerde hissettiği acının boyutları açıkça ortadaydı. En son böyle bir acıyı Roy’da hissetmişti ve o zaman Bryan’a gelmişti. Daha kaba bir tabirle, teselliyi Bryan’ın kollarında aramıştı. Yani Bryan’ın aklındaki tabirle, şimdi de birilerinin kollarına gider miydi? Bryan’ı bunca yaralayacak bir şey yapar mıydı? Bryan, Alexis’i kayıp mı etmişti?

    Bir kez daha dokunmak için hamle yaptı, onu kolları arasına almak, saçlarına öpücükler kondurmak için bir hamle yaptı. Kasılmış bedeni kurtulmak için çaba harcıyorken Bryan bırakmamak için daha üstün bir çaba harcıyordu. Pamuk ipliğiyle bağlı olduklarının farkındaydı, şimdi ona sırtını dönerse tamiri mümkün olmayan olaylar yaşanabilirdi ve Bryan Alexis’in daima hayatında olmasını istediğinden emindi. “ Alexis, lütfen dinle. İrina’yı ben öpmedim. Birden kendimi onunla… Senin de gördüğün gibi buldum. Ve hemen yanına geldim.” Hemen olmadığını herkes biliyordu, Alexis de dahil. Önce tadını çıkararak öpmüş, özlediği dudaklara özlemini dindirmiş, daha sonra Alexis’i akıl edebilmişti. İşte bu yüzden lanet herifin tekiydi ya. Babasının küfürler savuracağı bir hareket yapmış, bunu temizlemeye çalışmak yüzsüzlüğüne de girişerek Alexis’e sarılmanın dahi temizleyemeyeceği çift katlı günah işlemişti.


_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

The corner of words we didn't finish.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alexis Antoinette

avatar

Rp Yaşı : 26
Mesaj Sayısı : 44
Gerçek Adı : Ceren.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: İrina   Ptsi Mayıs 20, 2013 12:06 pm

    Dokunmanın ibadet sayıldığı o yüze bakarken böyle bir dine inanmak isteyip istemediğini bilmediğini fark etti. Bunu devam ettirmek istemiyordu. İnancı yoktu artık, kalmamıştı. Bryan’a baktığında aşkı iliklerine kadar hissetmek onu rahatlatırdı, kalmak isterdi bu yüzden. Ama şimdi… Yalnızca nefret ve gitme isteği vardı. Kalbi paramparçaydı, bunu yüzlerce kez okumuştu kitaplarda; ama şimdi anlıyordu ne denli büyük bir acı olduğunu. Adam ona doğru bir kez daha hamle yaptığında boş bulundu ve kendini onun kollarında buldu. Bedeni bir anda kasıldı, normal bir erkek dokunduğunda hissettiği gibiydi o anda. Kurtulmak için çaba harcıyordu ama onunla yarışması mümkün değildi. Adam yüzlerce kez daha güçlüydü ondan. “ Alexis, lütfen dinle. İrina’yı ben öpmedim. Birden kendimi onunla… Senin de gördüğün gibi buldum. Ve hemen yanına geldim.” O an gözleri önünde geldi bir kez daha ve Bryan’ı kendisinden uzaklaştırdı. Bütün vücudu sinirden, öfkeden ve çelişkiden dolayı titriyordu. Korku doluydu gözleri ve elleri… “BANA DOKUNMAYIN! İSTEMİYORUM. SAKIN… SAKIN DENEMEYİN BİR DAHA!” Vahşi bir hayvanın gözlerindeki parıltıyı görebilirdiniz o anda kadının gözlerinde. Saf iyilikten oluşan benliğinin kirlendiğini hissediyordu, bunları yaşamak istemiyordu. Yaralanmak istemiyordu, sadece tekrar aşık hissetmek istiyordu. Onunla geceleri dışarı çıkmak gibi bir şeye nasıl kanmıştı. Aşk berbat bir duyguydu, insanı kötü şeyler yapmaya iten bir perde çekiyordu gözlere ve gerçekleri göremiyordunuz. Eğer görebilseydi Bryan’ın onu asla sevmeyeceğini daha temkinli olabilirdi belki. Tek isteği yatağına kıvrılıp uzun bir uykuya dalmaktı şimdi; ama hangi yatağına? Evi yoktu. Ev neresiydi? Evi yoktu. Başını bir anda adama çevirdi ve sertçe baktı. Aşık olduğu adama bakmıyordu, sanki Lukasz, Charles veya Roy’a bakıyordu. Onlardan bir farkı yoktu gözünde. Sahip olmanın hayallerini kurduğu, geceleri bunu düşleyerek uykuya daldığı hayat ellerinden kayıp gitmişti ve bunun tek sebebi kendisiydi. Görmemeliydi, kabul etmeliydi onu. Kabul etmek zorundaydı. “Gideceğim… Gitmem lazım. Eve. Evim nerede? Ev yok. Nereye gideceğim, bir yere gitmeliyim. Nereye.” Monoloğunu tamamladığında kalabalığın ortasındaki altın saçlı kız olmuştu birden. Evini bulmak isteyen ve harikalar diyarında olmayan Alice’ti. Harikalar diyarı buysa eğer, tavşan onu yanlış yere getirmişti. Hayalini kurduğu yer bu olamazdı, o hayat değildi bu. Alexis sadece Bryan’la birlikte olmak istiyordu. İstemişti… O anda ne istediğini o kadar bilmiyordu ki her şey karanlık görünüyordu. Hiçbir seçenek yoktu önünde. Tek yapabileceği gitmekti. Kaçmaktı.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Remember the corner of your smell.

Go on hater, hate this:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bryan Rokesmith

avatar

Rp Yaşı : 37
Mesaj Sayısı : 35
Gerçek Adı : Didem

MesajKonu: Geri: İrina   Ptsi Mayıs 20, 2013 12:10 pm

    “Gideceğim… Gitmem lazım. Eve. Evim nerede? Ev yok. Nereye gideceğim, bir yere gitmeliyim. Nereye.” Bryan yıllar sonra o anları anlatırken, “Alexis’e âşık olduğumu ilk kez bana dokunmayı reddettiğinde fark ettim.” diyecekti. Vücudundaki donuşların bir terapi gibi iyi hissettirdiğini ve dudaklarındaki sıcaklıkla hayat bulduğunu söyleyen Alexis’in gözlerindeki tiksintiyle reddedilmek farkındalık yaratmıştı. Kaybedeceğine ihtimal vermediği Alexis, gitmeye çok yakındı ve o da kendi Mary Jane’ini kaybetmeye… Babası onu affeder miydi böyle bir şey yapsa? Peki ya kendisi affeder miydi? Dikkatlice düşünüp tüm bu soruların yanıtlarının hayır olduğunu fark ettikten sonra hiçbir şey aynı kalmadı. Bryan artık âşık bir adamdı, Alexis aşık olduğu kadın. Ona âşık olduğunu fark etmesiyle âşık olduğunu söylemesi arasında geçen süre onlarca yıla tekabül ediyordu, Bryan’ın kendini buna alıştırdığı ve hazırladığı onlarca yıl… Aşık olmayı kendine yakıştıramazdı. Adam öldüren, işkenceden kaçınmayan, kadınlara acı çektiren ve bundan zevk alan bir sadistin âşık olabileceğine ihtimal vermiyordu. Aşk, kendine yakışmıyordu, birkaç beden büyük geliyordu tüm o romantik hisler. Aşk Alexis sevsin diye yaratılmıştı, nasıl Bryan’ın dudaklarına yakışabilirdi ki? Yakışmadı nitekim.

    “Onun hayatında bir kadın daima üzülüyordu ama üzülen, Bryan’ın üzülmemesini istediği oluyordu.” Bryan eğer Ahmet Altan okuyor olsaydı, bu satırları okurken aklına Alexis’in kolları arasındaki kırılganlığı gelirdi, ya da saçlarına dokunurken hissettiği mutluluk. Bir daha yaşayıp yaşayamayacağını bilemediği ve çok yakınken kaybettiği sevgilisi gelirdi hatırına. Bir kol uzunluğu mesafede durduğu halde aralarına uçurumlar koyan ve göz göze gelmemek için insanüstü bir çaba harcayan Alexis’e ulaşmak neredeyse imkansızdı. “Özür dilerim Alexis. Hatalıydım.” Böylesine yenilgiyi kabullenmiş bir halde, sokak ortasında dikilirken Bryan, yağacak yağmurda ıslanıp sevgilisinin penceresine giden biçare erkekler kadar çaresizdi. Alexis affedecekse, bunu yapmaya da hazırdı. “Gitmek istersen gidebilirsin, biliyorsun. Ama ben gitmemeni, benim yanımda kalmanı tercih ederim.” Aslında Bryan’ın yıllar sonra itiraf edeceği hislerinin numunesiydi bu sözler. Alexis hayatı yaşanabilir kılıyordu. O olmasa da yaşayabilirdi ve bunu yıllarca devam ettirmişti; ama onsuz hayat mantar ravioli ve tatlıdan ömür boyut uzak durmak gibiydi. Nefes almak hayat için birinci şartsa, Alexis bu hayatın şarabıydı.


_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

The corner of words we didn't finish.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alexis Antoinette

avatar

Rp Yaşı : 26
Mesaj Sayısı : 44
Gerçek Adı : Ceren.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: İrina   Ptsi Mayıs 20, 2013 12:12 pm

    Evi yoktu onun. Kaçıp gidebileceği bir yeri, sığınacak bir annesi ve omzunda ağlayacağı bir babası yoktu. Aileye önem vermesi bu yüzdendi, aile olmadan büyüyen bir insan için en değerli şey halini alıyordu bu. Bryan ona aile vermişti. Cosby baba, Statham anne ve Bryan… Bryan neydi onun için? Aşık olduğu adam mıydı sadece? Hayır. Bundan çok daha fazlasıydı. Aşk bu adama karşı hissettiği duyguların yanında çok içi boş bir kavramdı. Bütün varlığı ona bağlıydı, bir ceninin annesiyle arasındaki bağ koparsa öleceği gibi ondan koparsa öleceğini hissediyordu; ama şimdi yolun ortasında durmuş adama bakarken o bağın inceldiğini hissediyordu. “Özür dilerim Alexis. Hatalıydım.” İsminin dünyanın en kusursuz sesinden telaffuzunu duymak bir anlığına zihninin boşalmasına sebep olmuştu. Çok değerli gördüğü bütün anıları yok olmuştu, zaman kavramı uçup gitmiş; sadece Bryan vardı. Ama bu sadece birkaç saniye sürdü. Ardından hemen o kadın geldi gözlerinin önüne. Biliyordu adamın hayatında başkalarının olduğunu; ama görmek çok farklı oluyordu. “Gitmek istersen gidebilirsin, biliyorsun. Ama ben gitmemeni, benim yanımda kalmanı tercih ederim.” Yine gitmek… Geldiği günden beri bunu duymaktan bıkmıştı artık. Gerçekten bıkmıştı, gitmeyecekti. Bunu yüzlerce kez söylemişti ve ne zaman söylese içinde en ufak bir şüphe olmuyordu. Fakat şimdi baktığında şüpheleri vardı. Çünkü gitmek istiyordu, bedeni Bryan’ın karşısında durmayı istemiyordu. Dudaklarının sıcağıyla hayat bulduğu zamanlar çok geride kalmış gibi hissediyordu. Ona dokunmak çocukluğundaki manevi açlığı giderirdi önceden, adama sarılmak içindeki küçük kızı sevindirirdi. Ama şimdi… Ondan uzak olmak, kaçmak istiyordu. Arkasını döndü ve tekrar yürümeye başladı. ”Niye bunu gördüm. Görmek istemiyordum… O tutkuyu hissettim, hala hissediyorum. Üşüyorum.” Kollarını vücuduna sardı, kendi kendisine sarılmak konusunda uzun yıllar boyunca ustalaşmıştı. Gecelerin geçmişin kölesi olduğu ve rüyaların onu uykuya teslim etmediği zamanlarda birilerini hissetmeye ihtiyaç duyuyordu. Bu açığı Bryan’la kapatıyordu yıllardır. Adamın odasına küçük bir çocuk gibi sızıyor ve kanepeye yatıyordu. Fakat sabah olduğunda nasıl oluyorsa onun kollarında açıyordu gözlerini ve dinlenmiş olarak kalkıyordu. Bunları düşündükçe gözleri yaşardı ve nihayet ağlamaya başladı. Hıçkırıkları göğsünü yırtıyordu, daha önce hiç bu kadar içten ağladığını hatırlamıyordu. Dizleri daha fazla onu taşıyamadı ve kaldırımın kenarına oturdu. ”N-nefes alamıyorum… Gitmek istiyorum; ama gitmeye hakkım yok.” Size geldiğim o geceden daha kötüyüm… diye tamamladı sözlerini sessizce. Hayatının en sevdiği bölümü son perdeyi oynuyordu. Perdeler kapanmıştı ve eve gitmek için acele eden seyirciler koşar adımlarla salonu terk ediyordu. Alexis buz gibi kaldırımda kendisini terk edilmiş bir yavru kedi kadar zavallı hissediyordu. Tek istediği Bryan’ın yanında olmaktı; ama aynı zamanda olmamaktı. Onun yüzünden üzüldüğünde yine ona sığınmaktı onun aşkının tanımı.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Remember the corner of your smell.

Go on hater, hate this:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alexis Antoinette

avatar

Rp Yaşı : 26
Mesaj Sayısı : 44
Gerçek Adı : Ceren.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: İrina   Ptsi Mayıs 20, 2013 12:20 pm

    Uzun yıllar sonra en sevdiği ekmeği almak için fırına gittiğinde komşularıyla karşılaşınca anlatacak çok güzel hikayeleri olacaktı elinde. Bryan’a ilk seni seviyorum diyişiyle başlayacaktı ve saatler sürecek bir masala davet edecekti dinleyicilerini. Torunlarına anlatacağı prensesleri kıskandıracak bir aşka nasıl sahip olduğunu –utanmadan- anlatacaktı. Ama bir yandan da düşünüyordu, eğer giderse bunlar olmayacaktı. Adam yanına gelip de ceketini omuzlarına bıraktığında derin bir nefes aldı, o kokuyu iyice içine çekip beynine kazımak istiyordu. Gitmek istiyor muydu hala, evet; ama bir yandan da o hayatı kaçırmak istemiyordu. Hayatı sürekli onu beklemekle geçmişti. Yıllar boyunca aradığı adamı nihayet bulmuşken arkasına bakmadan gidemezdi. Buna hakkı yoktu. Bryan’ı biliyordu ve kabul ediyordu… Onun dokunuşlarıyla hayat bulan hücreleri, nefesiyle ısınan vücudu daha fazla karşı koymak istemiyordu. Çünkü bu çok zordu. “Gitmeye hakkın var. Şu anda yaptığın hiçbir şey için seni sorgulayamam. Ama… ben… üzülürüm.” Üzüleceğini söylediği anda başını kaldırdı ve ona baktı yaşlı gözlerle. Bryan’ı üzecek herhangi bir şeyi yapmazdı, yapamazdı. ”Evimize gidelim ve uyuyalım.” Karşı çıkmaya gücü yoktu. Adam onu kucağına aldığında gözlerini kapattı bıkkınlıkla. Uyumak istiyordu; ama nerede uyuyacağını bilmiyordu. Evini bilmemek onu mahvediyordu. ”İstersen sen yatağımda yat, bu sefer ben koltukta yatarım.” Yüzünü buruşturdu ve başını omzundan kaldırdı. Bir anda gözleri büyüdü, hayatı bundan ibaretti. Bryan istediğinde yatağa girebilmek, istediğinde ayakaltında dolaşmamak… İçinden bir ses bunu fısıldıyordu tıpkı bir şeytan gibi. “Uyuyabileceğim bir yer yok. Evim yok! Orası sizin eviniz.” Gözleri yaşardı ve tekrar ağlamaya başladı. Nefret ediyordu bu huyundan, neden bu kadar güçsüz olmak zorundaydı? Biraz kendine güveni olsa, birazcık kendi ayakları üstünde durabilse arkasından bakmadan gidebilirdi. “Gitmek zorundayım… Sizin için hiçbir anlam ifade etmiyorum, benden nefret ediyorsunuz gitmek istediğim için. Ben de kendimden nefret ediyorum. Gitmeliyim. Gitmeliyim…” Ağırlaşan gözkapaklarına aldırış etmeyecekti bu defa. Bryan’ın omzundan yayılan parfüm kokusunun başını döndürmesine izin vermeyecekti, ya da ses tonuna. Onun sesini duyduğu anda itaat etmek istiyordu; ama bu kez yapmayacaktı. Kucağından inmek istemese de zorladı ve nihayet ayakları yere bastı. Gözleri yorgundu, Bryan’a bakarken hüzünlüydü. Onu bırakmak istemiyordu; ama bırakması gerekiyordu. Bir kez daha Roy’da yaşadığı şeyleri yaşamak istemiyordu. “Her şeyi ben öyle hayal etmişim, bir kez daha… Üzgünüm. Özür dilerim. İçindeki sese yalvarıyordu gitmemesini söylemesi için; ama yapmıyordu. Israrla bu kez sen haklısın, özür dilemene bile gerek yok diyordu ses. Gitmesi gerektiğini, gitmek zorunda olduğunu fısıldıyordu. Adeta zehirliyordu kızı. Başını öne eğdi ve arkasını döndü Bryan’a. Yürümeye başladı, bir kez burnunu cekete yasladı ve kokusunu içine çekti. Dönüp ona sarılmamak için zor duruyordu; ama yapamazdı. Çünkü yapmamalıydı.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Remember the corner of your smell.

Go on hater, hate this:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bryan Rokesmith

avatar

Rp Yaşı : 37
Mesaj Sayısı : 35
Gerçek Adı : Didem

MesajKonu: Geri: İrina   Ptsi Mayıs 20, 2013 12:21 pm





    “Sizin yanınızdayken hiçbir şey bana önemli gelmiyor. Hatta sizden ayrılmak bile. Ama sizden uzaktayken en küçük dert çekilmez oluyor.”

    Simone De Beauvoir, sevgilisi Jean Paul Sartre için bu kelimeleri yazarken, Bryan’ın içindeki hisleri de en uygun sözcükleri betimlemiş olduğunu fark edememişti. Alexis’in kırılabileceğini düşünmezdi, gidebileceğini hep söylerdi; ama bu özgürlüğü kullanmak isteyeceği de aklının ucundan dahi geçmezdi. Fakat ne kadar ciddi olduğunu gördüğü bu günde, onu kaybetmenin dayanılmaz acısını kaybetmeye yaklaştığında anlayabileceğini gördü. Sevecen bir adam olmuş, hayatta seks ve alkol dışında zevk alacak mutluluklar görmeye başlamıştı. Çoğunu gözlerini devirerek karşıladığı Alexis’i mutlu eden bu çocukça zevkler, onu da içten içe eğlendirmeye başlamıştı. Örneğin terasta oturup salıncakta sallanmayı seviyordu; fakat eğer yanında bir bardak viski olursa daha iyi hissedebilirdi. Ya da deniz kenarında Alexis’i kuma gömmek onu dakikalarca güldürebilirdi. Alexis’i ve ona ait her şeyi seviyordu çünkü Alexis ona tek başına keşfedemediği varlığını hediye etmişti. “Uyuyabileceğim bir yer yok. Evim yok! Orası sizin eviniz.” Bryan orada yaşadığı uzun yıllarda evim sözcüğünü kullanmamıştı. Ev, demişti kısa ve öz bir şekilde. Geceleri uyunan, kıyafetlerin saklandığı yer. Tercihen büyük ve havuzlu, opsiyonel olarak içinde çalışanların olduğu… Ama o kadar. Başkalarının yanında sabahladığı uzun gecelerde içinde evine dönmek gibi bir sorumluluk olmuyorsa, gitmek için bir sebep bulamıyorsa, yuvam diyebilir miydi buraya? Diyememişti uzun yıllar. Alexis gelip de orayı soğuk bir evden, sıcak bir yuvaya dönüştürene kadar. “Gitmek zorundayım… Sizin için hiçbir anlam ifade etmiyorum, benden nefret ediyorsunuz gitmek istediğim için. Ben de kendimden nefret ediyorum. Gitmeliyim. Gitmeliyim…” Ah, harika demek böyle hissettirebilmişti. Özel bir çabayla dahi bir insana hissettirmesi çok zor olan fazlalık duygusunu tam tersini istediği halde Alexis’e benimsetmişti. O anda Alexis’ten değil, Irina’dan nefret etti. Yolda gördüğü her eski arkadaşını öper miydi öyle? Düşünmez miydi, kalbi dolu mu diye? Kucağından inmeye çalışan Alexis’e karşı koymadı. Hatta arkasını dönüp yavaşça yürüdüğünde de karşı koymadı. Daha fazla alttan alamayacağını hissediyordu. Anlamıyor muydu, istemiyordu işte gitmesini. Pişmandı. Özür dilemişti. Alexis bu hayatı kabul ettiği ve Bryan bana karışamazsın dediği halde, özür dilemişti. Tüm bunların, çabasının, değişiminin bir önemi yok muydu? Lanet olası bir öpücükle silinebilecek kadar silikler miydi? Bryan için değildi. “Her şeyi ben öyle hayal etmişim, bir kez daha… Üzgünüm. Özür dilerim. Bir kez daha. İlki Roy. İkincisi Bryan. İlk geldiği günü hatırlıyordu. Kendini cezalandırmak isteyen Alexis tüm hayatını etkileyecek bir cezaya bulaşmış, Bryan’la tanışmıştı. Ürkekti, korkaktı. Sabahleyin Bryan’ın böbreğini alıp almayacağının garantisi dahi olmadan bütün gece yatmıştı yatakta. Gece ağlamış, rüyalarında konuşmuştu. Yine eskiye mi dönmüştü? En çok iyileşmesini isteyen Bryan mı yapmıştı hem de bunu? Bir süre Alexis’in arkasından yürüdü, karanlıkta göremediği taşlara çarptı, Alexis’in karanlıkta göremediği gözyaşlarıyla hüzünlendi. Onu kaybedemezdi. Eğer hayatı onunla anlam kazanıyorsa… Neden olmasındı? “Alexis bu gece nereye gidersen git. Yarın sabah erkenden evde ol.” Yol kenarında durdu, ellerini cebine soktu. Gökyüzünde hiç yıldız yoktu, yağışlı bir gece bekliyordu. Belki de bir bulut saklayacaktı Bryan’ın yüreğindeki gözyaşlarını. “Evleneceğiz.” Bu bir teklif değildi, isteyip istemediğini sormuyordu. Pek sık yaptığı bir alışkanlık değildi zaten. Bryan evlenmek istiyordu ve Alexis’e bir yuva vermenin tek yolu buysa fikrini sormasına da gerek yoktu. Yolun ortasında elleri cebinde, reddedilmemek için evlenme teklifini dahi sormaktan korkacak derecede umutsuz, bekledi. Bir kıpırtı, bir ses, Alexis’ten gelebilecek herhangi bir işaret.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

The corner of words we didn't finish.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alexis Antoinette

avatar

Rp Yaşı : 26
Mesaj Sayısı : 44
Gerçek Adı : Ceren.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: İrina   Ptsi Mayıs 20, 2013 12:24 pm

    Adımlarını yavaşlattı, nefes almakta zorlanıyordu. Soğuk bir yandan, az önce gördükleri bir yandan kızı engelliyordu yaşaması için. Gözlerinden akan yaşı adamın ceketine sildi yavaşça ve iyice sarındı ona. Kimi zaman sağ kalabilmek için merhametsiz bir cadı olman gerekir. Kimi zaman bir kadının tutunacağı tek dal budur. Ama bu Alexis için geçerli değildi, onun tutunacak tek bir dalı vardı –Bryan- ve o dalın uçurumdan aşağıya düştüğünü görebiliyordu. Ufak bedeni korkuyla titremeye başlamışken bir kez daha duydu sesini. Demek ki hala vazgeçmemişti, onu bırakmıyordu. Bu iyi bir şeydi belki de. “Alexis bu gece nereye gidersen git. Yarın sabah erkenden evde ol.” Gitmenin anlamı bu değildi ona göre. Okuldan mezun olup da babasına gideceğim dediğinde bir daha dönmemek üzere çıkmıştı evinden. Ve bir daha da geri dönmemişti yanında Bryan olmadan. Çünkü onunla dönmek geri dönmek anlamına gelmiyordu. Olması gereken yer adamın yanıydı, bunu biliyordu. O zamanlar biliyordu en azından. Şimdi nerede durması gerektiğini bilmiyordu, tek gerçekliğini kaybetmişti. Kötü olmaya bile hakkı yoktu onun, ya da gitmeye… Daha hızlı yürümeye başladı, gözyaşlarını saklamak istiyordu. “Evleneceğiz.” Olduğu yerde kaldı, adım atamıyordu. Vücudunda kaynar sular gezmeye başladı, gözleri bakamıyordu çünkü bütün duyuları duyduklarına odaklanmıştı. Az önce duyduğu şeyin gerçek olduğuna inanmazdı, asla. Çünkü Bryan gibi mucizevî insanlar Alexis gibi yolda yürürken her gün karşılaşacağınız ve ufacık bir gülümsemeyi çok göreceğiniz insanlarla evlenmezlerdi. Yavaşça arkasına döndü ve adama baktı. Gözleri yaşlıydı, ama bunu saklamasına gerek yoktu şimdi. Adama doğru yaklaştı yorgun adımlarla. “Düşünmeden karar veriyorsunuz. Bunu kendinize yapmayın…” Evlilik Bryan’a yakışırdı; ama Alexis’le değil. Ophelia gibi kusursuz kadınlara layıktı o. Kendisine baktığındaysa çocuktan başka bir şey görmüyordu kız. Adamın yanında gezen, ona eşlik eden, ona muhtaç olan –onun sevgisine- bir aşıktan başka bir şey görmüyordu. Elini kaldırdı yavaşça ve adamın sıcacık yanaklarına dokundu. Bu iyi gelmişti, birkaç saniyedir tuttuğu nefesini verdi yorgun bir şekilde. Aralarındaki sessizliği bozmak istemiyordu, söyleyecekleri o anı bozacakmış gibi korkuyordu. “ Sabaha kadar düşünün, istemezseniz anlayabilirim. Gerçekten…” Ona dokunmak bir ihtiyaçtı Alexis için, adamın ellerini saçlarında hissetmek ve nefesini nefsinde hissetmek kız için en büyük mutluluk kaynağıydı. Onun yanında huzurluydu yalnızca; ama isterse sadece o istediği için ondan uzak durabilirdi. ”Hiçbir yere gitmiyorum. Özür dilerim, bunu size yapamam. Buna hakkım yok. Çok özür dilerim.” Fısıltıları aralarındaki boşluğu küçültüyordu, uzun sokakta sadece ikisi vardı şimdi. Evlenmenin Bryan için anlamını biliyordu ve bunu ona yapmaya hakkı olmadığını düşünüyordu. Şuanda vazgeçse yine bir şey demezdi. Fakat bir yandan da vazgeçmemesi için dua ediyordu bildiği tüm Tanrılara. Sadece onundu, sadece Bryan’a aitti. Onun Alexis’iydi; ama bunun herkes tarafından kabul görmesini istiyordu. Gözünden bir damla yaş aktı yavaşça, onu terk etmek istemiyordu. ”Gitmek istemiyorum. Sizinle yaşamak istiyorum.” Sadece sizinle ve sizin yanınızda.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Remember the corner of your smell.

Go on hater, hate this:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bryan Rokesmith

avatar

Rp Yaşı : 37
Mesaj Sayısı : 35
Gerçek Adı : Didem

MesajKonu: Geri: İrina   Ptsi Mayıs 20, 2013 12:25 pm



    Alexis yavaşça arkasını döndüğünde, Bryan parlayan gözyaşlarını gördü. Tüm yüzünü ıslatmış ve pınarlarında birikmişlerdi. Gördüklerinin etkisiyle ortaya çıkan damlalar, duyduklarıyla birlikte artarak devam ediyordu Birkaç adım attı Bryan’a, Bryan da ona doğru yürüdü. Bir romantik komedinin, kritik noktadan sonraki kavuşma sahnesinde gibiydiler. Sonsuza dek mutlu olacakları gelecekle aralarında, tek bir jenerik kalmıştı. “Düşünmeden karar veriyorsunuz. Bunu kendinize yapmayın…” Ne yaptığının farkındaydı. Kimi zaman pişmanlık duyacağının da… Ama her erkek yaşardı bunları. Bunaldığında evlenmemiş olmayı dilerdi; ama ellerine bir şans daha verilse aynı kişiyle, daha erken evlenirlerdi. Önemli olan bunalacağı zamanlarda söyledikleri değildi, onunla evlenmekten pişmanlık duymayacağından emin olduğuydu. Alexis küçük ellerini yanaklarında gezdirdi, Bryan başını çevirip avuç içine bir öpücük kondurdu. Başını yana yatardı, gözlerine baktı. Her zaman daha ilerisini anlatan gözlerine… Hislerinin tercümanı ve anılarının koruyucusu zihnine… “ Sabaha kadar düşünün, istemezseniz anlayabilirim. Gerçekten…” Çok geç olurdu. Yıllar sonra, gözünü açtığında Alexis’i görmeyeceği bir gece yaşamak istemiyordu. Sırf bu eksik kalmış duyguyu yaşamamak için dahi evlenmek isteyebilirdi. Bu tek gelecek manevi mutluluk için, korktuğu evliliği göze alabilirdi. ”Hiçbir yere gitmiyorum. Özür dilerim, bunu size yapamam. Buna hakkım yok. Çok özür dilerim.” İşte bu yüzden Alexis’le evlenmeliydi. Hayatına dokundurduğu ellerini çekmesin diye. Onu dönüştürdüğü adam kaybolmasın diye. Bryan sevmeyi öğrenebilsin diye. Hep merak ettiği aşık olma hissini yaşamak için, bir kadını mutlu edebilmenin nasıl bir mutluluk olduğunu öğrenebilmek için... ”Gitmek istemiyorum. Sizinle yaşamak istiyorum.” Ellerini Alexis’in ince beline doladı ve kendine yasladı. Önce anın tadını çıkararak –teklifi kabul edilmiş bir erkeğin mutluluk anı- gözlerine baktı uzun uzun, ardından gözlerindeki yaşları öptü ve nihayet dudakları gizli mabedine ulaştı… "Bu geceyi silmek için ne gerekiyorsa yaparım." Evet, evlilik bunun büyük bir kanıtıydı. Alexis'e bir güvene vermek, sürekli terk edileceği hissinden kurtarmak, yuvası olarak gördüğü evin, gerçekten yuvası olmasını sağlamak için evlenecekti. Tüm bunların yanında, istemiyor muydu evlenmeyi? İstiyordu. Alexis'le evli olma fikri hoşuna gitmişti. Yani, sabah uyandığında kollarındaki yarı çıplak kadının kendi karısı olması fikri fena değildi. Muzipçe gülümsedi ve onu kollarıyla sıkıca sardı. Kimsenin onları izlemediği sokağın ortasında filmin son sahnesini yaşadılar. Bundan sonra olacaklar ikisinin arasında, seyirciler jenerikle oyalanırken gerçekleşecek kısımdaydı. Uzun bir hayatın ilk sahnesi, yaşanacakların habercisi ve henüz gelmeyen en güzel kısım.

    Tek eksik onlar gözyaşları içinde öpüşürken yağmur yağmamasıydı. Bryan’ın gözlerinin dolu olduğunu saklayacak bir bulut yoktu.

    RP SONU

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

The corner of words we didn't finish.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: İrina   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

İrina

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Eğlence Ekspresi :: Süpürge Dolabı :: Rp İçi :: 2. Sezon-