AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  



 

Paylaş | .
 

 All About Us

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Laurence Declouet



Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 22

MesajKonu: All About Us   Paz Ocak 27, 2013 2:51 am

Edit.


En son Laurence Declouet tarafından Cuma Şub. 15, 2013 7:00 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Arthur Hemingway



Mesaj Sayısı : 415

MesajKonu: Geri: All About Us   Paz Ocak 27, 2013 11:21 pm

    Beş senedir Hogwarts’da okuyor olmasına rağmen hala ısrarla bu okulun gereksiz bir yer olduğunu düşünüyordu büyücü. Bütün gün girip durdukları derslerin çoğu kitaplarda yazan büyü bilgilerini kafalarına doldurmaktan başka bir halta yaramıyorlardı, okuldakilerin yüzde yetmişi asalarını eline aldıklarında bir kadehin şeklini değiştirmeyi bile zor buluyorlardı. Seçmeli derslerinden birinden çıkarken aklında bunlar vardı. Okulu çekilir kılan tek şey Laurence’ın orada bulunması idi kuşkusuz. Arthur çocuğu yanında olmadığı her dakika özlüyor gibi hissediyordu kendini. Onsuz geçirdiği her dakikanın boşa gittiğini düşünüyordu, ders seçimleri konusunda ise neredeyse birbirlerinin tam zıttı seçimler yaptıkları için istemeyerek de olsa ayrılmak zorunda kalıyorlardı günün belli saatlerinde. Son zamanlarda hayat ikisi için de daha zor olacağı için Arthur bundan hiç hoşnut değildi fakat elden gelen bir şey de yoktu.

    Derslikten ayrıldıktan sonra sırt çantasının içinden Laurence’ın derslerini not aldığı ufak bir kâğıt parçası çıkardı, bazı şeyleri ezberlemek de kesinlikle çok zorluk çekiyordu Arthur bunlardan birisi de ders programları idi, kendi programını bile her gün kontrol etmek zorunda kalıyordu. Laurence’ın bugün gireceği hatta beş dakika önce çıkmış olduğu ders Kehanet idi. Gülümsedi, sevimli bir seçim diye geçirdi içinden. Yönünü kehanet kulesine doğru çevirdi, gecenin bir kısmını dışarıda geçirmek istiyorlarsa Arthur’un üzerine bir şeyler daha alması gerekecekti, kuleden Laurence’ı aldıktan sonra ortak salonlarına uğrayıp ceket alıp cübbelerini bıraktıktan sonra beraber göl kenarına gidebilirlerdi. Kulenin merdivenlerini tırmanırken kendini uzayın derinliklerine çıkıyormuşçasına fazla merdiven çıkmış gibi hissediyordu büyücü. Bu bitip tükenmek bilmeyen merdivenlerde Hogwarts’ın bir diğer zulmüydü öğrencilere.


    “…Chase tarafından becerilmenin ne kadar harika olacağını filan mı düşlüyordun?” cümlenin sonunu yakalamıştı fakat sinirlenmesi için başında ne dendiğini ya da ne yapıldığını bilmesi gerekli değildi. Henüz çocuklar görüş alanında olmasa da bu cümlenin Laurence’a sarf edilmiş olduğunu anlamak için bir dahi olması gerekli değildi. Etrafta çok fazla kendini gösteren homoseksüel yoktu. Adımlarını hızlandırdı, Laurence ve karşısına dikilmiş olan üç tane çocuğu gördüğünde içine yayılan sinir dalgasının iki kat halinde yeniden yayıldığını hissetti, yumruklarını sıktı ve yutkundu. Diğerlerinden farklı olmak her zaman zordu, bunu herkesin içinde yaşamak ve saklamamaksa çok daha büyük zorlukları getiriyordu peşinde. Diğerlerinin söyledikleri veya ettiği hakaretler Arthur’un umurunda değildi aslında, şu anda da onun sinirlerinin yüzde doksanı bunu yalnız başına olan Laurence’a yapıyor olmaları idi. “Hey! Lanet olası sorununuz her ne ise benimle konuşun.” Bir anda kendine çevrilen dört çift gözün hepsinin bakışlarında başka bir duygu kırıntısı vardı. İçlerinde en hoşuna gitmediği ise Laurence’ın gözlerindeki idi. İsimlendirememişti ondaki duyguyu Arthur. Çocukların gözlerindeki şaşkınlık silindiğinde, hepsi kahkaha atmaya başladılar. İşte yaşayanlardan nefret etmek için tek ve yeterli bir sepep; kimsenin kimseye karşı hoşgörüsü yok. Toplumun normal kabul ettiği görgü kurallarından dışarıya çıkıldığı takdirde olanlar tam olarak buydu, dışlanma ve aşağılanma. Peki, asıl aşağılanması gereken kimdi bu tabloda? Laurence ve Arthur mu yoksa hoşgörünün ne demek olduğunu bile bilmeyen bu aptal sürüsü mü? “Sevgilisini kurtarmaya bakın kim gelmiş?” biraz önceki cümlenin sahibi gözlerini Arthur’a dikmiş konuşuyordu. Bir saniyeliğine Laurence’a baktı Arthur. Taşmış bir bardağa dökülmeye devam eden suydu çocuğun sarf ettiği son cümle, henüz noktasını yeni koymuştu ki çocuk cümleye Arthur çocuğun suratına bir yumruk patlattı. Sinirlerini kontrol edebilen birisi olmamıştı asla Arthur, üçe karşı iki saldırmak pek de mantıklı bir davranış olmasa da onların alaylarını durup dinleyebilecek tipten birisi değildi. Arthur’un atağına karşı çocuk da sağ yanağına atılmış sertçe bir yumrukla cevap verdi. “Laurence, karışma.” Böyle bir şeyin mümkün olmadığını biliyordu fakat Laurence’ın da birilerine yumruk atmaya başlaması ile işler daha da kötüleşecekti.


En son Arthur Hemingway tarafından Ptsi Ocak 28, 2013 9:36 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 4 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Laurence Declouet



Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: All About Us   Ptsi Ocak 28, 2013 7:09 pm

Edit.


En son Laurence Declouet tarafından Cuma Şub. 15, 2013 7:00 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Arthur Hemingway



Mesaj Sayısı : 415

MesajKonu: Geri: All About Us   Ptsi Ocak 28, 2013 9:24 pm


    Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki hangi ara yere kapaklandığını veya çocukların ne zaman basıp gittiklerini bilmiyordu. İçindeki öfke geçmemiş aksine durumları ile ikiye katlanmıştı. Derin bir nefes aldı ve kendini merdivenler oturur pozisyona getirdi, yanan canı umurunda değildi Laurence’ın zarar görmüş olmasını kaldıramıyordu. Belki de bu kadar fevri davranmamalıydı artık, yaptıklarının sonucunda zarar gören tek kişi kendisi olmayacaktı çünkü. Elinin dış yüzeyi ile burnundan akan kanları temizledi, berbat gözüküyor olmalıydılar ikisi de, vücudunun en fazla acıyan yerinin burnu olmasının sebebini şimdi anlayabiliyordu, ne kadar temizlerse temizlesin kan hızla akmaya devam ediyordu. Yüzünü buruşturdu, uzun zamandır ilk defa bu kadar ağır dayak yemişti.
    “Bir kişiye iki kişi saldırmak çok ahlaklı.” diye mırıldandı kendi kendine. Kimde ahlak arıyordu ki?

    Laurence’ın yanına gelmesini sessizlik içinde izledi. Sözcükler geliyordu diline fakat bir türlü sesi ile hayat bulamıyorlardı. Biraz utanmıştı sanki olanlardan dolayı, ne olursa olsun sevgilisinin yanında bir de onunla beraber dayak yemek pek de hoş bir şey değildi. Laurence’ın telaşlı sesi kulaklarını doldururken omuzlarını silkti
    “Ne varmış halimde?” dedi, sesi o kadar cılız çıkmıştı ki bir an konuşanın kendisi mi yoksa başka birisi mi olduğunu ayırt edemedi. Berbat hissediyordu kendini, vücudundaki tüm kemikler ağrıyordu sanki fakat ne ağrı ne başka bir şey canını en çok yakan şey Laurence’ın haliydi. Kelimenin tam anlamı ile dağılmış olan suratına bakarken çocuğun kalbinin ezildiğini hissetti. Tüm bunlar yetmezmiş gibi Laurence’ın yanaklarında parlayan gözyaşları ve cümlesi Arthur’un kendisini daha kötü hissetmesine sebep oldu. Çok sevdiğiniz birinin gözyaşları her zaman için kalbinize sokulan bir hançerden bile daha çok acı verirdi. Arthur ise şu an birisi kalbini avuçlarının içine alıp kuvvetlice sıkıyormuşçasına acı çekiyordu. Hayır, hiçbir şey Laurence’ın suçu değildi, onun yüzünden olmamıştı olanlar. Toplumda belirli kurallar vardı, daha doğduğunuz andan itibaren size dayatılan ve sizinde doğru kabul ettiğiniz, örneğin on beşinci yüzyılda erkeklerden varlıklı olmaları beklenirdi, varlıklı olsunlar ki genç ve güzel kızlarla evlenebilsinler, eğer ki maddi durumunuz birisine bağımlı ise o zaman evlilik konusunda hiçbir şansınız kalmaz, dışlanırdınız ya da insanın yaratılışından içinde bulunduğumuz yüzyıla kadar süregelen kadınlar ve erkeklerin birbirlerinden hoşlanmalarının normal aksinin kesinlikle yanlış kabul edilmesi gibi. Ergenliğe ilk adım atıldığında babalar erkek çocuklarına kızlarla aralarının nasıl olduğunu sorarlar, aksi akıllarına bile gelmez. Çoğu aile yalnızca kendi cinsiyetinden birisine ilgi duyduğu için çocuğundan utanır, ülke ülke kıta kıta bazı farklılıklar gösterse de homoseksüel olmak genel olarak yanında birçok zorluğu getirir.

    Çocuğun cübbesinin yakasını tuttu, hafifçe kendine çekti. Nefesini yüzünde hissediyordu, kullanabildiği eliyle çocuğun yanaklarından süzülen yaşları temizledi ve dudaklarına kısa ama derin bir öpücük kondurdu. Kan ve gözyaşı ile karışık bu öpücük kelimelerden çok daha etkiliydi
    “Her şeyin bir bedeli vardır Laurence, önemli olan bunu ödeyip ödeyemeyeceğimiz.” Arthur ikisinin de bunun altından kalkabileceğine emindi yine de Laurence için bir takım endişeler besliyordu çocuk, kendisine oranla daha büyük bir kalbi vardı Laurence’ın bu da daha kolay kırılmasına sebep olabilirdi. Keşke Laurence’ın hayatına bu şekilde hiç dâhil olmasaydı, olanlar onun değil Arthur yüzündendi. Duygularını ulu orta sergilemeyi ve saklamayı sevmiyordu fakat belki de Laurence ile beraberken yapması gereken şey tam olarak buydu. Aklında o kadar çok düşünce vardı ki bunların hepsini dile getirmek, Laurence’ın kendini suçlamasını engellemek istiyordu fakat onun yerine çok daha etkili, her şeyin çok daha güzel gözükmesini sağlayacak bir cümle kurdu. “Seni seviyorum.” kısa ve açık. Arthur Laurence’ı sahip olduğu her şeyden çok daha fazla seviyordu. Onu bu şekilde görmek bu yüzden bu kadar acıtıyordu canını, “Lütfen bir daha ağlama.” gülümseyemeyecek bir durumda olsa da gülümsedi ve ekledi, “Karışma dediğim şeylere de karışma.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Laurence Declouet



Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: All About Us   Salı Ocak 29, 2013 2:45 am

Edit.


En son Laurence Declouet tarafından Cuma Şub. 15, 2013 7:01 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Arthur Hemingway



Mesaj Sayısı : 415

MesajKonu: Geri: All About Us   Salı Ocak 29, 2013 9:02 pm

    Sevgilisinin cübbesini yırtmasını şaşkınlık içinde izlerken Laurence’ın hiç de kibar olmayan bir şekilde, yırttığı parçayı burnuna bastırması ile acıyla inledi. Laurence’ın da şaşkınlık ve panikle ne yaptığından çok emin olmadığını düşünüyordu Arthur. Sonuçta çocuğun o anda aklındaki tek şey Arthur’un perişan haldeki durumunun bir an önce düzelmesi idi. Canını yaktığını fark ettiğinde hareketleri yumuşatmıştı çocuk fakat bunun pek de yeterli olduğu söylenemezdi, yine de herhangi bir tepki vermedi Arthur. Artık yapacakları başka bir şey yoktu, kalkıp hastane kanadına gitmeleri gerekiyordu fakat kendinde o gücü göremiyordu. Bu yüzden ellerindeki tek şey olan bu kumaş parçası ile idare edip en azından kanın akışını engellemeleri iyi bir başlangıç idi.

    Laurence’ın kendine azarlamasına karşın kıkırdamasını bastıramadı Arthur. Aslında şu anda içinde bulundukları durum tam olarak trajikomikti. Laurence’ın kendine çevrilmiş kızgın bakışlarına özür dileyerek karşılık verdi. Yüzlerinde bol miktarda morluk, yanılmıyorsa Arthur’da bir kırık kol ve patlamış dudakları ile birbirlerine karşı takındıkları bu korumacı tavır görülüp, kahkahalara boğulmalara yeterliydi.
    “Merak etme birkaç yumruk ile beni saf dışı bırakamazlar.” durumu alaya almak yapılabilecek en iyi şeydi şu anda. Hallerine üzülüp dövünebilirlerdi de fakat bunun kimse için bir faydası olmazdı. “Sanırım bu çocuklar senin yakışıklılığını kıskanıyorlar. Şu surata bir baksana…” çocuğun çenesini tuttu ve değerli bir eşyayı inceliyormuşçasına inceledi. “Dayak yemeden önceki haline baksak daha iyi olurdu sanırım.”

    Gülüşmelerinin ardından kısa bir sessizlik oldu. Arthur kendini fiziksel olarak olmasa da ruhen çok daha iyi hissediyordu. Burada daha fazla oturmalarının ikisi için de fiziksel açıdan daha büyük hasarlara yol açabilecek olmasından dolayı derin bir nefes aldı ve çok yavaş hareketler ile oturduğu yerden kalkmak için hamle yaptı, kullanamadığı kolu yüzünden dengesini kaybetmesi ile sendelese de Laurence’ın çevik davranarak kolunun altına girmesi ile dengesine yeniden kavuştu. İki genç büyücü hastane kanadının yolunu tutmuşken, Arthur’un aklında annesinin sözleri dolaşıyordu yine. Kendini saklamasını söylediği sözler, acı çekmek istemiyorsa saklaması gerekiyordu kendini annesine göre. Fakat Arthur onların söyledikleri sözler veya eylemleri yüzünden acı çekmiyordu, gerçek sevgiyi Laurence’da bulmuştu ve dışarıda olup biten başka hiçbir şey umurunda değildi, Laurence varsa her şey, dayak yemek bile son derece güzeldi.

RP SONU
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: All About Us   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

All About Us

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Eğlence Ekspresi :: Süpürge Dolabı :: Rp İçi :: 2. Sezon-