AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  



 

Paylaş | .
 

 a surprise causes an endless love

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Nava Lancaster

avatar

Rp Yaşı : 30.
Mesaj Sayısı : 282
Gerçek Adı : somebody stole my name!

MesajKonu: a surprise causes an endless love   Paz Şub. 10, 2013 3:04 am

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Richard & Nava

_________________
live the life you love:
 
and love the life you live.
that's what happens:
 
when richie becomes such a big ashufte.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.facebook.com/pepper.pottsy
Nava Lancaster

avatar

Rp Yaşı : 30.
Mesaj Sayısı : 282
Gerçek Adı : somebody stole my name!

MesajKonu: Geri: a surprise causes an endless love   Paz Şub. 10, 2013 3:05 am

    Pek de iyi geçmeyen bir telefon görüşmesinin ardından, sinirlerine hakim olamayarak hışımla telefonu yatağa fırlattı genç kadın. Elini, sabahtan bu yana hafiften karışmış olan saçlarına götürürken “Bir bu eksikti,” diye söylendi kendi kendine. Birkaç hafta önceki o davetten beri istediği gibi odaklanamıyor, dikkatini işine veremiyordu. Dolayısıyla bu da işinde pürüzlerin çıkıp küçük detayların canını sıkmasına neden oluyordu ve Nava bu ayrıntıları göz ardı edebilecek rahatlıkta biri değildi. Son günlerde çoğu şeyin ters gitmesi sinirlerini yıpratmıştı ve bu ruh halinden bir an önce kurtulması gerekiyordu. Derin bir nefes alarak kendini sakinleştirmekle başladı işe. Ardından da ılık bir duşun üzerindeki negatif enerjiyi biraz olsun azaltacağını umarak banyoya yöneldi. Duş başlığından hızla akan ılık su, gerçekten de bedenini rahatlatmayı başarmıştı fakat zihnini türlü sorunlarla boğuşmaktan kurtaramamıştı maalesef. Kötü niyetli düşünceler hala inatla genç kadının beynine hücum etmeye devam ediyorlardı. Nava, bornozuna sarınmış bir şekilde banyodan çıktığında aniden duyduğu yere düşen tahta sesiyle irkildi. Ses, düzenli aralıklarla dört-beş kere tekrarlandıktan sonra sona ermişti. Genç kadın, merakla sesin geldiği yöne gitti ve ahşap masanın üzerinde olması gereken özel yapım matruşkanın parçalar halinde zemine dağılmış olduğunu gördü. Oflayarak yere eğildi ve parçaları toplayıp birleştirdi. Matruşka tekrardan eski halini aldığında onu masaya koydu ve o sırada da matruşkanın yere düşmesine sebep olan şeyi gördü. Sevimli bir baykuş, ayağına oldukça ihtişamlı görünen kaliteli bir zarf bağlı halde öylece duruyordu. Genç cadı, zarfın ne olduğunu anlamaya çalışır gibi gözlerini kıstı ve temkinli bir şekilde ipi çözerek zarfı eline aldı. Zarfa göz gezdirdiği sırada gözüne çarpan Richard Harvey ismiyle bir anda göz bebekleri gereksiz bir heyecan ve ufak bir şaşkınlıkla büyüdü. Richard yalnızca birlikte çalıştığı biriydi, o kadar. Öyle de kalması gerekiyordu. Nava duygularını kontrol edemediği için kendine kızdı ve zarfı açmaya koyuldu. Kelimeleri yutar gibi aceleyle okurken bir yandan da hızla çarpan kalbini görmezden gelmek için çaba harcıyordu. Bu bir davetiyeydi. Harvey Şirketleri, yeni bir organizasyon görüşmesi için Harvey malikanesinde bir iş yemeği düzenlemeyi planlıyordu ve Nava da davetliydi. Yemeğin şık bir lokantada değil de malikane ortamında verilmesi genç kadına tuhaf gelse de bunu fazla yadırgamadı. Ne de olsa Richard, piyasadaki çoğu kişinin bildiği üzere beklenmedik ve ilginç bir adamdı. Belki de insanları –ve her ne kadar kabullenmek istemese de Nava’yı- kendisine çeken özelliği buydu. Genç kadın, kağıdı zarfla birlikte masaya koyarken bu davete icabet edip etmeyeceğini düşündü. Richard’ı tekrar görmenin kendisi için zor olacağını ve duygularını harekete geçireceğini biliyordu. Öte yandan, davete katılmazsa kariyeri için oldukça önemli bir fırsatı kaçırmış olacaktı ki bu hiç de profesyonelce bir davranış olmazdı. Nava, elini alnına dayamış bir şekilde kararsızlık çukurunda bir süre debelendikten sonra davete gitmenin daha doğru olacağı kanısına vararak biraz olsun rahatladı. En azından şimdi ne yapacağını biliyordu. Bakışlarını duvardaki saate doğrulttuğunda hazırlanmak için oldukça bol zamana sahip olduğunu görüp sevindi ve saçlarını kurutmak ve şekil vermek üzere banyoya gitti. Saçıyla işi bittiğinde bu kez de odasına yönlendi. Dolabını açıp elbiseleri sırayla incelerken ne giyeceğine karar vermenin en az davete gidip gitmemeye karar vermek kadar zor olduğunu fark etti. Dolabının önünde öylece ne kadar dikildiğini bilmiyordu ama sonunda beyaz, şık, diz üstü bir elbisede karar kılmayı başardı genç cadı. Elbiseyi askısından çıkarttı ve özenle giydi. Sonra da siyah, topuklu ayakkabılarını geçirdi ayağına. Şimdi sıra makyaja ve takılara gelmişti. Aynasının önüne geçerek fazla ağır olmayan, sade bir makyajla süsledi yüzünü. Hemen ardından da elbisesiyle uyumlu takı arayışına geçti. Abartılı olmak istemediğinden yalnızca parmağına geçirdiği birkaç gümüş yüzükle yetinmişti. Tüm bu hazırlıkları yaparken, fazla aceleci davranıp erkenden hazırlandığını düşündü ve endişelendi bir an. Fakat saate yeniden baktığında zamanın hızla akıp gittiğini görüp şaşırdı. Oysa kendisi seri hareket ettiğini düşünmüştü ve görünüşe göre yanılmıştı. Kıyafetini ve takılarını seçmek için tahmin ettiğinden de çok zaman harcamış olmalıydı. Yine de önemli olan hazırlığını zamanında bitirmiş olmasıydı.

    Genç kadın evden ayrılma vaktinin geldiğini gördüğünde, önceden seçmiş olduğu minik, metalik renkteki çantasını eline aldı ve limuzini hazırlaması için şoförüne haber verip dışarı çıktı. Kısa bir süre bekledikten sonra siyah limuzin geldi ve Nava’nın önünde durdu. Genç cadı, içinde heyecan dolu bir kıpırtıyla limuzine binerken hala hislerine engel olamadığını fark ederek hayıflandı. Yoksa davete gitmeyi seçerek yanlış bir tercih mi yapmıştı? Yine de artık bunları düşünmek için çok geçti. O yüzden saçının bozulmamasına dikkat ederek başını koltuğa yasladı ve yolculuk boyunca kendi kendine yemeğin sorunsuz geçeceğini tekrarlayıp durdu. Şoförü, malikaneye varıldığını haber verdiğinde genç kadın kendine çeki düzen vererek indi arabadan ve görkemli malikaneye doğru yürüdü. Telefonundan saati kontrol etti, tam vaktinde gelmişti. Rahatlayarak derin bir nefes aldı ve malikanenin kapısına doğru yürüdü. Tam kapıyı çalmak üzereydi ki kapının açık olduğunu fark edip eliyle hafifçe ittirdi. Karışmış aklı eşliğinde tereddütlü bir adımla içeri girdi. Etrafın karanlık olması kafasını daha da karıştırmıştı, buna rağmen yavaşça ilerlemeye devam etti. Çeşitli yerlere dizilmiş birçok mumun ortama loş bir ışık verdiğini gördüğünde artık hayal gördüğünü sanmaya başlamıştı. O sırada kulağına çalınan hoş bir müzikle birlikte bakışlarını mumlardan aldı ve sesin kaynağını bulmaya çalıştı. Ancak bunun yerine bulduğu şey, elinde kırmızı bir gül tutmakta olan ve öldürücü derecede yakışıklı görünen Richard Harvey’di. Nava, gözlerine inanamayarak şaşkınlıkla karşısındaki adama baktı ve emin olmak istermişçesine “Richard?” diye sordu temkinli bir sesle. Şok olmanın verdiği etkiyle ilerlemeyi durdurmuştu. “Ben, burada bir davet olduğunu sanıyordum, şey, tarihi falan mı yanlış okudum? Ben, üzgünüm,” dedi afallamış bir şekilde. Sesinin çok cılız çıktığının farkındaydı fakat şu an bunu umursayamacak kadar şaşkın ve çaresizdi. Kendini zorlayıp yeniden Richard’a baktı ve kalbinin sıkışmasına engel olmaya çalışarak yapacağı açıklamayı bekledi.

hihi:
 

_________________
live the life you love:
 
and love the life you live.
that's what happens:
 
when richie becomes such a big ashufte.


En son Nava Lancaster tarafından C.tesi Şub. 23, 2013 2:00 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.facebook.com/pepper.pottsy
Richard Harvey

avatar

Rp Yaşı : 32
Mesaj Sayısı : 420
Gerçek Adı : Selis
Yaş : 19

MesajKonu: Geri: a surprise causes an endless love   Paz Şub. 10, 2013 12:59 pm

    Gözlerini açtığında yeni bir güne açtığında, o yeni günün hayatının en güzel günü ya da en kötü günü olacağını fark etti. Her şey tek bir kişiye bağlıydı, tek bir kadına, tek bir kadının sözlerine. Nava Lancaster. Richard hayatının aşkı olduğunu düşündüğü kadının onu reddetmesi üzerine ağır bir depresyona girmek yerine- ki bu hiç de onun tarzı bir şey değildi- şansını bir kez daha denemeye karar verdi. Başucunda duran davetiyeyi eline aldı ve gözlerini birkaç kez kapatıp açtıktan sonra yazanları okudu. Harvey Malikanesin’de düzenlenecek olan iş yemeğine davetlisiniz. Sadece Nava için yaptırmış olduğu davetiyenin bir kopyasını kendisi için ayırmıştı. Nava onu reddederse hayat boyu kalbinin kırılmış olduğunu hatırlamak için taşıyacaktı o davetiyeyi yanında, ancak eğer genç kadın onu kabul ederse ve ona bir şans verirse yine bu güzel ve mükemmel günü hatırlamak adına saklayacaktı davetiyeyi. Richard hızla yatağından kalktı ve banyoya doğru yürüdü. Soğuk bir duş alıp kendine gelse iyi olacaktı, yine çok geç yatmıştı ve Nava’nın yanında uyuyakalmak istemiyordu. Soğuk suyun ferahlatıcı etkisiyle gözlerini kapattı Richard ve odasına gelmiş olan hizmetliye bakarak “Çabuk bir kahvaltı olsun, Bernard,” dedi. Bernard yüzünde kibar bir gülümsemeyle yaşlı başını eğdi ve “Elbette efendim,” diye cevap verdi. Hızlı bir şekilde Richard’ın odasına çeki düzen vermeye başladığında, Richard dolap odasına gitti, çabucak kendine bir takım elbise seçti. Giymeyi en çok sevdiği ve ona en çok yakışan kıyafetti bu. Giyindikten sonra aynada kendine şöyle bir baktı ve gülümsedi. “Nava, seninle birlikte olmak istiyorum.” Genç adam yüzünü buruşturdu, ardından boğazını temizleyip yine yüzüne kendine güvenen bir gülümseme yerleştirdi. “Nava, benimle birlikte ol.” Richard başını öne eğdi ve birkaç saniye öyle kaldı. “Eğer bir eline bıçak, diğer eline de yüzünün dibine tutacağın bir fener alırsan, o zaman bu cümle harika olur Richard.” Neden Nava ile nasıl konuşacağını bilemiyordu? İlk defa bir kadın karşısında bu kadar çaresiz hissediyordu. Şey, belki de bu iyi bir şeydi. Sonunda birine bağlanacağı ihtimalini göz önünde bulundurmak onu rahatlatıyordu, yalnızlıktan çok sıkılmıştı. Bernard onun bu düşüncelerini bilse mutluluktan ağlardı herhalde, Richard’ın biri ile uzun ve ciddi bir beraberlik yaşaması ve hatta bir aile kurmasını yaşlı adamdan daha çok isteyen biri yoktu herhalde. Richard aynaya baktı ve annesinin sözlerini hatırladı. ‘Sadece kendin ol yeter, meleğim. Başka hiçbir şey yapmana gerek yok.’ Richard yüzünde buruk bir gülümseme ile aynadaki yansımasına baktı. Kendim olacağım. Genç adam hızla dolap odadan çıktı ve kahvaltı etmek üzere malikanenin alt katındaki yemek odasına indi. Çıkarken odanın son derece düzenli göründüğünü ve hoş koktuğunu da fark etmişti. Bernard yaşına rağmen son derece hızlıydı, acaba zırhını ona mı verseydi Richard? Bir şeyleri Richard’dan daha hızlı başaracağı kesindi.

    Yemek odasındaki büyük masanın üzerine kurulmuş kahvaltılıklara bakarak yutkundu Richard, ardından biraz bir şeyler atıştırdıktan sonra ayağa kalkıp malikanenin girişine doğru yürüdü. Her şey mükemmel olmalıydı, ortamı istediği şekle getirmeliydi. Normalde bu işi de Bernard’a verirdi ancak yaşlı adama daha fazla yüklenmek istemiyordu. Ayrıca, sevdiği kadın için bazı şeyleri kendi yapsa daha iyi olacaktı. Merdivenlerin yanındaki kolinin içinden birkaç mum aldı ve kolideki tüm mumlar bitene kadar mumları girişteki farklı yerlere dizdi. Perdeleri de hafifçe kapatmıştı, ortama bir loşluk hakimdi. Nava’yı o davette ilk kez gördüğünde çalan şarkının çalmasını sağlama görevini sağ kolu ve aynı zamanda bir akıllı robot olan Jarvis’e verdi. Şarkı çalmaya başladığında, Richard kalbinin deli gibi attığı hissetti. Normalde bu kadar romantik bir adam değildi Richard, ancak Nava onun öyle olmasını sağlamıştı. Bernard elinde bir kırmızı gül ile koştura koştura yanına geldiğinde, unutmuş olduğu şeyi hatırladı Richard. Yaşlı adam titreyen ellerle gülü eline tutuşturdu ve “Her şey mükemmel olacak, efendim. Merak etmeyin,” dedi. Ardından yüzünde muzip bir gülümseme ile oradan uzaklaştı. Richard yüzünde şaşkın bir gülümseme ile birkaç saniye Bernard’ın arkasından bakakaldı. Ardından açık olan giriş kapısının arasından süzülen araba sesi ile duruşunu dikleştirdi, derin derin nefesler alıp kendini sakinleştirmeye çalışarak Nava’nın içeri girmesini bekledi.

    Kapının ardından beyaz elbiseli, sarı saçlı Nava çıktığında Richard yüzüne aptal bir sırıtışın yayılmasına engel olamadı. Tıpkı bir melek gibiydi. Nava yüzünde şaşkın bir ifade ile kendisine ve etrafa bakarken, Richard bir an için korktuğunu düşündü. Acaba fazla mı abartmıştı? Acaba bir sapık gibi mi davranıyordu? Ama, kadınlar böyle şeylerden hoşlanırdı değil mi? Müzik, mumlar, çiçek. Nava diğer kadınlar gibi değildi elbette ama onun bu tür şeylerden hoşlandığı ihtimalinin yüksek olmasını umarak yapmıştı tüm bunları. Bir kez daha Nava onu reddederse ne yapacağını düşündü Richard. Bir çukur kazıp içine girebilirdi belki. Ya da zırhını giyip uzaya uçardı. Belki de hiçbir şey yapmadan hayatına devam etmeye çalışırdı ancak içinde bir yerlerde bir şeylerin eksik olduğunu bilirdi hep. “Ben, burada bir davet olduğunu sanıyordum, şey, tarihi falan mı yanlış okudum? Ben, üzgünüm.” Richard telaşla bir adım attı öne, ardından kendini toparlayıp sakin adımlarla Nava’nın yanına yürüdü. Annesi kendisi olmasını söylemişti ancak kendisi olursa işleri batıracağından korkuyordu. Bu yüzden şu kendisi olma meselesini biraz değiştirecekti. “Hayır, yanlış okumadın.” Sesinin sandığından daha iyi çıkmış olmasına sevinerek konuşmaya devam etti. Kötü bir giriş yapmamış olmak kendine güveninin artmasını sağlamıştı Richard’ın. “Ben… Beni reddettiğin günden beri çok düşündüm Nava. Pes edebilirdim, gitmene izin verebilirdim ama içimden bir ses bunu yapmamamı, seni bırakmamamı söylüyor. Sanırım bu kalbimin sesi.” Yüzünde tatlı bir gülümsemeyle Nava’nın yanağını okşadı hafifçe, genç kadın geri çekilmediğine göre ondan rahatsız olmuyordu. Önce elindeki gülü, sonra da başıyla etrafı ona gösterdi.. “Bu gül senin için, bu mumlar da, bu şarkı da. Şey, şarkı seni ilk kez gördüğümde çalan şarkı. Hayatımdaki en mükemmel anlardan birini ölümsüzleştiriyor bu şarkı.” Elindeki gülü Nava’ya verdi ve derin bir nefes alıp neler söyleyeceğini beklemeye başladı.


:
 

_________________
rich:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nava Lancaster

avatar

Rp Yaşı : 30.
Mesaj Sayısı : 282
Gerçek Adı : somebody stole my name!

MesajKonu: Geri: a surprise causes an endless love   C.tesi Şub. 23, 2013 2:00 am

    Richard, bulunduğu yerden Nava’ya doğru yürümeye başladığında genç kadın hala tedirgindi. Malikanede neler döndüğünü henüz tam olarak anlayabilmiş değildi, ama anlamak üzere olduğunu hissediyordu. Genç adam konuşmaya başladığında Nava dikkat kesildi. “Hayır, yanlış okumadın. Ben… Beni reddettiğin günden beri çok düşündüm Nava. Pes edebilirdim, gitmene izin verebilirdim ama içimden bir ses bunu yapmamamı, seni bırakmamamı söylüyor. Sanırım bu kalbimin sesi.” Birçok farklı duygu ve düşünce, bir saniyeden az bir sürede genç kadının zihnine hücum etti. Zaten yeterince hızlı atmakta olan kalbi o kadar gürültülüydü ki genç kadın bunun kendini ele vereceğinden endişeleniyordu. Duyduklarını hazmetmek oldukça zordu. Davette Richard’a durumu elinden geldiğince dürüst bir şekilde açıkladıktan sonra genç adamın vazgeçeceğini düşünmüştü. Çevresinde onca çekici ve onunla vakit geçirmeye can atan kadın varken Richard niçin Nava ile birlikte olma konusunda böylesine ısrarcı bir tutum sergilesindi ki? Genç kadın anlam veremiyordu. Kafasında yüzlerce soruyla orada öylece dikilirken genç adam, parmaklarını yavaşça Nava’nın yanağında gezdirdi. Bu küçük dokunuşla birlikte tüylerinin ürperdiğini ve içinde tatlı bir sıcaklığın midesinden yanaklarına doğru yükseldiğini hissetti. Bu sırada Richard, elindeki gülü ve çevreyi başıyla işaret ederek yeniden konuşmaya başlamıştı. “Bu gül senin için, bu mumlar da, bu şarkı da. Şey, şarkı seni ilk kez gördüğümde çalan şarkı. Hayatımdaki en mükemmel anlardan birini ölümsüzleştiriyor bu şarkı.” Kulağını daha dikkatli bir şekilde müziğe verdiğinde, Richard’ın haklı olduğunu fark etti. Gerçekten de ilk karşılaştıklarında ortamda çalan şarkıydı bu. Genç adamın bunu hatırlamış olması, oldukça romantikti. Elindeki muazzam gülü, zarif bir hareketle burnuna doğru götürerek kokusunu içine çekti. Gülün kokusu da, görüntüsü kadar şahaneydi. Kalbinin deli gibi çarptığının farkında olan genç kadının, burnundan uzaklaştırdığı kırmızı güle gözlerini dikerek söyleyebildiği ilk sözler “Bu, bütün bunlar, gerçekten çok etkileyici. Ben, ne söyleyebileceğimi bilmiyorum,” oldu. Karşılaştığı bu mükemmel jeste kıyasla söyledikleri o kadar yetersiz ve kifayetsizdi ki kendisi bile hayal kırıklığına uğramıştı. Şu anda hissettiği saf mutluluğun yanında o güçlü şaşkınlık hissi olmasaydı yüzüne çoktan aptal bir gülümsemenin yerleşmiş olacağından emindi. Nava, bu mutluluğu gömebildiği kadar derine gömdü ve Richard’ın boynuna atlama şeklindeki şiddetli isteğini yumruklarını sıkarak geçiştirmeye çalıştı. Kalkanlarını şimdi indirirse, geri dönüşü olmayacağını biliyordu. Direnmeyi bıraktığı anda her şey değişecekti. Meslek hayatı, özel hayatı, öncelikleri, prensipleri... Her şey. Herkes vakit kaybetmeden dedikoduya başlayacak, beraber girdikleri bir ortamda sinir edici fısıldaşmalar oluşacaktı. Fakat bunlar bir nebze de olsa tahammül edilebilir şeylerdi. Asıl önemli nokta, genç kadının sırrıydı. Eninde sonunda, Richard’a geçmişte yaptıklarını anlatmak zorunda kalacaktı ve o zaman geldiğinde genç adam şirketine yapmış olduğu şeyden dolayı Nava’dan nefret edecekti. Genç kadın bu korkunç düşüncenin zalimliğiyle hafifçe irkildi. Sırrını genç adamın öğrenmesi halinde doğabilecek sonuçları bu kadar net bir biçimde düşünmek ve zihninde canlandırmak onu incitmişti. Ufacık bir düşünce bile onu bu denli rahatsız edebiliyorsa, bu düşünce gerçekleştiği zaman neler olacağını tahmin bile edemiyordu. İkisinin de sonradan üzülmemesi için, genç kadının kendini tutması ve duygularını su yüzüne çıkarmadan yalnızca kendine saklaması gerekiyordu. Ancak söylemek zorunda olduklarını dillendirmek, düşündüğü kadar kolay değildi maalesef.

    Nava, rahatlatıcı bir havaya bürünmeye çalışarak gözlerini genç adamın beklenti dolu, sıcacık bakan gözlerine dikti. Birazdan bu gözlerin sahibini üzecek olma düşüncesi, tahtakuruları gibi kemiriyordu içini. Ama ne yazık ki başka çaresi yoktu. Boşta olan eliyle, genç adamın elini kavradı. O ana kadar, stres dolu düşüncelerinden dolayı buz kesen parmaklarının farkına varamamıştı. Genç kadın, Richard ile tenleri arasındaki sıcaklık farkının dikkatini dağıtmasına izin vermeden, yüzünde hüzünlü bir gülümsemeyle, tane tane konuşmaya başladı. “Richard her şey o kadar mükemmel ki, sen harika bir adamsın. Her şeyden önce, bunu bilmeni istiyorum.” Genç adamın, söylediklerinde samimi olduğunu anlamasını ister gibi durakladı ve gözlerinin içine bakarak bekledi bir süre. Ardından yumuşacık bir ses tonuyla devam etti. “Fakat bunu yapamam, yapamayız. Bilmediğin şeyler var ve daha sonradan incinebileceğin ihtimalini bile bile aramızda bir ilişkinin başlamasına göz yumamam. Her ne kadar hislerim aksini söylese de, mantığıma kulak vermem gerekiyor. Bunları söylemek benim için zaten yeterince zor, lütfen daha da zorlaştırma. Anlamaya çalış.” Cümlenin sonuna doğru iyice cılız ve bir o kadar da ağlamaklı çıkan sesi, kırılmanın eşiğine gelmiş olan direncinin habercisiydi. Tek istediği, genç adamın durumu kabullenip daha fazla üstelememesiydi. Aksi halde kalbine daha fazla karşı gelemeyeceğini hissediyordu.

    Neredeyse yalvaran gözlerle genç adama bakarken Richard’ın sıcaklığıyla bir nebze ısınmış olan elini geri çekti yavaşça. Bunu yapmasıyla kendini adeta güçsüz ve savunmasız bir kedi yavrusu gibi hissetmesi bir olmuştu. Tek bir dokunuş, genç kadının ruh halini gerçekten de bu denli etkileyebilir miydi? Eh, eğer bir adam Nava’nın kalbinin aynı anda hem normalden daha yavaş hem de daha hızlı atmasını sağlayabiliyorsa, bu da pekala mümkündü. Akılsızca bir hareket yapmamak adına, kalp atışlarını düzene sokmak için sakin ve derin nefesler almaya başladı. Bunu yaparken de gözlerini yerdeki mumların alevlerine dikti çünkü genç adamın gözlerine bakarken duygularını kontrol etmek oldukça zordu. Aklı öylesine karmaşık, hisleri öylesine yoğundu ki; Nava’nın bir yanı yüreğindeki bütün özlemle genç adama sarılmayı dilerken diğer bir yanı en doğru şeyi yapıyor olduğunu ve duygularına hakim olması gerektiğini söylüyordu. Genç cadının hangi tarafını dinlemeye seçeceği ise, tam anlamıyla bir muammaydı.


:
 

_________________
live the life you love:
 
and love the life you live.
that's what happens:
 
when richie becomes such a big ashufte.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.facebook.com/pepper.pottsy
Richard Harvey

avatar

Rp Yaşı : 32
Mesaj Sayısı : 420
Gerçek Adı : Selis
Yaş : 19

MesajKonu: Geri: a surprise causes an endless love   Cuma Mart 08, 2013 8:56 pm

    “Bu, bütün bunlar, gerçekten çok etkileyici. Ben, ne söyleyebileceğimi bilmiyorum.” Sadece beni sevdiğini söyle yeter. Richard, derin bir nefes aldı, Nava'nın yüzündeki ifade hiç de iç açıcı değildi. İçinde bir şeylerle savaşıyor gibi görünüyordu adeta. Richard bu hissi iyi bilirdi, bu yüzden bir başkasında görünce de hemen anlardı. O kişi her ne kadar bunu saklamaya çalışırsa çalışsın. Richard zihninin nasıl bir muharebe meydanı olduğunu ve o muharebede mücadele etmenin ne kadar zor olduğunu iyi biliyordu. Kendisi de yıllarca savaşmıştı, acı çekmişti ve yorulmuştu. Bunları düşünmemeye çalıştı ve zihnini o sırada tek istediği şeye odakladı; Nava. Genç kadına aşıktı, bunu biliyordu ve genç kadın da biliyordu artık. Richard bundan utanmıyordu, Nava'yı sevdiğini tüm dünyaya haykırabilirdi ve kimin ne halt dediği hiç de umurunda olmazdı, Nava onunla beraber olduğu sürece hiçbir şey umurunda olmazdı. Hayatta en çok sevmiş olduğu kadın, annesini hatırlatıyordu ona. Bakışları, görüntüsü, kokusu... Richard onun karşısında adeta küçücük bir oğlan gibiydi, kendisine güvenmeyen ve herkesten, özellikle de Nava'dan saklanmak isteyen küçük bir oğlan. Annesini üzecek ya da utandıracak bir şeyler yaptığında böyle hissederdi Richard, kaçmak isterdi çünkü annesi, Richard onu üzdüğünde tıpkı Nava'nın ona baktığı gibi bakardı. Richard annesinin kendisine öyle bakmasını istemezdi, şimdi de Nava'nın da öyle bakmasını istemiyordu. Ona sarılmak ve bir daha üzülmesine asla izin vermeyeceğini söylemek istiyordu, onu asla bırakmayacağını, onu çok sevdiğini... Annesi o amansız hastalığa karşı verdiği son mücadelenin gününde, Richard'ın başını okşamıştı ve gülümserken yorgun güzel gözlerinin etrafı kırışmıştı. 'Seni çok seviyorum, meleğim.' demişti ona. 'Sakın unutma, hep burada olacağım.' Zayıf koluyla kalbini göstermişti Bayan Harvey, ardından son nefesini, güzel yüzünde huzurlu bir gülümseme ile vermişti. Richard ağlamamıştı. Sıkı sıkı annesinin ellerini tutmaya devam etmiş ve yüzünde ciddi bir ifade ile konuşmuştu. 'Seni seviyorum anne, bir daha asla üzülmene izin vermeyeceğim anne, seni hep koruyacağım anne, yeter ki...' Richard babasının güçlü elini omzunda hissettiğinde, gözyaşları akmıştı. 'Ona söyleyemedim,' demişti babasına. 'Ona onu ne kadar sevdiğimi, ne kadar üzgün olduğumu söyleyemedim.' Babası ise onun odadan çıkmasını emretmişti ve biricik aşkıyla yalnız kalmıştı.

    “Richard her şey o kadar mükemmel ki, sen harika bir adamsın. Her şeyden önce, bunu bilmeni istiyorum.” Her şeyden önce. Richard gözlerini sıkıca kapadı, ardından tekrar açtı. Başına feci bir ağrı saplanmıştı, olacakları biliyordu ve bu zırhını giyip uzaklara kaçmak istemesine neden oluyordu. Beni reddedecek ve ben yine yalnız olacağım. Yine. Ne kadar öylece dalıp gittiğini bilmiyordu Richard, ancak onu uyandıran Nava'nın son sözleri oldu. “...Bunları söylemek benim için zaten yeterince zor, lütfen daha da zorlaştırma. Anlamaya çalış.” Richard kalbinin deli gibi attığını hissetti, kendini boşlukta gibi hissediyordu. Uçurumun başı ile yer arasındaki mesafede, havadaydı ve asılı kalmıştı. Her şey anlamsızdı. Yüzüne yerleştirmiş olduğu maske, onun umursamaz hatta keyifli görünmesini bile sağlıyor olabilirdi ancak Richard, maskenin ardında yıkılıyor, parçalanıyor ve ölüyordu. Yorgun bir savaşçı da değildi artık, ölü bir adamdı. Bitiyordu, buraya kadardı.

    Sen, Richard Harvey'sin. Hiçbir şey bitmeyecek.

    Zihnine hücum eden zilyon düşünce arasından sıyrılan ve kendini belli eden düşünce, Richard'ın gözlerinin açılmasını ve kendine gelmesini sağladı. O, Richard'dı. Richard Harvey. Dahiydi, milyonerdi, kararlıydı, güçlüydü ve kesinlikle pes etmeyen bir kişiliğe sahipti. Nava'yı seviyordu, Nava onun için doğru kişiydi ve o genç kadının gitmesine izin vermeyecekti. Hayır. Annesinin gitmesine izin vermişti, istemeden. Ancak Nava'nın elleri arasından kayıp gitmesine izin vermeyecekti. “Nava... Mantığınla hareket etmeyi bırakmalısın.” Genç kadına bir adım attı Richard, yüreği ve ruhu güçlenmiş, sonsuz bir cesaret ile dolmuştu. Güzel saçları arasındaki güzel yüzünü, kibarca elleri arasına aldı ve yüzünü yaklaştırdı. Kısa bir tereddüttün ardından dudaklarını genç kadının dudaklarına örttü.

    Mutluluğun, sevincin, umudun ve tüm güzel şeylerin daha önce hiç tatmamış olduğu birer yabancı duygu olduğunu hissetti Richard, Nava'yı öptüğünde. Kollarında Nava varken, mutsuz olamazdı, umutsuz olamazdı ve güçsüz olamazdı. Ruhu, kalbi ve vücudu yaşam enerjisi, aşk ve sevgi ile dolmuştu. Dudaklarını istemeden Nava'nınkilerden ayırdı Richard, ancak eğer hayal ettiği gibi olursa o dudakları daha çok öpecekti. Nava'nın kendisine şaşkınlık ve heyecanla bakmakta olduğunu fark ettiğinde kendisi de heyecanlandı ve gülümsedi. “Mantığın sana bunları hissettirebilir mi? Seni seviyorum, bunu kabul ediyorum ve bununla gurur duyuyorum. Başka hiçbir şey umurumda değil.” Richard beklenti ile genç kadına baktı, içindeki heyecanı yatıştırmakta epey zorlanıyordu.

_________________
rich:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nava Lancaster

avatar

Rp Yaşı : 30.
Mesaj Sayısı : 282
Gerçek Adı : somebody stole my name!

MesajKonu: Geri: a surprise causes an endless love   C.tesi Haz. 08, 2013 6:26 pm

“Nava... Mantığınla hareket etmeyi bırakmalısın.”

O göz alıcı, ihtişamlı adam ona bugüne dek yıkılmadan ayakta kalabilmek için kendine oluşturduğu tek gerçek dayanağı görmezden gelmesini ve onun yerine hayatı boyunca kendinden uzak tuttuğu, itelediği o duyguya kucak açmasını istiyordu. Genç kadının karşısında duran adamın hiçbir güvenilirliği yoktu. Nasıl olabilirdi ki? Nava'nın gözünde hiç kimse tam olarak güvenilir değildi. Olamazdı da. O halde niçin genç adamın ağzından çıkanlara uymayı bu kadar yürekten, yakıcı bir istekle diliyordu? Bu çok... mantıksızdı. Mantıksız, ama gerçek. Genç kadın daha önce kendini hiç bu kadar mutsuz hissetmemişti. Şu ana dek var olmuş olan bütün gezegenler genç kadının içinde birbirleriyle çarpışıyorlarmış gibi hissediyordu Nava. Ne bir ışık, ne de bir parça umut vardı. Yalnızca dur durak bilmeden süren korkunç bir kaos. Belirsizlik ve umutsuzluk hiç bu kadar keskin, acı verici olmamıştı. Daha önce mantığından bu kadar nefret etmemişti hiç.

Bu kördüğüm düşünceler ve parçalanmakta olan bir kalbin arasında sıkışıp kalmış olan genç kadın, kendisine yaklaşmakta olan yüzle birlikte aydınlandı. Kaderin bütün zalimliğine inat, ışıltıyla parıldıyordu genç adamın yüzü. Ve sonunda Richard'ın dudakları genç kadınınkilere değdiğinde Nava anladı. Kurtuluştu o. Nava'nın kurtuluşu, umut ışığı. İçindeki sonsuz kaos bir anda yok oldu ve parçalanmakta olan kalbi inanılmaz bir hızla iyileşmeye başladı. Sihirli bir dokunuş gibiydi. Hatta daha güçlüsü. Böyle bir şey mümkün değildi belki ama genç kadın imkansızlıklar sınırını çoktan aşmıştı. İronikti, daha birkaç saniye öncesine kadar dünyanın en mutsuz insanı olduğunu düşünürken birdenbire mutluluğun zirvesindeydi. Şu anda beyninde ve kalbinde karşı konulamaz bir şiddetle yankılanan tek bir kelime vardı. Richard. O gerçekten de bir kurtarıcıydı. İnsanlar Demir Adam’a boşuna kahraman demiyorlardı. Ancak Nava bu kelimenin anlamını yeni çözüyor gibiydi. Dudakları birbirinden ayrıldığında, genç kadının içindeki coşku seli halen devam ediyordu. Kalbi, göğüs kafesini delip geçecek derecede hızla atarken kendi yüz ifadesinden tamamen bihaber bir şekilde genç adamın gülümseyen suratına baktı. “Mantığın sana bunları hissettirebilir mi? Seni seviyorum, bunu kabul ediyorum ve bununla gurur duyuyorum. Başka hiçbir şey umurumda değil.”

Nava nefesini titrekçe verdiğinde, o ana dek tutmakta olduğunun farkına yeni varmıştı. Vücudunda, hareket etmesini sağlayacak bütün kaslar donmuş gibiydi adeta. Konuşmak, karşısındaki adama onu sevdiğini haykırmak istiyordu ama bunu yapamayacak kadar şaşkındı. Bütün bu hissettikleri, yaşadıkları... Kesinlikle alışıldık değildi. Genç adamın son sözleri, evrendeki bütün şarkılardan daha güzeldi. Bütün çiçeklerden, bütün tatlardan ve bütün renklerden. Öyle ki, duydukları gerçek değilmiş gibi hissediyordu. Kendini rüyada sanma aşaması sona erdiğinde, genç kadın, hafifçe kıkırdamaya başladı. Bu kadar kısa sürede yaşadığı akıl almaz duygu değişimi ve karışımına vücudu anlamsız bir reaksiyon gösteriyor gibiydi. Genç cadı, başını iki yana sallarken elini alnına götürdü ve sinir bozucu kıkırdamasını bastırmaya çalıştı. Bunu başardığındaysa ne yapacağına çoktan karar vermişti. Aslına bakılırsa, bu aşka kapılacağını başından beri biliyordu. Sadece bir şeylerin ne zaman patlak verip de bu aşkı tetikleyeceğini bilmiyordu. Şimdi tek yaptığı bütün bunların farkına varmaktı. Genç kadın, başını yana doğru çevirerek “Tanrım,” diye inledi, labirentte çıkış yolunu bulmaya çalışan birinin çaresizliğiyle. İşte, çıkış yolu yanı başındaydı. Yapması gereken tek şey, çıkışa doğru ilerlemekti. Yüzünü yeniden genç adama döndü ve durumu kabullenmiş olmanın verdiği ciddiyetle “Bana başka seçenek bırakmıyorsun,” dedi sessizce. Ardından da tek bir an bile düşünmeden, bir elini nazikçe genç adamın yüzüne dokundururken, dudakları ayrıldığından beri isyan etmekte olan dudağını Richard'ınkilerle buluşturdu. Ne kadar zaman geçtiğini bilmeden, bugüne kadar kabul ettiği yargıları ayağının altında çiğneyerek, uzunca ve soluksuzca öptü onu. Her geçen saniyede duyguları biraz daha açığa çıkıyordu. Her geçen saniye, içinde yanmakta olan ateş biraz daha alevleniyordu. Kendisini uzun süre tutmuş, sonucunda da böyle patlak vermişti işte. Fakat bu durumdan şikayetçi olduğu söylenemezdi. Eğer bu onun sonu olacaksa, bu şekilde olmasından memnundu genç kadın.

Nava tamamen soluksuz kalıp dudaklarını geri çekmek zorunda kaldığında, genç adamın yüzünü rahatça görebilmek için, uyuşmuş olan bedenini hafifçe geri çekti. Ona ilk defa gördüğü nadide bir sanat eseri gibi baktı doya doya. Doğrular gün yüzüne çıktığında karşısındaki adamın kendisinden nefret edeceğini bilmek canını ne kadar yaksa da, bu düşünceyi çabucak görmezden geldi. Artık ne yaparsa yapsın, bunun geri dönüşü yoktu. Bundan sonra söyleyeceği ya da yapacağı hiçbir şey olacakları değiştiremezdi. Ne de olsa kalbi aşkla tutuşmuştu bir kere. Genç cadı, Richard’ın gözlerine bir süre daha bir şey söylemeden baktıktan sonra kollarını zarifçe genç adamın boynuna doladı. Dudaklarını Richard’ın kulağına yaklaştırdı ve en sonunda kendi teslimiyetini belirten o sözleri fısıldadı. “Ben de seni seviyorum pejmürde adam. Bunu söylemek her ne kadar inanmış olduğum bütün değerleri yok etse de, seni seviyorum.”

_________________
live the life you love:
 
and love the life you live.
that's what happens:
 
when richie becomes such a big ashufte.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.facebook.com/pepper.pottsy
Richard Harvey

avatar

Rp Yaşı : 32
Mesaj Sayısı : 420
Gerçek Adı : Selis
Yaş : 19

MesajKonu: Geri: a surprise causes an endless love   C.tesi Haz. 08, 2013 7:35 pm

    “Tanrım,” dedi Nava yüzünde Richard'ı son derece endişelendiren bir ifade ile. Neden böyle bakıyordu, neden böyle çaresiz görünüyordu? Richard ne söylerse söylesin belki de ikna edemeyecekti onu, ne yaparsa yapsın Nava'nın onu aynı şekilde sevmesini sağlayamayacaktı. Çok garipti... Böyle düşünen bir insan, karşısındaki adamı nasıl o şekilde öpebilirdi? Playboy dudaklarınla alakalı Richie, seninle değil. Tam üzüntü dolu derin bir iç çekmişti ki, Nava tekrar konuştu. “Bana başka seçenek bırakmıyorsun.” Pekala, yıllarca insanlarla iletişim halinde olmuş bir organizma olarak, bu cümleyi son derece kolay bir şekilde olumlu ve iyi bir cümle olarak yorumlayabilirdi Richard. Richard fazla kitap okumazdı ama bir insan... Pekala, tamam, bir kadın ona bir şey söylediğinde bunun ne anlama geldiğini ve neler doğurabileceğini çok rahat anlayabilirdi. Gerçi, o sırada karşısındaki kadın Nava'ydı. Muhtemelen bir daha asla başka bir kadına bakmak istememesine neden olacak olan yegane tanrıça, Nava Lancaster. Onu anlamak Richard için hayattaki en zor şey olmuştu ama buna rağmen, o sırada Nava'nın bu söylediğinin iyi bir şey olduğunu anlamakta zorlanmamıştı. Aşk seni aptal bir adama çevirdi Richie, en kolay sinyali bile alamıyorsun. Seninle olmak istiyor işte, anlasana! Richard şaşkınlıkla-ve hala neler olacağından emin olamaz bir halde-Nava'ya baktı ve yutkundu. Genç kadın kollarını boynuna dolayıp, dudaklarını onunkilerle birleştirdiğinde, emindi. Hiçbir şeyden emin olmadığı kadar ve bundan emin olmak hayattaki her şeyden daha güzeldi.

    Kollarını genç kadının beline doladı ve sıkıca sardı onu, asla bırakmayacakmış gibi ki, mecazi anlamda bu doğruydu. Nava'yı asla ama asla bırakmayacaktı. İstese de yapamazdı, artık aşkın kollarına bırakmıştı kendini, aşkının kollarına, Nava'nın kollarına. Ancak Nava istediğinde bırakabilirdi onu ki, Nava istediğinde bile bırakabileceğinden emin değildi. Kafasındaki aptalca düşüncelerden kurtulmaya çalıştı ve dudakları ayrıldığında hafifçe gülümsedi Richard. Bu uzun zamandır dudaklarında beliren ilk içten gülümsemeydi. Richard küçükken, annesi ölmeden önce böyle gülümserdi ve annesi ölünce bir süre hiç mutlu olamamıştı tam olarak. Sonra, zırhıyla tanışmıştı, zırhlarıyla. Oğlanlarıyla. İlk zırhıyla havada süzüldüğünde o çocukça gülümseme yayılmıştı yine yüzüne ve son olarak da şimdi, Nava onu kabul ettiğinde, ona sarıldığında ve onu öptükten sonra yine o çocuksu gülümsemesi ile bakıyordu genç kadına. “Ben de seni seviyorum pejmürde adam. Bunu söylemek her ne kadar inanmış olduğum bütün değerleri yok etse de, seni seviyorum.” Pejmürde adam. Richard bunu sevmişti, ancak Nava'dan başka birinin ağzından çıksa bütün iğneleyici sözleri ile o kişiyi yerin dibine sokacağı da kesindi. Nava'yı kolları arasına alarak, genç kadının ayaklarını yerden kesti ve onu bu sessizlik dolu, hiç de rahat olmayan koca hol dışında bir yere götürmek üzere yürümeye başladığında, kahkaha atan Nava'ya katıldı istemsizce. "Pejmürde adam ha? Sevdim bunu. Pejmürde ne demek? Umarım iyi bir şeydir, çünkü bilirsin yani... Ben her zaman iyi lakapları hak ederim, ah evet öyle! Nava, bakma bana öyle. Bu doğru. Hadi ama. Lakaplarımı bilmiyor musun? Dahi, milyoner, playboy, hayırsever? Hiç mi? Ah. Peki. Neden sana aşık olduğumu şimdi daha iyi anladım galiba. Pejmürde adam. Sen bana yaşlı mı dedin? Sen bana yaşlı dedin! Ah, göstereyim sana ne kadar yaşlı olduğumu! Jarvis bize dürüm söyle..."


SON.

önemli nöt:
 

_________________
rich:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: a surprise causes an endless love   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

a surprise causes an endless love

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Eğlence Ekspresi :: Süpürge Dolabı :: Rp İçi :: 2. Sezon-