AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  



 

Paylaş | .
 

 Blue Jeans

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Jude Philippe

avatar

Rp Yaşı : 19
Mesaj Sayısı : 141
Gerçek Adı : Selin
Yaş : 23

MesajKonu: Blue Jeans   Çarş. Ocak 16, 2013 11:01 pm

    Noel tatili, tüm okul karlar altına gömülmüşken öğrencilerin yarısından fazlasının ayaklar altından çekildiği huzurlu bir zamandı kütüphane sorumlusu Jude için. İki sene önce Hogwarts’dan mezun olan genç çocuk ilk senesini dünyanın çeşitli ülkelerini dolaşarak aylaklık yaparak geçirmişti. Fakat tutkusu olan yazma işini bu şekilde icra edemeyeceğini fark etmesiyle, babasının nüfuzu sayesinde Hogwarts’da kütüphanede işe girmişti. İlk senesinin ilk dönemi sona ererken okulda, tıpkı okuduğu zamanlarda olduğu gibi, büyük bir hayran kitlesi edinmeyi başarmıştı. Hatta artık kim ders çalışmaya geliyor, kim Jude’u gizli gizli izlemeye geliyor anlaması neredeyse imkânsız bir hal almıştı. Jude Philippe, on dokuz yaşında düzgün yüz hatları, tatlı gülümsemesi ve gülümsemesine çekicilik katan gamzeleriyle birleşen dağınık saçlarıyla her genç kızın rüyalarını süsleyebilecek türden bir erkekti. Okul zamanlarından kalma kötü bir şöhrete sahip olsa da son iki senedir ne bir kıza bakmış ne de düşünmüştü. Yazmak onun için ne zaman bir gerekliliğe dönüşmüş o zaman Jude tüm insana özgü ihtiyaçları bir kenara bırakmıştı.

    Okul boş olduğundan dolayı kütüphanede boştu, tüm masalar rafların önünü, buraya geldiğinden beri ilk defa kütüphanenin bu kadar boş olduğunu görüyordu Jude. Bundan hoşlanmıştı da, o küçük şeylere tahammül edemiyordu Jude. Hiçbir şey söylemeden yalnızca o masalarda oturup bir şeyler okumaları bile Jude’un sinirlerine dokunuyordu. Öncelikle hiçbiri nasıl okunması gerektiğini bilmiyordu, kitaplar o kadar farklı dünyalara kapı aralıyordu ki kütüphane bile olsa asla etrafta birileri varken okunmamaları lazımdı. Bir de kitap kokusu vardı elbette, o harflerin her birinin kitabın içeriğine göre sayfaların üzerinde bir koku bıraktığına inanıyordu Jude. Bu yüzden yeni bir kitaba başlamadan önce mutlaka onun sayfalarını koklardı, buradaki öğrencilerden hiçbirinin böyle bir şey yapmadığını, yapmayacağını biliyordu. Çoğu ödevleri olmasa buraya uğramazlardı bile, onlar için kütüphane lanet olası sıkıcı bir yerdi. En çok da onlara tahammülü yoktu Jude’un. Öğrencilerin arasındayken onların kim olduğunu tespit etmek çok daha kolaydı elbette, burada ise tüm o öğrencilerin sıkıcı suratlarını incelemesi gerekiyordu kimin neden burada olduğunu anlamak için. Bunun yerine Jude kahvesini içip, kitapları düzenlemeyi, Hogwarts’ın o görkemli bahçesini izleyerek yağmurun şarkısını dinlemeyi tercih ediyordu. O anlarda yazmak için aklına o kadar çok fikir geliyordu ki sanki bir fikir ağacından sepetine fikirleri dolduruyormuş gibi.

    Pencerenin önünde dikilmiş elinde kupası ile beyazlıkların üzerine düşen güneş ışınlarını seyrediyordu. Kardan sonra açan güneşi her zaman sevmişti Jude, umudu simgeliyordu ona göre. Her şeyin sonunda bir ışık olduğunu. Pencereden dışarıya dalıp gitmişti, açılan kütüphane kapısının sesiyle kendine geldi. Noel tatilinde okulda kalmış birinin tutup kütüphaneye gelmesi akıl alır şey değildi. Sarı saçları dalga dalga omuzlarından aşağıya dökülen kız masalardan birine otururken Jude’un kendini süzdüğünü fark bile etmemişti. Okulda Jude hayranlığı yapmayan birkaç kızdan biriydi bu gelen, Janice. Jude çoğu zaman onun çok bilmiş ve sinir bozucu olduğunu düşünürdü, hiç sohbet etmemiş olsalar da o bir Ravenclaw idi. Dışarıdan bakınca nasıl biri olduğunu anlamak çok da zor değildi. Hatta Jude onun bir derdi olduğuna bile emindi, bakışlarından görebiliyordunuz bunu.

    Bir süre kızı süzdükten sonra bakışlarını yeniden pencereden dışarıya yöneltti fakat keyfi bir kere kaçmıştı. Kütüphaneyi o kadar sahiplenmişti ki Jude birilerinin buraya gelmesine tahammül edemiyordu. Etrafta başka kimse olmadığına göre gidip kız ile sohbet edebilirdi, o nasıl Jude’un düşüncelerini bölmüşse Jude da buraya yapmak için geldiği şey her ne ise onu bölecekti. Kızın olduğu masaya ilerledi ve izin istemeden oturdu, kızın bakışları kendisine yönelse de hiçbir şey demedi. Annesinin sinir bozucu bulduğu sırıtışlarından biri vardı yüzünde.
    “Tatilde burada olacak kadar çok mu nefret ediyorsunuz ailenizden bayan?”

_________________
[list][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][/list:u]
Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Janice Marchant



Mesaj Sayısı : 393
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Blue Jeans   Perş. Ocak 17, 2013 1:34 am

    Noel neşesi Hogwarts’ın üzerinden elini ayağını çekmiş, taş bina ıssızlığıyla baş başa kalmıştı. Daha önce hiç tatili okulda geçirmemişti Janice. Yaz tatilinde annesiyle babası arasında baş gösteren anlaşmazlıklar sonrasında annesinin geçirdiği kaza ve hastanede geçen günler… Evden uzak kalmayı isteme nedenlerinden sadece birkaç tanesiydi bunlar. Okulda olma nedeninin çirkinliği düşünüldüğünde binanın sessizliğinden bu kadar çok keyif alması ironikti. Son zamanlarda yaşadığı kişisel problemlerinin çözümünün yalnızlık olacağı kimin aklına gelirdi ki? Amelia’nın ona birilerini ayarlama çabalarının arkasındaki iyi niyeti görebiliyordu ama bu kesinlikle yardımcı olmuyordu. Isaac’e karşı hissettiklerinin yarısını bile hissettiremiyorlardı buluştuğu erkekler. Çarpıcı bakışlardan ve geniş omuzlardan çok daha fazlasıydı Janice’in aradığı. Anlaşılmak, hissedilmek istiyordu. Bunları barındırmayan bir ilişki iki bedenin yan yana olmasından başka bir şey değildi ona göre.

    Son günlerde okuduğu romanını kaptığı gibi ortak salonun dışına attı kendini. Amelia’ya yakalanmadan kütüphaneye gitme derdindeydi. O gün koridorda içini döktüğünden beri sanki hastaymış gibi davranıyordu kız Janice’e ve bu kesinlikle rahatsız ediciydi. Güya duygularını açmasına yardımcı olmaya çalışıyordu, oysa tek yaptığı Janice’e kişisel sorunlarını paylaşmaması için bir neden daha vermekti. Okuduğu her hangi bir kitapta bile kendini bulabilirken insanlardan bu kadar uzak olmasını anlamlandıramıyordu kız. Ama elinde değildi. İnsanlar anlamıyorlardı, göremiyorlardı. İşte bu yüzden yalnızlığıyla baş başa kalmakta buluyordu çözümü genç cadı. Bunun zavallıca olduğunu biliyordu ama bir süredir kendi için üzülmeyi bırakmıştı ve yerine biraz daha fazla okumaya başlamıştı. Her zamankinden daha fazla. Kitap okumak için yeryüzündeki en güzel yer sessiz bir kütüphanedir. Bunun farkındaysanız ders çalışmaktan çok kitap okumak için ziyaret edersiniz kütüphaneyi. Ayaklarının onu götürdüğü yere geldiğinde yüzüne geniş bir gülümsemenin yayılmasına izin verdi. Etraf o kadar sessizdi ki kapıyı açarken ne kadar yavaş olmaya çalıştıysa da çıkan gürültünün önüne geçemedi. Ortalıkta rahatsız olacak kimse olmadığına göre bunun sorun olmayacağını düşündü ve umursamaz bir tavırla masalardan birine bıraktı kendini.

    Kütüphane sorumlusu tarafından rahatsız edilmeden önce okuduğu sayfayı bile tamamlayamamıştı Janice. İzin bile almadan öylece gelip masasına oturması ne kadar da kaba bir davranıştı. Eh, tam da karşısındaki kişiden bekleyebileceği türden bir şeydi bu. Jude Philippe, sadece yakışıklı olduğu için her kızı elde edebileceğini sanan ukala erkeklerden biriydi sadece. Ders çalışırken ya da kitap okurken etrafındaki masalara üşüşmüş kızların çocuk hakkında yaptıkları konuşmaları duyuyordu çoğu zaman. Bu kadar abartılacak neyi vardı, anlamıyordu. Fiziğinin fena olmadığını inkar edemezdiniz, uzun boyluydu ve yapılıydı. Koyu saçları dalgalıydı ve düzgün bir burnu vardı. Bir de ne zaman gülümseyecek olsa yanaklarında beliren gamzeleri vardı ki… Yutkundu. Kitabının kapağını kapatıp yavaşça geriye yaslandı.
    “Ailevi meselelerimin sizi ilgilendirdiğini hiç sanmıyorum. Eminim tatilinizi değerlendirmek için başkalarının işlerine burnunuzu sokmaktan çok daha iyi uğraşlar bulabilirsiniz Bay Philippe.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jude Philippe

avatar

Rp Yaşı : 19
Mesaj Sayısı : 141
Gerçek Adı : Selin
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Blue Jeans   Perş. Ocak 17, 2013 9:15 pm


    Elbette bulabilirdi, kalemi kuvvetli bir yazardı fakat yazabilmek için yalnız kalması gerekiyordu ki lanet olası büyücüler ve cadılar doğru düzgün yazmasına müsaade etmiyorlardı. Hogwarts’ın kütüphanesi bazen Jude’un gördüğü en gürültülü kütüphane olabiliyordu. Bugün sonunda tamamen kendine ait olduğunu düşündüğü kütüphanenin karşısında oturmakta olan kız tarafından işgal edilmesinden hoşlanmadığı için başkasının işine burnunu sokuyordu. Yatakhaneler, ortak salonlar ve hatta büyük salon bile neredeyse boştu. Altıncı sınıfta ailesi ile büyük bir kavga yaşadığı zaman noel tatilini okulda geçirdiği zamanı anımsadı büyücü. Gerçekten etraf boş ve sessizdi. Her binadan kalan bir avuç insan ile okulun altını üstüne getirmek için mükemmel bir zamandı hatta. Öğrenciyken ne kadar da eğleniyordu burada. Şimdiyse sanki her şey değişmiş gibiydi. Kendi arkadaşları hatta kendinden alt dönemde olan arkadaşları bile mezun olmuşlardı. İki dönem altından sonrasını tanımakta güçlük çekiyordu Jude, elbette kızlar onu o kadar iyi hatırlıyorlardı ki. Bazen nasıl bu kadar çok kişi tarafından tanındığını anlamlandıramıyordu.


    “Siz gelene kadar o uğraşım vardı Bayan Marchant.” açıkça okuldaki her öğrenciye açık olan kütüphaneye gelmesinden rahatsızlığını dile getirmişti. Sözlerini söylerken ilk defa kızın adını neden bildiğini sorguladı, her gün o kadar çok kız öğrenci gelip Jude’a adını söylüyordu ki, hepsini anında unutuyordu. Janice neden aklında yer edinmişti? Rahatsız edici bir biçimde kıza bakmayı sürdürürken ceplerini karıştırdı, okulda sigara kullanımının bahçede bile yasak olduğunu bilmesine rağmen sigarasını arıyordu. Jude’un kuralları pek taktığı yoktu, yakalanana kadar yasaklar delinmek için vardı. Kıza rahatsız olup olmayacağını sormadan paketinden bir tane çekti ve dudaklarına götürdü. Yakmadı. “Ailenizden dolayı sizi kırdıysam üzgünüm.” değildi aslında, bu yüzündeki ifadeden de açıkça görülüyordu. Yine de bir şeyler demek zorunda gibi hissetmişti kendini. Karşısında oturan kız hakkında en ufak bir şey bilmiyordu belki de ailesi ile ilgili gerçekten canını acıtacak sorunları vardı. Bir yazar kalbiyle yaklaşırsa eğer böyle davranmaması gerektiğini biliyordu. İşte Jude’un sahip olduğu iki farklı kişiliğin her zamanki çatışmalarından biri geliyordu. Nazik ve düşünceli mi olmalıydı yoksa herkesin tanıdığı bildiği rahatsız edici Jude mu? Bu bir çeşit maskeydi aslında onun için, insanları kendinden uzak tutuyordu. Ulaşılmaz gözüküyordu onlar için Jude, bu da çocuğun işine geliyordu. Egolarını okşuyordu doğruyu söylemek gerekirse etrafındaki insanların ona bakış açısı. Gizem seviyordu herkes, birdenbire eski bir öğrencinin çıkagelip bütün gün 'mükemmel' görüntüsü ile kütüphanede oturması neredeyse kimse ile konuşmaması ve sürekli bir şeyler yazması ilgi çekiyordu. Ne yapıyordu? Neden bu kadar suskundu? Kendini beğenmişlikten dolayı mı böyleydi? Etrafta o kadar çok soru vardı ki, kızların hayranlığını kazanırken hiç kuşkusuz erkeklerinde tüm nefretini üstüne çekmişti Jude. İkisini de pek önemsediği söylenemezdi. Hogwarts'da olmayı seviyordu, kitaplarla iç içe olmayı da. En önemlisi sonunda yasak bölgeye geçiş hakkı vardı.

    Sigarayı dudaklarından yeniden eline aldı, arka cebinden çakmağı çıkardı. Büyücüler arasında pek popüler bir muggle icadı değildi bu. Fakat çoğu öğrenci deniyordu, Jude emin değildi fakat büyücülerde mugglelara yaptığı gibi bir bağımlılık yapmıyordu sigara. Nedenini araştırmak için hiçbir çaba da göstermemişti aslında, o muggleları tanımak için onlarla beraber yaşadığı zamanlarda edinmişti bu alışkanlığı. Yalnızca hoşuna gittiği için kullanıyordu. Sigarasını yaktı ve derin bir nefes çekti. Karşısında oturmakta olan kıza da uzattı, başını hayır anlamında sallaması ile
    “Aramızda kalsın, olur mu?” dedi ve oturduğu yerden kalktı, “Daha fazla rahatsız etmeyeyim seni, beni öldürebilecek gibi bakıyorsun.” cevap vermesini beklemedi, kız kütüphaneye girdiğinde olduğu yere gitti ve okulun bahçesini izlemek yerine bu sefer bakışlarını kıza dikti. Bunun birkaç dakika içinde kızın canını feci sıkacağını biliyordu, kimse birisinin gözünü bile kırpmadan kendisini izlemesinden hoşlanmazdı, yapacağınız işler ters gidecek gibi hissederdiniz ya da acaba şu an nasıl gözüküyorum, ters giden bir şeyler mi var acaba gibi düşünceler beyninizi o kadar kemirirdi ki o anda her ne yapmakta iseniz asla dikkatinizi veremezdiniz. En kötü yanı eğer siz bakıp bakmadığını kontrol edemiyorsanız, kişi sizi bakmayı sonlandırdığında bile kafanızdaki sorular sizi terk etmezdi. Kısacası birini rahatsız etmenin en güzel ve en kolay yolu, gözlerinizi dikip ona bakmaktı. Sigarasından bir nefes daha aldı, odanın tavanına doğru yükselmesini izledi dumanların, ardından yeniden kıza döndürdü bakışlarını. Bu kadar güzel olduğunu neden daha önce fark edememişti? Bir şarkı mırıldanmaya başladı, fazlasıyla sevdiği muggleların belki de dünyaya en büyük hediyesi olan gruptan, ki ismi de annesinin bu gruba olan aşırı sevgisinden dolayı Jude olmuştu. Kendisinden başkasının duyamayacağı kadar alçak bir sesle mırıldanıyordu, kelimeler seçilemiyordu bile. "Let me take you down, 'cos I'm going to Strawberry Fields. Nothing is real and nothing to get hungabout."

_________________
[list][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][/list:u]
Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Janice Marchant



Mesaj Sayısı : 393
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Blue Jeans   Perş. Ocak 17, 2013 11:17 pm

    Daha önce kütüphanede olmak hiç bu kadar rahatsız etmemişti genç cadıyı. Çocuğun laflarına bozulduğunu inkâr edemezdi. Sessiz kaldı bu yüzden. Canının yandığını belli etmemek için sessiz kaldı. Sözde özür dilemesine de umursamaz tavrıyla sigarasını çıkarmasına da tepki vermedi. Kütüphane gibi Janice’in neredeyse kutsal saydığı bir yerde okul kurallarının bizzat bir çalışan tarafından delinmesini izlemek midesini bulandırıyordu. Bir Bina Başkanı olarak ondan şikâyetçi olabilirdi şu an, olmalıydı. Ama yapmadı. Çocuğun sigara teklifini başını sallayarak geri çevirdi. Oturduğu masada kitabıyla baş başa bırakıldığında ise sadece Jude’a hayran olan kızların ne kadar zavallı olduklarını düşünüyordu. Onun ne kadar kaba biri olduğunu görmüyorlar mıydı? Hiçbir şey yapmamasına rağmen gördüğü şu muamele bile her şeyi açıklıyordu. Okul öğrencilerine açık bir kütüphanede kitap okumak istemesinde ne kötülük olabilirdi? Yalnızlığının bölünmesi keyfini kaçırmıştı beyefendinin demek. Her ne yapıyorduysa artık, çok önemli olduğunu düşünüyor olmalıydı. Büyütecek bir şey yoktu oysaki. Janice sessizliğine gömülüp kitap okumak derdindeydi sadece. Varlığının bile rahatsız edici olduğunun vurgulanması gururunu incitmişti. Sinirden titreyen parmaklarını gizlemek için hafifçe yumruk haline getirdi ellerini. Dikkatini toparlamaya çalışarak kitabına çevirdi bakışlarını.

    Nerede kaldığını bulamayınca baştan okumaya başlamıştı sayfayı. Tek eliyle saçlarını geri itip kulağının arkasına sıkıştırdı. Üzerinde gezen bakışları hissedebiliyordu ama kafasını kaldırıp bakma cesareti bulamıyordu kendinde. Amacı neydi? Janice’in arkasını dönüp gideceğini düşünüyorsa çok yanılıyordu. Uzun süredir fırsat kolladığı bu keyiften mahrum kalmayı reddediyordu kız. Özellikle de böyle bir neden yüzünden. O sırada sayfanın sonuna geldiğini fark etti ancak ne okuduğuna dair en ufak bir fikri yoktu. Çünkü kafası hala üzerinde gezmekte olan bakışlardaydı. Rahatsız olmaktan çok canını yakıyordu çocuğun bakışları. Dokundukları yerde delikler açıyorlarmış gibi hissediyordu. Kafasını kaldırıp kes şunu diye bağırmamak için gerçekten zor tuttu kendini. Sadece kızgınlığını belli etmek adına sert sert baktı çocuğa. Kısa bir an bakışları birbirine kilitlendi ve Janice kafasını çevirmedi ya da çeviremedi. Bir şeyler mırıldanıyordu çocuk. Duyamıyordu ama dudaklarının hareket ettiğini görebiliyordu kız. Nihayet kendini o delici bakışlardan kaçırabildiğinde önüne düşürdü başını. Sandalyesini geriye itip ayağa kalktı. Kitabını da kaptığı gibi hızlı adımlarını rafların arasına, kütüphanenin derinliklerine çevirdi. Birbirlerini görmezlerse rahatsız da olmazlardı. Nefes alışverişinin hızlandığını hissedebiliyordu ve göğsünden yüzüne doğru vuran bir sıcaklık terlemesine neden oluyordu. Aniden duraksadı.
    “Bu çok saçma.”

    Gerisingeri geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı. Alnında biriken terleri kolunun tersiyle sildi ve tekrar görüş alanına giren çocuğun doğrudan üzerine yürüdü. “Biliyor musun, sırf sen istiyorsun diye buradan gitmek zorunda değilim. Burada çalışıyor olman buranın sahibi olduğun anlamına da gelmez.” Kısacası bakışlarını üzerime dikmekten vazgeç! Sözlerini bitirene kadar çocuğa gereğinden fazla yakınlaşmış olduğunu fark etmemişti. Bu kadar yakından bakınca ne kadar etkileyici olduğu gerçeği bir kez daha sarsmıştı Janice’i. Kahverengi gözleri o kadar derin bakıyordu ki nefesinin kesildiğini hissetti. Çareyi bakışlarını kaçırmakta bulmuştu kız. “Kitabımı nerede istersem orada okurum.” Sesinin bu kadar emin çıkmasına kendi bile şaşırmıştı. Zira başının döndüğünü hissedebiliyordu ve nedense kilitlenme büyüsüyle bağlanmış gibi hareket edemeden duruyordu yerinde. Birkaç adım gerilese hiç fena olmayacaktı oysa.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jude Philippe

avatar

Rp Yaşı : 19
Mesaj Sayısı : 141
Gerçek Adı : Selin
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Blue Jeans   Cuma Ocak 18, 2013 11:30 pm


    Kızın dikkatini dağıtmayı ve rahatsız olmasını başardığını gördüğünde sırıtarak rafların arkasında gözden kaybolmasını izledi kızın. Sigarasını pencerenin kenarında söndürdü ve pencereyi hafifçe aralayarak Hogwarts’ın bahçesine fırlattı, bir çalışan için ne kadar da kötü bir hareketti. Eğer kovulup kovulmamayı önemsiyor olsaydı, kötü olduğunu Jude’da onaylardı. Kızın rafların olduğu taraftan kendine doğru hışımla yürüdüğünü fark etti sırıttı. Can sıkma konusunda kendinden daha iyi birisini tanımıyordu Jude, kızında tüm sinirlerini tepesine çıkarmış gibiydi şu an. Kızın sözlerine yalnızca gülümsemekle yetindi. Haklıydı, buranın sahibi Jude değildi fakat buranın kurallarını o belirliyordu. Öğrencilerin üzerine düşünmek için zaman bile ayırmadığı kütüphane kuralları Jude’un elindeydi. Birileri durumu müdireye bildirene kadar kütüphaneye giriş çıkış saatlerini bile istediğini kadar azaltabilirdi, hatta buna müdireyi bile ikna edebileceğini çok iyi biliyordu genç büyücü. Yani cadının yanıldığını bir nokta vardı, Jude burada her ne isterse onu yapabilirdi.

    Kızın kaçırdığı bakışlarının Jude’a bu kadar yakın olmanın onu rahatsız ettiği anlamına geldiğini düşünebilirdi büyücü eğer birkaç adım gerileseydi kız ama yapmadı. Onun yerine olduğu yere çakılmış gibi hareketsiz ve Jude’a bakmadan duruyordu. Kızın çenesini tuttu, bunu neden yaptığını kendisi de bilmiyordu, hafifçe yüzünü kendi yüzüne doğru çevirdi, sinirden gerilmiş olsa da o kadar güzel bir yüzü vardı ki, önüne düşen birkaç tutam sarı saç ile delici bakışlara sahip gözleri ne kadar da çekicilerdi. Uzun zaman sonra ilk defa kalbinin bu kadar hızlı attığını hissediyordu büyücü hem de neredeyse her gün gördüğü ve dikkatini bile çekmeyen bir kıza karşı. Ondan hoşlanmış olabilir miydi? Belki de. Gözlerini kızın dudaklarını kaydırdı, biçimli ve ne diyeceğini bilemez gibi hafif aralık. Konuşmak istese de konuşmadı Jude, böyle bir durumda kelimelerin bir anlamı yoktu. Karşısındaki kız bu sabaha kadar onun için hiçbir şey ifade etmezken şu anda onu arzuluyordu. Aşk veya sevgi olduğunu söyleyemezdi, hafif bir hoşlanma ile beraber erkek olmanın getirdiği bir takım arzular. Sahi Jude en son birini ne zaman öpmüştü? Bir yıl kadar falan önceydi, kendisi bile tam hatırlamıyordu. Kızın hamle yapmasına izin vermedi ve dudaklarını dudaklarına bastırdı, işte bu işini kaybetmesine sebep olabilecek bir hareketti fakat içinden geldiği gibi davranmazsa yaşamanın ne önemi vardı ki? Başta cadı Jude’un yaptığı şeye karşılık verecek gibi olduysa da saniyeler içerisinde Jude’u bir kızdan beklenmeyecek kuvvetle kendinle uzaklaştırdı. Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki Jude ona bunu yaptıran şeyin ne olduğunu bile anlayamamıştı.

    “Özür dilerim.” Kızı öpmesinin ve reddedilmesinin ortaya çıkardığı şok duygusunu atlattığında ağzından dökülen ilk kelimeler bu oldu. Gerçekten özür diliyordu, yaptığı şeyin yanlışlığını biliyordu çünkü. Yaşı büyürken kızlara bakış açısı da değişmişti, okulda onları yalnızca kullanabileceği bir şey gibi görürken artık onların da birer birey olduğunu, kendi duyguları olduğunu kabul etmişti. Yaptığını nasıl telafi edebileceğini bilmiyordu, kızdan da en ufak bir tepki gelmemişti henüz. Normalde çılgınlar gibi bağırarak tokat atması ya da arkasını dönüp çekip gitmesi gerekiyordu fakat kız olduğu yerde hiç kıpırdamadan duruyordu. Bu Jude’un canını fazlası ile sıkmıştı. “Bir şeyler söylemek ister misin?” lütfen bir şeyler söyle, lütfen.


_________________
[list][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][/list:u]
Spoiler:
 


En son Jude Philippe tarafından Paz Ocak 20, 2013 2:41 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Janice Marchant



Mesaj Sayısı : 393
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Blue Jeans   Paz Ocak 20, 2013 1:00 am

    Bir öpücük, küçük bir öpücük birçok şeyi değiştirebilir. Bir kapıyı aralamışsınızdır ve ardından ne geleceğini asla kestiremezsiniz. Bir kızı ağlatabilir, sevindirebilir ya da kendinize âşık edebilirsiniz. Jude, Janice’i öptüğünde ise kısmen farklı bir etki yaratmıştı. Dudaklarında hissettiği sıcaklık ağır ağır bedenine yayılırken sırasıyla şaşkınlık, zevk ve kızgınlık hissetmişti kız. Yaşadığı şok başta hareketsiz kalmasına neden olmuştu. Daha sonra belki de uzun zamandır dokunulmamış olmanın getirdiği hazdan dolayı hoşuna gitmişti çocuğun sıcaklığı. Ama bu o kadar anlık bir histi ki öfke su yüzüne çıktığında bir panik haliyle uzaklaştırıvermişti çocuğu kendinden. Sonrası ise tam anlamıyla bir iç karmaşa halini almıştı Janice için. Çocuk pişmanlıkla özür dilerken tepkisiz kaldı. Çünkü daha önce hissetmediği bir hisle karşı karşıyaydı, arzuyla. Ve bununla ne yapacağını hiç bilmiyordu.

    Cinsel konular her zaman kapalı bir kutu gibiydi Janice için. İlişkileri çoğu zaman öpüşmenin ötesine gitmemişti. Arkadaşları bekâretlerini nasıl kaybettiklerinden bahsederken o sessizce dinlemekle yetiniyordu. Utandığı bir şey değildi bu. Acele etmek gibi bir niyeti yoktu. Zaten şu anki durumunu tuhaf kılan da buydu. İlk kez birinin öpücüğü onda bu derece farklı hisler uyandırmıştı. Belki de birçok kız tarafından arzulanan birinin böyle ilgisini çekmek gururunu okşamıştı. Belki de aradığı şey anlaşılmak ya da hissedilmek değildi de istenmekti. İhtiyaç duyulmak, arzulanmaktı. Belki de sadece güzel olduğunu hissetmek istiyordu.
    “Bir şeyler söylemek ister misin?” Hayır, istemiyordu. Konuşmak şu an istediği en son şeydi. Ne düşündüğünü anlatmak için daha bir yolu vardı çünkü. Tek eliyle uzanıp çocuğun yakasını kavradı ve yine ondan beklenmeyecek bir güçle kendine çekti. Dudakları tekrar kenetlendiğinde bu kez çok daha tutkuluydu Janice. Karşılık alması biraz geç olmuştu ama sonunda bedenleri uyum içinde hareket etmeye başlamıştı. Kaslı kollar tarafından belinin sarıldığını hissettiğinde elindeki kitap yavaşça yere kaydı.

    Daha önce böyle bir anı kafasında canlandırdığında hep kendini ne yapacağını bilmez bir şekilde çırpınırken hayal ederdi Janice. Daha doğrusu böyle bir şeyi kafasında kuramayacak kadar bile deneyimsizdi bu konularda. Ama şu an bunu hiç hissettirmediğine emindi. Kontrolü Jude’a bırakmıştı ve hiç yabancılık hissetmeden uyum sağlıyordu çocuğa. Nefes alışverişleri hızlandığında daha fazlasını istediğini düşündü. Kontrolünü daha fazla kaybetmeyi ve daha ileriye gitmeyi istiyordu. Dudaklarını Jude’unkilerden ayırmadan yavaşça duvara doğru itti onu. Parmaklarını karışık saçlarından yavaşça indirip önce boynunda sonra da omuzlarında gezdirdi. Fazlalıklardan kurtulmak istiyordu. Jude’un üzerindeki siyah ceketi çıkardı yavaşça ve olduğu gibi yere düşmesine izin verdi. Daha önce hiç bu kadar heyecanlandığını hatırlamıyordu. O sırada göğsüne bastıran eli hissetti. Anın büyüsüne öyle çok kapılmıştı ki bunun çocuğun kendini uzaklaştırma şekli olduğunu anlayamamıştı. Janice daha gözlerini açamadan ayrılmıştı dudakları ve bir adım uzağına düşmüştü Jude’un. Bu o kadar beklemediği bir şeydi ki iri iri açıldı mavi gözleri. Çocuğun kendisinden kaçan bakışlarını yakaladığında şaşkınlığı yerini utanca bırakmıştı bu kez.
    “İstemiyor musun?” Titriyordu sesi. Bir kabus olmalıydı bu ve Janice sadece uyanmak istiyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jude Philippe

avatar

Rp Yaşı : 19
Mesaj Sayısı : 141
Gerçek Adı : Selin
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Blue Jeans   Paz Ocak 20, 2013 2:38 am

    Kızın bir şeyler söylemesini beklerken hiç beklemediği bir tepki ile karşılaşması Jude’u ne yapacağını bilemez bir halde bırakmıştı. Janice bir anda Jude’u kendine çekmiş ve öpmeye başlamıştı, ona karşılık vermesi biraz zaman alsa da baştaki şaşkınlığı yerini arzuya bıraktı. Kolları kızın bedenini sardı, iki genç bedenin daha fazlasını isteyeceği açıktı fakat Jude’un kafasında bundan fazlası yoktu, Janice’in onu duvara doğru itip, durumu ele alması hoşuna gitmişti. Bedeninin alev alev yandığını hissediyordu, boynunda dolaşan dudaklar tekrar dudaklarını bulduğunda Janice ne istediğini belli etmek istercesine Jude’un ceketini sıyırdı çocuğun vücudundan. Bulundukları durumda bu kararı vermek ne kadar zor da olsa kızı göğsünden iterek kendinden birkaç santim uzaklaştırdı. Janice’in gözündeki hayal kırıklığını, şaşkınlığı, en çok da utanmayı görebiliyordu. Neden durdurmuştu onu? Buna verebilecek bir cevabı yoktu aslında. Belki de ondan hoşlanmıştı belki de tam tersi bunun için ilgisini bile çekmemişti. Düşünceler kafasında uçuşurken, doğru cevabı bulmaya çalışıyordu Jude. Belki de sadece her an görülebilecekleri bir yerde oldukları için beyni bir şekilde onu durdurmuştu emin değildi. Kızın sorusu ile düşünceler âleminden çıkarak yeniden kütüphaneye Janice’in karşısına döndü. İstemiyor muydu? Buna verebilecek basit bir evet veya hayırı yoktu Jude’un. Kızın dudaklarına baktı, gerçekten istemişti onların tadının nasıl olduğunu bilmeyi, mavi gözlerinin derinliklerinde kaybolmayı ya da. Duvara dayanmış olduğunu unutarak birkaç adım daha gerilemeye çalıştı, kızı görmek istemiyordu. Hissettikleri sadece arzu değildi, sanki karşısında onun incindiğini görmek Jude’un da incinmesini sağladı. Kıza karşı son yarım saat içinde hissetmeye başladıkları korkmasına sebep oldu. En son böyle şeyler hissettiğinde beşinci sınıftaydı ve onun da sonu en yakın arkadaşı ile kız arkadaşını uygunsuz bir biçimde yakaladığı için pek de güzel bitmemişti. Jude neredeyse o zamandan beri kimseyle duygusal bağ kurmamış, umursamaz, kızları kullanıp atan o ‘kötü’ çocuk olmuştu. Belki de onu gerçekten mutlu edecek kişilerin hayatına girmesine asla izin vermemişti. O yüzden karşısında durmakta olan kıza karşı hafif hafif hissetmeye başladığı şeyler onu ölümüne korkutmuştu. Hafifçe başını salladı hayır anlamında. Bu duyguların nasıl olduğunu biliyordu, hafif bir hoşlanma ile başlar eğer siz izin verirseniz içinizde büyür ve siz onun nasıl bir hükümdarlık kurup içinizde sizi başka birine karşı nasıl bağımlı hale getirdiğini anlayamazdınız. Ufak bir hoşlanmanın aşka veya sevgiye dönüşmesine izin vermeyecekti. Bu yüzden de kızı istemiyordu, ona dokunmak bile istemiyordu. “Hayır, istemiyorum.” sesi buz gibi çıkmıştı, dümdüz. Kızın gözünün içine bakmamaya çalışıyordu konuşurken, hemen sağında duran raflardaki kitapların isimlerini okuyordu tek tek. Kızın bir daha Jude’a yaklaşmayacağını, hatta uzun bir süre kütüphaneye bile uğramayacağını biliyordu fakat onu kendinden tamamen uzaklaştırmak için birkaç kalp kırıcı cümle kurabilirdi belki. “Benim için fazla yetersizsin.” cümleyi kurmak, dillendirmek ne kadar zor olsa da sesine yansıtmadı bunu, içinde geçenlerin tam aksine dışarıya dökülenler kendini beğenmişlik ve aşağılama içeriyordu. “Seni başta ben öptüğüm için özür dilerim, yanlış şeyler düşünmeni istemem. Yapmaya çalıştığım tek şey seni kızdırmaktı.” hala kıza bakmıyordu, söyledikleri onda ne gibi tepkiler doğurmuştu bilmiyordu fakat bu sefer kızdan gelebilecek -onu tekrar öpmesi dışında ki böyle bir şey olursa bir daha kendini durduramazdı- her türlü tepkiye açıktı, tokat, bağırıp çağırma, hakaret her ne olursa. Derin bir nefes aldı ve bekledi. Gelecek tepkiyi bekledi.

    Pişmanlık Jude'un belki de en nefret ettiği şeydi. Şu anda ağzından çıkan her bir kelimeden dolayı o kadar büyük bir pişmanlık duyuyordu ki garip bir acıya dönüşüyordu kelimeler. Fakat eğer ona karşı farklı bir şeyler hissettiğini kabul ederse daha fazla pişman olacaktı büyücü, bunu göze alamazdı. Yalnızca bugün tanıdın onu kendine gel Jude, diye geçirdi içinden. İlk görüşte aşk saçmalıklarına inanmazdı eğer Janice'i bir daha görmezse ona bir daha bu kadar dikkatli bakmazsa her şey normale dönecekti. Okulun tatilinin bitmesine az bir zaman kaldığını göz önünde bulundurursa kızı neredeyse bir daha hiç tek başına görmeyecekti. Hatta kalabalığın içinde onu fark etmeyecekti bile. Çok geçmeden adını bile hatırlamayacağı bir noktaya gelecekti. Bu yüzden şimdi duyduğu pişmanlık daha sonra duyacağı pişmanlıktan çok daha iyiydi. Hem mantıklı düşünecek olursa bu kadar kolay kendini bırakabilen birine asla güvenemezdi Jude, aynı beşinci sınıfta olduğu gibi Janice'de onu yüz üstü bırakırdı. Belki de kendine hayran birkaç kız ile vakit geçirmeliydi, tüm bu olanlar işte o zaman tamamen unutulurdu.

_________________
[list][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][/list:u]
Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Janice Marchant



Mesaj Sayısı : 393
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Blue Jeans   Ptsi Ocak 21, 2013 12:40 am

    O an yüksek bir binanın tam tepesinde olsaydı bir saniye düşünmeden kendini boşluğa bırakabilirdi Janice. Bir dakika kadar önce şehvetle yanan bedeni utançtan titriyordu adeta. Jude’un dudaklarından dökülen her bir kelime bedenine saplanıyor ve derin yaralar bırakıyordu. Bu derste bir hata yaptığınızda profesörün sınıf önünde size bağırması gibi bir utanç değildi ya da her hangi bir nedenden arkadaşlarınız arasında dalga konusu olduğunuzda duyacağınız türden bir utanç. Bu sanki çıplak kalmak gibiydi. Kalabalığın ortasında ve hiç beklemediğiniz bir anda çırılçıplak kalmak gibi. Bu yüzden kolları bedenine sarılmış bir şekilde çocuğun gittikçe kötüleşen sözlerini dinliyordu Janice. Bu kesinlikle bir kâbustu ve daha kötüsü uyanamıyor olmasıydı. Sabah kalktığında ve buraya gelmeden önce ne kadar huzurlu olduğunu anımsadı. Tek niyeti rahat rahat kitabını okuyabilmek ve belki sonra da bir kahve içebilmekti. O ana dönebilmek için yapamayacağı şey yoktu şu an. Nasıl gelmişti bu hale? Nasıl bu kadar aptal olabilmişti? Kendisini böyle bir adama nasıl bu kadar kolay teslim edebilmişti? Janice Marchant, böyle biri değildi. O zaman neden böyle davranıyordu?

    Benim için fazla yetersizsin. Tam olarak böyle hissediyordu kız kendini. Yetersiz. Öncesinde düşündüğü gibi güzel ve çekici olduğundan değil sırf sinir bozucu biri olduğundan öpmüştü çocuk onu. Aşağılamak için, küçük düşürmek için. Fazlasıyla elde etmişti de istediğini. Hatta Janice bu durumu onun için epey kolaylaştırmıştı. Zaten böyle olurdu hep, başkalarının işlerini onların yerine yapardı Janice. Özellikle kendisini küçük düşürmek gibi işler de. Üçüncü sınıfta ilk sevgilisinden ayrıldığında da böyle olmuştu ve sonrasındaki birçok ilişkisinde de ve Isaac’te ve işte yine. Sorun onlar da değildi, sorun Janice’teydi. Hatta Janice, sorunun ta kendisiydi. Önce sendeler gibi birkaç adım geriledi. Arkasını dönüp kapıya doğru koşmaya başladığında ise gözyaşları yanaklarını ıslatmaya başlamışlardı. Son birkaç hafta o kadar gözyaşlı geçmişti ki onun için artık o günleri geride bıraktığına inanmak istemişti. Ama şimdi, tanıdığı süre boyunca nefret ettiği ve muhtemelen bundan sonra da nefret edeceği biri yüzünden tekrar yanıyordu canı. Kendini değersiz hissetmesi için bir neden daha. Sanki daha fazlasına ihtiyacı varmış gibi. Sanki daha fazlasını kaldırabilirmiş gibi. Nefes alışları hıçkırıklarına karışırken hayatının daha ne kadar anlamsızlaşabileceğini düşünüyordu. Monica’nın günlüğündeki sözleri anımsadı o an. Bazen öyle zamanlar oluyor ki her şeyin daha kötü olamayacağını düşünüyorsunuz. Sonra her şeyin daha da kötüleşmesini şaşkınlıkla izliyorsunuz. Yorulmuştu. Kendini kaybedişini izlemek onu yoruyordu. Tutunacak bir dala ihtiyacı vardı, dinlenebileceği bir çatıya. Sanki derin bir okyanustaydı ve bir türlü yüzeye çıkamıyordu. Tek bildiği artık kendi kendine yetemiyor olduğu ve etrafında onu kurtarabilecek kimsenin olmadığıydı. Boynuna sarıldığı herkes tarafından terk edilmişti. Son çare bedensel arzularını kullanarak yaklaşmıştı Jude’a. O da farklı çıkmamıştı ne yazık ki. Belki de en dürüst haliyle yüzüne vurmuştu gerçekleri bir bir. Ne olduğunu biliyordu artık Janice. Sorun, olamadıklarıydı.

- RP SONU -
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Blue Jeans   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Blue Jeans

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Eğlence Ekspresi :: Süpürge Dolabı :: Rp İçi :: 2. Sezon-