AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  



 

Paylaş | .
 

 and i love her.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aaron Anderson

avatar

Rp Yaşı : 15
Mesaj Sayısı : 354
Gerçek Adı : Selis
Yaş : 19

MesajKonu: and i love her.   C.tesi Mart 02, 2013 10:22 pm


and i love her, a love like ours could never die.

melanie & aaron.



Ucu yeni kesilmiş çizim kalemi, hafif sarıya kaçan renkteki kağıtla temas ettiğinde çıkan ses, Aaron Anderson’ın tam olarak huzura ermesini sağlayabilen tek şeydi. Hafif dokunuşlarla çiziyordu, saçlarını kızın… O güzel ve mis gibi kokan gür bukleleri kaleme almak çok da zor değildi zira, genç adam onun birinin çizim defterinden fırlamış olabileceğinden şüphelenmişti hep. Onu kağıda dökmek için, gözleriyle görmesine gerek yoktu, o hep aklındaydı… Hep zihnindeydi ve bir kez olsun silinmiyordu. Dudaklarını büzdü ve kağıtta biriken, kurşun kalem kırıntılarının üzerine üfledi Aaron, ardından resmine baktı. Gözleri ve dudakları en sona bırakmıştı. Onunla ilgili en çok sevdiği şeylerdi bunlar, en çok özen göstermesi gereken şeylerdi. Derin bir nefes aldı, artık ona olan hislerini kabullenmişti; en azından kendi içinde. Ne zaman dostlarından biri gelip kendisine onunla ilgili bir şeyler sorsa, genç adam reddediyordu. “Ben aşık falan değilim, aksine o beni seviyor,” diye cevap veriyordu. Eh, koruması gereken bir imajı vardı. En azından şimdilik. Ancak kendi içinde bu durumla son derece barışıktı, onu seviyordu ve bu his, daha önce hissettiği tüm hislerden daha güzel ve tatlı bir histi. Aşık olmak… Ah. Aaron işte şimdi tam bir sanatçı olmuştu, aşkın tadına varmıştı ve ona duyduğu açlık bir an olsun azalmıyordu. Başını kaldırdı ve etrafına bakındı genç adam, yüzünde salak bir gülümseme vardı.

Etrafında hiçbir tanıdık olmadığından, bu derece kendisi gibi davranmakta bir sakınca görmüyordu. Yoksa Aaron asla salak salak gülümseyerek etrafına bakınmazdı, asla. Kitap okumakta olan birkaç kız ve erkeğe baktı, hangi binadan olduklarını görmek için atkılarına bakması gerekmiyordu. Çalışkan, bilge Ravenclawlar. Aaron hiçbir zaman bir Ravenclaw ile uzun bir muhabbete girişmezdi, çünkü bu zorlu yolculuktan çıkamayacağını adı gibi bilirdi. Aaron’ın çetrefilli sözleri yalnızca kızlar üzerinde etkiliydi, Ravenclaw olmayan her kızın üzerinde. Genç adam, bir kızla çok kolay laf dalaşına girebilirken, bir Ravenclaw ile böyle bir şey yapmaktan kaçınırdı. O kadar kitap okuyorlar, bunun bir sebebi ve bir de sonucu olmalı. Aaron derin bir nefes alarak, odadaki kitap ve mürekkep kokusunu içine çekti, biraz da çiçek kokusu almıştı. Kütüphane görevlisi, çiçekleri seven biriydi. Başını sağa çevirdiğinde, kitaplarla tıka basa dolu rafları görebiliyordu, yaprakları sararmaya yüz tutmuş, yıllarca öncesinden kalma kitaplar. Hogwarts, antikacılıkla ilgilenen birçok kişi için bir cennet sayılabilirdi. Kütüphanenin tepesindeki pencereden süzmekte olan güneş ışığı, tam ortada duran masayı aydınlatıyordu sadece, geriye kalan kısımlar daha loştu ve Aaron da o loş yerlerden birinde oturuyordu. Başını eğdi tekrar genç adam, ancak bir türlü kalemini kağıtla dans ettirmeye devam etmek istemiyordu canı. Düşünüyordu genç adam, daha ne kadar devam edecekti buna? Onun resimlerini çizmeyi bırakmalı ve kendisi ile konuşmalıydı. Tanrı biliyor ya, onun da kendisini aynı şekilde sevdiğinden emindi. Ancak, genç kız Aaron’ın, onu ne kadar çok sevdiğini bilmiyordu. Genç adamın bunu ona söylemesi gerekiyordu ki, bu Aaron için hayattaki en zor şeylerden biriydi. Duygularını ifade etmek… Bu pek de ona göre bir şey değildi. Hayat boyu, ailesinden böyle davranışlar görmüştü. Ne annesi, ne de babası ona bir sevgi gösterisinde bulunmuşlar, aksine hep mesafeli ve soğuk davranmışlardı. Aaron sevgisiz büyümüş bir çocuktu ve etrafındaki hiç kimseden, sevgisini ifade etmeyi öğrenememişti. Bu yüzdendi belki de, Melanié’nin kalbini bu derece kırıp durması. Bu yüzdendi belki de, kendi kalbini sürekli çiğneyip durması.

“Çocuklar, sadece ders çalışmak istiyorum. Lütfen rahat bırakır mısınız?”

Melanié. Fısıltı ile çıkmış olan sesi, nerede olsa tanırdı Aaron ve nerede olsa bu ses, kalbinin yerinden çıkmasına neden olurdu. Genç adam yutkundu ve hızla çizim defterini kapatıp çantasının içine attı. Ardından, birkaç saat önce adeta saklanırcasına oturmuş olduğu kitaplık rafının arkasından, kafasını uzatıp baktı. Melanié; tüm güzelliğiyle parlayan melek ve diğerleri. Diğer; aptal, gereksiz, embesil… Aaron tekrar geri çekti kafasını, ne yapacaktı? O iki serserinin, Melanié’ye asıldığı kesindi, bir şeyler yapması lazımdı. Hızla ayağa kalkarken, çantasını omzuna geçirdi Aaron, ardından Melanié ve diğer iki çocuğun olduğu yere doğru yürüdü. Mavi gözlü ve kahverengi saçlı olan çocuğun cübbesindeki armaya bakılırsa, kendisi Ravenclaw’dandı. Anlaşılan, Ravenlawlar’la muhatap olmamaca politikasını çiğnemek zorunda kalacaktı. Sarı ve yeşil gözlü, kısa boylu olan çocuk da Hufflepuff’tandı, bu çocuğu tanıyordu, birkaç kez ortak salonda görmüştü ve gereksiz bir kişi olduğunu o zaman bile anlamıştı. “Mel, sadece bana bir şans ver istiyorum. Onu takma, benimle bir randevuya çık.” Melanié yüzünde kibar bir gülümsemeyle çocuğa baktı, Aaron ise, öfkeden bir volkan gibi patlayacakmış gibi hissediyordu. Onların yanına geldiğinde durdu ve yüzünde her zamanki Aaron Anderson gülümsemesi ile, üçüne baktı. Ancak içinden bir ses bu konuda biraz başarısız olduğunu söylüyordu. İçindeki aptal sesi duymazdan gelerek, bakmaya devam etti. “Lanet olsun, Bill. Kapa çeneni,” dedi sarı saçlı çocuk, kahverengi saçlı çocuğa. Ardından Melanié’ye baktı ve “Mel, sen onu dinleme. Aptal bir Hufflepuff işte, senin gibi biri, onun gibi basit biri ile olmamalı.” Aaron kaşlarını çattı. Hem Ravenclaw, hem de Hufflepufflar’ı küçümsüyor.

“Onun adı, Melanié. Ayrıca, o beni seviyor.”

Aaron, güçlü bir şekilde Melanié’nin kolunu tuttu ve genç kızı kendisine çekti. Melanié’nin son derece şaşkın olduğunu tahmin edebiliyordu, ancak yüzüne bakmamayı tercih etti. Bir de yüzüne bakıp kendini kaybetmeyi istemiyordu. Kendisine düşmanca bakmakta olan iki çocuğun haline acıyordu Aaron sadece, ikisi de birer zavallıydı. Melanié, kendisini seviyordu. Bunu neden anlamıyorlardı? Çocuklardan Hufflepufflı olan, “Senin sapıklık yapman gereken başka kızlar da vardır eminim, Anderson,” dedi. Aaron sinirli bir kahkaha attı, bu aptal kendisini ne sanıyordu acaba? “Git o kızlarla ilgilen, Melanié ile uğraşmayı bırak.” Aaron kaşlarını çattı ve Melanié’yi arkasında bırakacak şekilde ilerledi. “Aslına bakarsan, adını bile bilmediğim zavallı, Melanié senden rahatsız oluyor,” dedi Aaron ve başını çocuğun yanındaki Ravenclaw’a çevirdi. “ve senden de. O yüzden şimdi defolup gidin, yoksa ikinizi de mahvederim.” Elbette mahvedemezdi, o bir Hufflepuff’tı. O birini dövemez ve birine lanet büyüsü yapamazdı. Ancak öyle yapacakmış gibi inandırabilirdi karşısındakini Aaron, oyunculuk konusunda hiçbir rakibi yoktu. Şaşkın ve bir o kadar korkmuş bakışlarla ikisini süzdü iki çocuk da, ardından hızla oradan uzaklaştılar. Aaron rahatlamış bir şekilde derin bir nefes aldı.

“Senden nefret ediyorum! İnsanlara bunu mu söylüyorsun? Seni sevdiğim yalanını? Ne cüretle? Sen… Sen kendini ne sanıyorsun? Budala!”

Melanié’nin öfkeli sesi ve sözleri, Aaron’ın gülümsemesine neden olmuştu. Kızgın olduğu zaman çok güzel oluyordu bu kız, bunu onunla ilk tanıştığı andan itibaren biliyordu. Derin bir nefes aldı genç adam, aslında bugün, ona her şeyi açıklayabilirdi. Yalnızlardı ve Aaron, Melanié ile kızgın olduğu zamanlar daha iyi iletişime geçiyordu. “Şey… Aslına bakarsan bu bir yalan değil. Bu gerçek, beni seviyorsun, bayan Phoénix. Hatta sevmekten de öte, bana aşıksın. Beni başkalarıyla görmek seni deli ediyor, her dakika benimle olmayı düşlüyorsun.” Yüzünde hafif bir gülümseme ile kıza yaklaştı genç adam, ve gözlerinin içine baktı. O gözler, içinde kaybolmam için yaratılmış o gözler…

_________________
a day with aaron anderson:
 


En son Aaron Anderson tarafından Çarş. Mayıs 29, 2013 8:03 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melanie Phoenix
VI. Sınıf
VI. Sınıf
avatar

Rp Yaşı : on beş.
Mesaj Sayısı : 4456
Gerçek Adı : dilara.
Yaş : 19

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: and i love her.   Paz Mayıs 19, 2013 11:11 pm


Elindeki kitabı okurken aklında her zamanki gibi yine yakışıklı bir odun parçası vardı: Aaron Anderson. ‘Bir düşünceyi bütün bedenimize işlerken, o bireylerin sadece dış görünüşünü ele alırız. Oysa içlerine işlemiş olan duygunun derinliğini asla göremeyiz.’ Elini kitabın sarı, oldukça tozlu yaprağı üzerinde gezdiriyor, bu cümle gibi önemli noktalarda duruyor ve her seferinde başka hayal dünyalarına uçuyordu genç kız. Nerede olduğunu umursamadan –belki de unutarak- “Kesinlikle!” diye bağırdığında ona çevrilen gözler, genç kızın hoşuna gitmemişti. Mimikleriyle özür dileyerek fısıltı halinde konuşmasına devam etti. “Dışarıdan mükemmel bir fiziğe sahip olabilirsin Ronan. Ama için öküzleşmiş senin. Merlin.. Yüzündeki o pişmiş gülümsemeye ne demeli? Ağğğh!” Düşüncelerini kafasından uzaklaştırdığında sağ eliyle buruşturduğu kitabın sayfasını mahçup bir şekilde düzeltti ve sinirle kapağını kapattı. Neden burada olduğunu kendisi de bilmiyordu. Genelde göl kenarına gider, Slytherin’leri çekiştirir ve Aaron’u keserdi; hayallerinde. Ona olan aşkını bu şekilde dile getiriyordu. Genç adamın, kendisini sevmeyişi ve diğer cadılarla olan yakınlığı yüzünden hayallerinde sadece Aaron’u kesen bir seri katil olmuştu. Bu düşünceleri ne zaman biriyle paylaşsa –ki şimdiye kadar sadece kendi grubuyla paylaşmıştı- sorunlu damgası, hemen ardından da yastık yiyordu. Her şeye rağmen o egoist kişiliğe aşık olduğunu kabul etmiyordu. Onu kıskanıyor, sürekli ondan bahsediyor, onunla hayaller kuruyor, ona şarkılar yazıyor olsa da..

Genç kız, oturduğu sandalyenin poposunu acıttığını farkedip yerinden kalktı ve belinin gevşemesi için arkaya doğru esnedi. Masadaki kitapları göğsüne bastırıp, yenilerini bulmak için rafların arasında dolaşmaya başladı. Bu okuma aşkını nasıl kazandığının farkına kendisi de varamamıştı. Uzun zamandır platoniklik yüzünden canını sıkıp mal gibi oturmaktansa, aşk kitapları okumayı tercih etmişti sadece. Annesiyle kalırken bu aşk kitaplarını daima sıkıcı bulmuş, cinayet kitaplarına olan ilgisi yüzünden zaman zaman dedektif olmayı bile düşünmüştü. Babasını hiç görmemiş olmasına rağmen, onun bu mesleğe sahip olması onu istemsizce mutlu ediyordu. Gerçi hiçbir zaman bir dedektif zekasına sahip olduğunu düşünmemişti. Annesinin betimlemelerine göre kişisel ve fiziksel özelliklerini ne babasından alıyordu, ne de annesinden. Bu konuyu her açtığında ise annesinin farklı şekillerde konuyu değiştirmesini de aklı bir türlü almıyordu. Genç kadını üzmemek adına kafasını kurcalayan bu konuların üstüne düşmemiş, fazla irdelememişti. Vıcık vıcık olan çiftleri asla sevmediğinden aşk kitaplarının bir kısmını okuyordu zaten. Fakat tam bir ‘Romeo ve Juliet’ hastası olduğu söylenebilirdi. Her kelimede büyüleniyor, onlarda kendi aşkını buluyordu. Tabii bu mükemmel aşkın, platonik halini.

‘Sen göz kamaştıran bir parlaklık veriyorsun geceye. Cennetin kanatlı ulağısın başımın üstünde, tıpkı ölümlülerin hayretle açılan gözlerine göründüğün gibi. Tembel bulutlara binip uçarken o havanın kucağında, onu seyreden insanlar gibi hayranlıkla; öylece bakıyorum ben sana.’

Gözlerini bir noktaya dikmiş, kitap raflarına bakıyormuş gibi gözüken genç kız, omzuna dokunan bir şey hisseder hissetmez yerinden fırladı ve göğsüne bastırmış olduğu kitapları yere düşürdü. “Lanet olsun!” Tam eğilecekken arkasından gelip ona hızla çarpan Hufflepuff öğrencisi yerdeki kitapları toplamaya başlamıştı bile. Omzuna dokunan elin sahibi ise yalvaran gözlerle genç kıza bir bakış atmış, ardından da kitapları toplamada genç adama yardım etmeye başlamıştı. Bir müddet şaşkın gözlerle, yere dağılmış olan kitapları toplayan ve mesaya koyan genç adamları izledi. Artık bir şeyler yapması gerektiğini düşününce de gülümseyerek mahçup bakışlı iki genç adama seslendi. “Ah, çocuklar! Yardımınız için çok teşekkür ederim. Ama artık gitmeliyim, tekrar sağolun.” Tam yürüyecekken karşısına dikilen Ravenclaw öğrencisinin yüzüne şaşkın, bir o kadar da boş gözlerle bakmaya başladı. “Melanie. İsminin de yüzün kadar güzel olduğunu biliyor muydun? Uzun zamandır seni arzuluyorum ve seni takip ediyorum. Lütfen bana bir şans ver!” Şaşkınlığı henüz geçmeden, genç adamı ittiren Hufflepuff’a dikti gözlerini. “O kadar dikkat çekicisin ki, gözlerimi senden alamıyorum! Bir ineğe inanacak değilsin ya. Bu tipler kütüphanede gördüğü her tipe yavşarlar. Peki ya, ben? O şansı bana vereceğini biliyorum!” Yüzündeki şaşkınlığı, şapşal bir gülümsemeye çeviren genç kız başını öne eğdi. Ses tonunu yavru kedi misali inceltti ve “Ah, beyler! Ben bu kadar ilgiye alışık değilim! İlginiz için teşekkür ederim fakat gördüğünüz gibi meşgulüm,” dedi elindeki kitapları göstererek. Arkasına döndüğünde, genç adamlardan kurtulmuş olmayı dilemişti ki bu sandığı kadar kolay olmamıştı. Üç dakikalık kütüphane koşuşturması sonunda “Çocuklar, sadece ders çalışmak istiyorum. Lütfen rahat bırakır mısınız?” dedi aynı ses tonunu korumaya çalışarak. Genç adamların yaptığı davranışlar genç kızın egosunu okşuyordu ve bu genç kızın oldukça hoşuna gidiyordu. Fakat kendisinin asla kabul etmediği şeyin gerçek olduğunu lanet olsun ki biliyordu. Genç kız kendisini bir türlü dinlemeyen çocuklar arasında seçim yapması gerekse Hufflepuff’u seçeceğini de biliyordu gerçi. Aaron’un binasında olan biri ile çıkması o binada büyük ses uyandırırdı. ‘Olamaz Aaron! Herkese Melanie’nin sana aşık olduğu yalanını söyledin. Fakat şuan başkasıyla beraber. Seni egoist!’ Yüzündeki intikam gülümsemesi, Aaron’un yüzü aklına geldiğinde yüzünden silinmişti. Bu sırada hala birbirleriyle atışan genç adamlara baktı. “Mel, sadece bana bir şans ver istiyorum. Onu takma, benimle bir randevuya çık.” Kafasını hızla diğer çocuğa çevirdi. Bu olay kavgaya yani eğlenceye dönüşeceğe benziyordu! “Lanet olsun, Bill. Kapa çeneni.” Birbirlerini itekleyen genç adamlar için ne yapacağını düşünmeye başlamıştı genç kız. Bu olayın bu kadar uzamasını iste.. İstiyordu belki ama -herkes egosunun okşanmasını ister- kütüphanede değil! “Mel, sen onu dinleme. Aptal bir Hufflepuff işte, senin gibi biri, onun gibi basit biri ile olmamalı.”

“Onun adı, Melanie. Ayrıca, o beni seviyor.”
Gülümsemesini bitiren şey arkadan gelen o büyülü ses olmuştu. Bu sesi her duyduğunda yerinde öylece kalakalıyor, kalp atışlarını bütün vücudunda hissediyordu. Genç kız, taş kadar sert kesilmiş vücudunu Aaron’un vücudunda hissettiğinde dudaklarını kemirmeye başlamıştı bile. Bu sırada da Aaron’un söylediği sözler kulağında çınlıyordu tabii. ‘O beni seviyor, o beni seviyor, o beni seviyor..’ Öfkeyle yumruğunu sıkmaya çalışsa da vücudunda yayılan kalp ritimleri buna engel oluyordu. “Senin sapıklık yapman gereken başka kızlar da vardır eminim, Anderson. Git o kızlarla ilgilen, Melanie ile uğraşmayı bırak.” Genç kız, gülümsemeyle genç adamın yüzüne baktı ve ardından gözlerini Aaron’un üzerine çevirdi. ‘Budala.’ Aaron ise her zamanki gibi genç kızın bakışlarına aldırmadan sözlerine devam etti. “Aslına bakarsan, adını bile bilmediğim zavallı, Melanie senden rahatsız oluyor ve senden de. O yüzden şimdi defolup gidin, yoksa ikinizi de mahvederim.” Ne demişti, o? Rahatsız olmak? Bu iki şirin varlıktan? Evet, doğru olabilirdi. Fakat bunu söyleyemezdi! Asla ve asla. Genç adamlar bulundukları yerden uzaklaşırken, genç kız vücudunu Aaron’un kollarından kurtardı ve öfkeyle genç adama bağırmaya başladı. “Senden nefret ediyorum! İnsanlara bunu mu söylüyorsun? Seni sevdiğim yalanını? Ne cüretle? Sen… Sen kendini ne sanıyorsun? Budala!” İşte yine başlıyorlardı.. Melanie genç adama bağırıyor, genç adam ise sadece gülüyordu. Vee bingo.. Az sonra laf sokma yarışları başlayacaktı. “Şey… Aslına bakarsan bu bir yalan değil. Bu gerçek, beni seviyorsun, bayan Phoenix. Hatta sevmekten de öte, bana aşıksın. Beni başkalarıyla görmek seni deli ediyor, her dakika benimle olmayı düşlüyorsun.” Genç kız, gözlerini gözlerine odaklamış olan adama baktığında kalbinin atışlarını Aaron’un da duyduğunu düşüncesine kapılmıştı. Zaten deli gibi çarpan kalbi, o gözler yüzünden iyice hızlanmıştı. Gözlerini genç adamın gözlerinden ayırdı ve genç adamı arkasında bulunan masaya dayadı. “Asla vazgeçmeyeceksin değil mi? Bana sahip olmak istiyorsun fakat ben seni istemiyorum. Bu yüzden asla vazgeçmeyeceksin. Gidip dışarıda yalnız dolaşan kızlara bulaşmıyorsun çünkü hepsi senin için köle olacak kadar acizler Ronan. Ama ben sana asla ilgi duyma..” Bu sözleri ağzından çıkarmak istese de kalbinin acıdığını hissedip cümlesini yarıda kesti. “Ama ben sana ilgi duyan kızlardan da nefret ediyorum.” Ellerini genç adamın üzerinden çekti ve alt dudağını ısırarak başını öne eğdi. Ve karşınızda, masum Mel..

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Proud to be an ox. ♥

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
hear me roar:
 

çok güzel roksen taklidi yapıyorum:
 


En son Melanie Phoenix tarafından Paz Haz. 09, 2013 1:21 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://melaniephoenix.tumblr.com/
Aaron Anderson

avatar

Rp Yaşı : 15
Mesaj Sayısı : 354
Gerçek Adı : Selis
Yaş : 19

MesajKonu: Geri: and i love her.   Çarş. Mayıs 29, 2013 8:00 pm


"Asla vazgeçmeyeceksin değil mi? Bana sahip olmak istiyorsun fakat ben seni istemiyorum. Bu yüzden asla vazgeçmeyeceksin." Aaron Melanie'nin bu yalanları söylemekte ne kadar başarısız olduğunu fark etti ve yavaşça daha da yaklaştı kıza, onu kollarına almamak ve öpücüklere boğmamak için kendini zor tutar haldeydi. Lanet olsun, bu kıza cidden abayı yakmıştı. "Gidip dışarıda yalnız dolaşan kızlara bulaşmıyorsun çünkü hepsi senin için köle olacak kadar acizler Ronan. Ama ben sana asla ilgi duyma.."Nasıl olduğunu anlamadan, onu arzulayan, aşk kurbanı bir aptal oluvermişti. Seviyordu kurban olmayı ve hayat boyu olmaya da razıydı, eğer Melanie ise bunun sebebi. Küçükken annesine aşık olmanın nasıl bir şey olduğunu sorardı Aaron hep, çünkü eğer annesi ve babasının arasındaki gibi şey gibiyse aşk, Aaron ondan istemiyordu. Ancak annesi ona, babaları ile aralarındakinden çok farklı bir şey anlatmıştı, çok daha güzel bir şey, çok daha hayran olunası, uğrunda yaşanılası bir şey... Yaz güneşi yüzüne öpücükler kondurduğunda içine dolan mutluluk gibiydi aşk, çikolatalı dondurmadan aldığın ilk kaşıkta hissettiğin mutluluk gibi, kahkaha gibi, kuşlar gibi, kalem ve kağıt gibi. Şimdi tüm o güzelliklerin bir narin ve uzun bedende toplanmış, Aaron'ı büyülüyor olması gerçekten harikulade bir şeydi. Aaron annesinin ona aşkı anlatırken gözlerinin nasıl parladığını görmüştü, babasına ve Aaron'a bakarken hep sert ve soğuk olan kahverengi gözler, aşkı düşünür ve sözcüklere dökerken bir anda sıcacık oluvermişlerdi. Babasını görünce böyle şeyler hissedip hissetmediğini sorduğunda, annesi Aaron'a gidip oyun oynamasını söylemiş ve kalkıp gitmişti. Ama Aaron umursamamıştı onu, pencerenin önüne geçmiş ve Londra'yı seyrederek aşkı düşünmüştü. Acaba ne zaman bulacaktı onu? Nasıl bulacaktı? Aslında pek istekli olduğu söylenemezdi. Annesi acı çekeceğinden de bahsetmişti. 'Bazen canın öyle yanar ki, kalbine onlarca kez hançer saplandığını düşünürsün. Ölmek istersin, ama ölmezsin. İşkencelerin en kötüsüdür,' demişti, sanki bunu çok iyi biliyormuş gibi. Aaron bu kadar güzel bir şeyin, aynı zamanda nasıl bu kadar acı verebileceğini anlayamamıştı ve korkmuştu. Aaron acı çekmek istemiyordu, onu mutsuz edecek bir şeyi yaşamak yerine aşık olmazdı, daha iyiydi.

Nitekim, istediği şey de olmuştu. On beş sene boyunca hiç aşık olmadan ve hiç acı çekmeden, tam tersi başkalarına acı çektirerek yaşamıştı. Ancak artık işler değişmişti, Melanie, onun güzel Melanie'si onu değiştirmişti ve Aaron artık onsuzluğa katlanmayacaktı. "Ama ben sana ilgi duyan kızlardan da nefret ediyorum."Birbirlerinden nefret ettikleri zamanlar olacaktı, delice kavga ettikleri ve birbirlerini öldürmek isteyecekleri zamanlar... Ama her şeye rağmen, birbirlerine aşık olacaklardı hep. "Bir kez olsun o güzel dudaklarını kapalı tut, Phoenix," dedi Aaron boğuk bir sesle ve bir elini kızın beline doladı, diğer eli ile de kızın boşta kalan elini sıkıca tuttuktan sonra, günlerdir arzuladığı dudakları kendi dudakları ile kapattı. Yaz güneşi, çikolatalı dondurma, kalem ve kağıt...

_________________
a day with aaron anderson:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melanie Phoenix
VI. Sınıf
VI. Sınıf
avatar

Rp Yaşı : on beş.
Mesaj Sayısı : 4456
Gerçek Adı : dilara.
Yaş : 19

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: and i love her.   Cuma Mayıs 31, 2013 8:43 pm


Titrek bedeninde, genç adamın bedenini her hissettiğinde gözlerini ele geçiren karanlık daha da siyahlaşıyordu. Odadaki ışık anlamsız bir şekilde kayboluyor, gözleri sadece genç adamı görüyordu. Yüzündeki her kıvrımı ezberlemişti, her köşesini. Onu herkesten ayıran kokusu, öldürmek istiyordu genç kızı. Evet, amacı buydu. En hafif meltemde dahi etrafa yayılan o hoş koku, genç kızın kalp atışlarını durdurmak için yeterliydi. Belki de gerçekten bunu istiyordu. O, fazla mükemmeldi ve genç kızın kalbini yerinden söküp atmak için çaba sarfediyordu. Eğer amacı buysa, amacına çoktan ulaşmıştı. Genç adamın teni, tenine her dokunduğunda kaburgalarının içindeki boşluğu daha çok hissediyordu. Hızlanan solukları, kalbindeki boşluğu kuru bir hava akımıyla dolduruyordu sadece. Daha sonra içinde kopan fırtınalar canını pek fazla acıtmıyordu artık, buna alışmıştı. Boşuna didindiğinin farkındaydı belki de. Fakat bir şeyden bu kadar kolay vazgeçemezdi ve bundan nefret ediyordu. Aldığı her solukta, soluk borusuna giren havanın daha da azaldığını hissettiğinde kurumuş dudaklarını araladı. Genç adam düşüncelerine öylesine kapılmıştı ki ortamı yumuşatmak için bir şeyler söylemek istemişti. Konuşmak üzere diliyle dudaklarını ıslattı ve derin bir nefes aldı. Ses tellerindeki titreşimi, vücudunun içinde dahi hissediyordu. Ses telleri, sanki dışarı çıkıp genç kızın içindeki her şeyi haykırmak istiyorlardı. Genç kız, ağzını sıkıca kapattı ve olayları akışına bırakmak istediğine karar verdi.

“Bir kez olsun o güzel dudaklarını kapalı tut, Phoenix.” Genç adamın elini, belinde hissettiğinde kaburgaları titremeye son vermişti. İçindeki boşlukta hava akımını hissetmiyordu, hissettiği şey.. Garipti, anlatılamayacak kadar güzel ve garip. Dudakları, genç adamın dudakları ile birleştiğinde, kendini bulunduğu dünyadan tamamen soyutladı. Elini, genç adamın son derece sıcak olan ellerinden ayırıp, genç adamın buz kesilmiş boynuna doladı. Boyu genç adama göre daha kısa kaldığı için parmak uçlarında yükseldi ve nefes nefese kaldığını hissettiğinde dudaklarını, genç adamın dudaklarından ayırdı. Gözlerindeki parlaklık, her zamankinden daha belirgin bir hal almıştı. Odadaki karanlık bir anda müthiş bir ışık demetinin baskısı altında kalmış ve aydınlık bir hale dönüşmüştü. Bulutların üzerinde kendilerine bakmakta olan Eros’u görüyordu. Fakat, bu davranışın –bu öpücüğün- kendisine özel olmadığını biliyordu. Ellerini genç adamın göğsünden aşağıya doğru indirdi ve bir adım geriye çekildi. “Hayır, Ronan. Bu sefer bu oyuna dahil olmayacağım.”

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Proud to be an ox. ♥

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
hear me roar:
 

çok güzel roksen taklidi yapıyorum:
 


En son Melanie Phoenix tarafından Paz Haz. 09, 2013 1:23 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://melaniephoenix.tumblr.com/
Aaron Anderson

avatar

Rp Yaşı : 15
Mesaj Sayısı : 354
Gerçek Adı : Selis
Yaş : 19

MesajKonu: Geri: and i love her.   C.tesi Haz. 08, 2013 1:15 pm


Kızın narin parmaklarını boynunda hissettiğinde içi rahatladı Aaron'ın, bir an için terslenmeye devam edecek sanmıştı ki bu, pek de alışık olduğu bir şey değildi. Terslenmeyi hak etmeyecek kadar iyi hissettirirdi kadınları, her ne kadar onlarla cinsel bir münasebet içine girmediği zamanlarda tam bir odun olsa da. Hem bu sefer farklıydı her şey, bu sefer aşık olmuştu bu kıza ve asla bırakmayacaktı onu. Chris ona kahkahalarla gülmüştü düşüncelerini söylediğinde, Aaron ise arkadaşının sırtına sertçe vurmuş ve onun kahkahalarına katılmıştı ancak elbette bu duygularını azaltmamış ya da değiştirmemişti. Melanie onun için farklıydı, hep farklı olacaktı ve en başında da onun farklı olacağını anlamıştı. O gün, koridorlarda Aaron'a meydan okurcasına baktığında anlamıştı, müzik odasında ona söylediği sözlerde... Gözlerinde, yüzünde, bakışlarında, konuşmasında... Ve o ilk tanıştıkları andan itibaren bu kadar acımasız olmasının sebebi buydu genç adamın. Bu kadar kötü davranmasının, bu kadar çekilmez olmasının. İstemeden de olsa kızı denemişti ve Melanie, onun Melanie'si, en kötü davrandığı zamanlarda bile onu bırakmamıştı. Benim inatçı sevgilim. Melanie aniden ondan ayrıldığında elektrik çarpmışa dönen Aaron, şaşkınlıkla gözlerini araladı ve birkaç dakika havada kalan kolları yavaşça aşağı düştü. "Hayır, Ronan. Bu sefer bu oyuna dahil olmayacağım." Aaron güldü, bunları söylerken bile ona 'Ronan' demesi genç adamın öyle hoşuna gidiyordu ki. Ona Ronan diyen tek kişi olmasını istiyordu Melanie'nin ve bunu sonsuza kadar yapmasını istiyordu.

Ondan uzaklaşan Melanie'ye doğru bir adım attı yeniden. Ne kadar kaçarsa kaçsın, kurtulamazdı artık. Onundu, onun olacaktı, onun olmalıydı. Kızı omuzlarından sıkıca tuttu Aaron ve kendine çekti, gözlerini kapattı birkaç saniye ve kokusunu içine çekti. "Artık gitmek yok, Melanie. Kaçmak yok. Artık sarılmak var, öpüşmek... Sen benimsin, ben de senin. Bundan sonra aptalca oyunlar yok. Yalnızca gerçek var, ve o gerçek ise tek bir kelime; aşk." Aaron tekrar kızı öptü dudaklarından, önce ağır bir tekme ve sonrasında göğsüne yumruklar yemişti ama önemli değildi, dudaklarını kızdan ayırdığı birkaç saniye sırıttı ve tekrar öptü Melanie'yi. O da anlayacaktı bunu istediğini, ne kadar zor olursa olsun Aaron'a ait olduğunu ve Aaron'la birlikte olmaktan başka bir şey istemediğini. Tıpkı Aaron'ın ona karşı hissettikleri gibi. Aşktı bu, ölüm gibiydi. Ondan kaçabilirdiniz ama eninde sonunda sizi yakalar ve huzura kavuştururdu. Bazen acı çektirirdi, bazen ise tek kurtuluş yolu olarak çıkardı karşınıza. Bir ödüldü ve aynı zamanda bir cezaydı. Ama her ne olursa olsun, ondan kaçmak aptallıktan başka bir şey değildi.

_________________
a day with aaron anderson:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melanie Phoenix
VI. Sınıf
VI. Sınıf
avatar

Rp Yaşı : on beş.
Mesaj Sayısı : 4456
Gerçek Adı : dilara.
Yaş : 19

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: and i love her.   Paz Haz. 09, 2013 1:20 pm


Genç adam, kendisinden uzaklaşan kıza bir adım atarak genç kıza yaklaştı. Genç kızın kafasının içinde dört bir yana dağılmış olan düşünceler, düşünme kapasitesini düşürüyordu. Şuan gerçekleşen olaylar, gerçek miydi? Yoksa yine kitapların büyüsüne kapılıp, derin hayallere mi dalmıştı? Gözlerini sıkıca kapattı ve açtığında bunların bir hayal olmaması için Merlin’e yalvarmaya başladı. Gözlerini açtığında, hala karşısında duran Ronan’ı görünce içindeki rahatlamayla derin bir nefes aldı. Aldığı nefesin tüm organlarına dokunduğunu hissettiğinde, nefesini yavaşça dışarı saldı. Havaya bıraktığı nefes o kadar güçlüydü ki, dışarıda oluşan hava akımı net olarak görünüyordu.

Omuzlarında hissettiği el, her zamankinden daha sıcaktı, güvenilirdi. Genç adamın dudaklarından dökülen her kelime, genç kızı daha da büyüsüne katıyordu. “Artık gitmek yok, Melanie. Kaçmak yok. Artık sarılmak var, öpüşmek... Sen benimsin, ben de senin. Bundan sonra aptalca oyunlar yok. Yalnızca gerçek var, ve o gerçek ise tek bir kelime; aşk.” Kalbi her zamankinden daha güçlü ve orantısız atıyordu. Ölümü az önceki gibi kalbinin durmasıyla olmayacaktı bu sefer. O kadar hızlı çarpıyordu ki, göğüs kafesi kalbini her atışta zedeliyor, kalbi patlamak istiyordu. Patlamak ve içindeki aşkın bir kısmını dahi olsa, dışarı bırakmak. Buna aşk demek yada bu duyguyu tanımlamak mümkün değildi, genç kıza göre. Aşk; acı çekmektir. Ölmeden, binlarce defa ölmektir ve kaybetmektir. Bu yüzden genç kızın yaşadığı şeye aşk demek, nankörlük olurdu. Genç adam onu her öptüğünde, o kadar çok ölüme yaklaşıyordu. Dudakları birbirinden ayrıldığında, genç adamın gülümsemesini ve gözlerini görmek hayattaki her şeye bedeldi. Başını genç adamın göğsüne yasladığında birbirlerine ait olduğunu bir kez daha anladı. Efsanelere göre birinin göğsü, size tam uyuyorsa o kişi aradığınız kişidir. Gülümsedi ve genç adamın belini sıkıca kavradıktan sonra “Benimle dalga geçmeye sakın kalkma, Ronan. Bu kadar etkileyici bir dil kullanmasaydın kesinlikle sana aşık olmazdım. Hayır, kabul etiyorum,” dedi kıkırdayarak. Başını, genç adamın göğsünden kaldırdı ve gözlerini, genç adamın gözlerine dikti. Genç adamın yan gülümsemesine daha fazla dayanamayacağını anladığında, bedenini tamamen genç adamla bütünleştirdi ve dudaklarını genç adamınkilerle buluşturdu. ‘Artık sarılmak var, öpüşmek…’

you'll be mine and i'll be yours.
all i know since yesterday is everything has changed.


RP SONU.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Proud to be an ox. ♥

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
hear me roar:
 

çok güzel roksen taklidi yapıyorum:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://melaniephoenix.tumblr.com/
Sponsored content




MesajKonu: Geri: and i love her.   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

and i love her.

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Eğlence Ekspresi :: Süpürge Dolabı :: Rp İçi :: 2. Sezon-