AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  



 

Paylaş | .
 

 Bu Gece Ölmediysem Bir Daha Ölmem.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Felix Felicis

avatar

Mesaj Sayısı : 349
Gerçek Adı : Bilgö&Dilorağ&Örümcek.

MesajKonu: Bu Gece Ölmediysem Bir Daha Ölmem.   Çarş. Kas. 28, 2012 9:48 pm

Mars A. BrantAquamarine Sparrow

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
I got to know your pretty face and electric soul:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Felix Felicis

avatar

Mesaj Sayısı : 349
Gerçek Adı : Bilgö&Dilorağ&Örümcek.

MesajKonu: Geri: Bu Gece Ölmediysem Bir Daha Ölmem.   Çarş. Kas. 28, 2012 11:03 pm

    "Fleahy meh to the moon. Let meah playsh amongh those starrhs... Bonne soirée, ma'am!"
    Elimi deli gibi iki yana sallayarak kapımızdan çıkan son müşteriyi de uğurladım. Mackenzie yanıma doğru temkinli adımlarla yaklaşırken şişeden bir yudum daha aldım. Tanıdık sıcaklık hissi midemi kaplarken yüzüme geniş bir gülümseme yayılmıştı. Birisinin "Patron yine fransızca konuşmaya başladı..." diye mırıldandığını duydum. Şöyle bir durup omuz silktim ve şarkıma devam ettim. Ne zaman şarhoş olsam, neden bilmem, fransızca konuşurdum. Sadece, bana gereğinden fazla romantik bir dil gibi gelirdi. "In other wordsh-" Tam şarkıma devam ediyordum ki Mackenzie'nin omzuma dolanan kolu beni durdurdu. "Ne yapıyorsun?!" dedim korkuyla. Sanki oracıkta ırzıma geçecek gibi davranıyordum. "Sizi eve götürüyorum," dedi kararlılıkla beni kapıya doğru sürüklerken. "Dükkanı biz kapatırız. Sizin sadece evde olmanız lazım." Gözlerimi devirdim. Kimsenin bana bakıcılık yapabileceği bir yaşta değildim. Aslında insanlar yaşlandıkça bebekleşiyordu. Belki de o ihtiyarlardan biriydim sadece.
    Ama eve gitmek istemiyordum. Eve gidersem yalnız kalırdım ve düşünmek zorunda kalırdım çünkü. Ve düşünmeyi sevmezdim. Kalbimi kırardı. Mackenzie'yi var gücümle ittim. "Hayır!" dedim keskin bir tonla. "Eve kendi başıma gidebileceğimi düşünüyorum. Yarın görüşürüz. Çıkmadan önce her bir masayı teker teker parlatın!" Kapıdan kendimi dışarı atarken kafan kapının üzerinde sallanan zile çarptı. Alnımı ovuşturarak dışarı çıktım ve dilime yeni bir şarkı dolanırken kapının arkamdan kapanmasını izlemedim. Ellerimi ceplerime sıkıştırıp soğuk havaya inat rüzgara karşı yürümeye başladım. Sokakta duraksayıp evime cisimlenmeyi seçene kadar 15 dakika geçmişti.
    Eve ulaştığımda beni boş ve yarı dolu içki şişeleriyle dolu bir salon bekliyordu. Ve beraberinde tonlarca anı. Gerçeğiyle yalanıyla, hatırlamak istense de istenmese de içimi acıtıyorlardı. Yarı dolu şişelerden birini kapıp dudaklarıma dayadım. Geceleri tek işim birkaç yudum içki içmek olmuştu. Zihnimi uyuşturup düşünmememi sağlayacak kadar. En azından sabaha ne düşündüğümü hatırlamayacak kadar. "Akşamdan Kalma İksiri" depom bitmek üzereydi. Koltuğa kuruldum ve büyük bir yudum daha aldım. Daha ne kadar çaresiz ve rezil olabilirdim ki? "O" günden sonra Aqua'yla konuşmamıştım. O da bana ulaşmaya çalışmamıştı zaten. "Belki de yakasından düşmeme sevinmiş, Henry'yle mutlu mesut yaşıyorlardır," diye düşündüm acı acı. Kendimi nitelendirebileceğim sıfatlar yaşlı, rezil ve çaresizdi.
    Aslında keşke onu son hissedişim dudaklarımın üzerindeki hafif bir baskı olmasaymış diye düşünüyorum. Aslında şimdiki halimin sebebi hep onu özlememden, hala onu sevmemdendi. Hala ona aşık olmamdandı. İçkimden son bir yudum alıp şişenin dibini bulup sarsak bir hareketle ayağa kalktım. Daha ne kadar kötüleşebilirdi ki durumum? Aquamarine'le yüzleşmem gerekirdi. Ani bir kararla Londra'ya, Aquamarine'in gemisinin yanaştığı limana cisimlenmeye karar verdim. Sarhoşken kilometrelerce yapacağım cisimlenmenin vücuduma verebileceği zarar umrumda değildi. Derin bir nefes alıp cisimlendim.

    And the vision that was planted in my brain,
    Still remains.

Spoiler:
 

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
I got to know your pretty face and electric soul:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Maria Sparrow

avatar

Rp Yaşı : 498
Mesaj Sayısı : 424
Yaş : 20

MesajKonu: Geri: Bu Gece Ölmediysem Bir Daha Ölmem.   Cuma Kas. 30, 2012 4:43 pm

    Aynanın karşısındaki siyah saçlı, masmavi gözlü kadına baktı. Bu kadın öylesine bitkin, öylesine mutsuz gözüküyordu ki. Bir zamanlar gürmüş gibi görünen siyah saçları, her ne kadar hala parlasalar da güçlerini kaybetmişlerdi. Gözlerinin altında mor, kalıcı halkalar vardı. Gözlerinin etrafı sürekli gözyaşlarını silip ovuşturmaktan kıpkırmızı ve yara içindeydi. Yüzünde gözyaşlarının yol oluşturmuş olduğunu belli eden, çok da eski olmayan izler vardı. Kadın, nefes almıyordu. Bembeyaz yüzünde hiçbir ifade yoktu. Yalnızca bakıyordu. Öylece gözlerini dikmiş, kendine soruyordu. Neden hayattaydı? Neden yaşıyordu? Neden Tanrı onun da canını almamıştı? Babasını küçük yaşta kaybettiğinden beri bu soruyu kendine ikinci soruşuydu.
    Aquamarine Sparrow; Jack Sparrow’un ilk ve tek çocuğu, gemisinin ondan sonraki kaptanı ve aynadaki kadın Aquamarine, önünde duran tarağı titreyen elleriyle aldı. Gözlerinden akmak için dört gözle bekleyen yoğun gözyaşlarını içeride tutmak istercesine dudaklarını sertçe ısırdı ve tarağı başına götürdü. Bunu yapması canının yanmasına neden olmuştu çünkü dudakları yara bere içindeydi, ağlamamak için kendini ilk tutuşu değildi. Genç kadın tarağı başının tepesinden, saç uçlarına kadar gezdirdi ve yutkunarak aynı işlemi saçının diğer kısımlarına da uyguladı.
    Kamarasını aydınlatan zayıf ışık, solgun yüzüne vuruyordu ve genç kadın aynadaki yüzüne her baktığında aldığı derin yaraları hatırlıyordu. Babasının ölümü, annesinin gidişi, kaybettiği sevgilisi Philip, kaybettiği tayfaları… Ve yalnızca birkaç gün önce başına gelen ve her aklına geldiğinde dehşetle irkilmesine neden olan şey. Onca acı yetmezmiş gibi, bir de Mars ondan uzak duruyordu. Aqua nedenini anlamıyordu. Neden ondan uzak duruyordu? Neden onu hiç aramamış, neden yanına hiç gelmemişti? Ama cevaplar belliydi. Mars genç kadını suçluyordu. Onsuz bir hayatı yaşıyordu artık. Bir daha asla genç adamın kollarında olamayacak, asla onun güven verici kokusunu içine çekemeyecekti. Henry’nin yaptığı şey yüzünden, Aqua ceza çekiyordu. Mars’ın ellerini hemen bırakıp, öylece uçurumdan aşağı düşmesine izin vereceğini düşünmemişti genç kadın. Ancak gerçekler karşısındaydı. Mars yoktu, olmayacaktı. Öyleyse kendisinin olmasının ne anlamı vardı? Bir anda midesinden boğazına kadar gelen kusma isteği üzerine genç kadın ellerini ağzına götürdü, bu esnada elinde tutmakta olduğu tarak da yere düşmüştü. Aquamarine buna aldırmadan dehşetle belli bir noktaya birkaç saniye boyunca eli ağzında bir şekilde baktı. Kendini daha iyi hissettiğinde derin bir nefes aldı ve kafası karışmış bir şekilde tekrar aynaya baktı. Bir anda gelen bu mide bulantısına şaşırmaması gerekirdi aslında; son birkaç gündür hiçbir şey yemiyor ve sürekli kusuyordu. Sahi, en son ne zaman denize girmişti? Fazla uzak kaldığı kesindi, güzelliği gitmişti. Bir an önce onun için yaşamsal bir önem taşıyan denize kavuşmalıydı. Denizkızlarının karada kalma zamanları sınırlıydı, hep denizde yaşamasalar bile arada girmek zorundalardı; yoksa ölürlerdi. Hoş, Aqua o sıralar ölmemek için pek de takdire değer bir çaba sarfetmiyordu. Belki de hiç girmemeliydi denize, ölümü beklemeliydi. Mars’sız bir hayat onun için zaten ölüm demekti.
    Aniden, arkasında bir adamın belirmesiyle irkildi Aquamarine. Dehşet dolu gözlerle arkasına döndü ve zar zor ayakta durabilen, elinde bir içki şişesi tutan adama baktı. Genç kadının kalbi delicesine atıyordu, günlerdir bu kadar heyecan yaşamamıştı. Aquamarine boğazına kadar gelen yakıcı ağlama hissiyle birlikte, kalbine de keskin bir acının saplandığını hissetti. Hatırladığından daha da uzun görünen kirli sakalı, yorgun yüzü ve sarhoş haliyle bile Aquamarine’in heyecandan dizlerinin titremesine neden olmuştu. Bu genç kadının kaçıncı aşık oluşuydu Mars’a? Bu kaçıncı kendini kaybedişiydi?
    Gözlerinden akmakta olan birkaç damla yaşı silmeye bile tenezzül etmeyen Aquamarine, acı dolu bir ifadeyle Mars’a baktı. Günler geçmişti ve o şimdi gelmişti, üstelik sarhoştu. Bu da demek oluyordu ki muhtemelen isteği dışında buradaydı. Genç kadın ne diyeceğini bilemeyerek adama baktı. Söyleyecek ne kalmıştı ki? Mars onu sevmiyordu artık, bundan emindi Aqua. "Burada ne arıyorsun?" dedi kendine hakim olamayarak genç kadın. Ancak o sesin kendine ait olduğundan pek de emin değildi.

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
~:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Felix Felicis

avatar

Mesaj Sayısı : 349
Gerçek Adı : Bilgö&Dilorağ&Örümcek.

MesajKonu: Geri: Bu Gece Ölmediysem Bir Daha Ölmem.   Cuma Kas. 30, 2012 10:07 pm

    Sarhoş kafamla Aqua'nın gemisini bulana kadar aradan yaklaşık yarım saat geçmişti. Üstelik cisimlenirken serçe parmağımın ortasında boydan boya bir yarık oluşmuştu. İyileştirme büyüsünü yarım yamalak yapmaya çalışırken canımı daha da çok acıtmıştım. Gemiye geldiğimde, ne kadar olabiliyorsa, dikkatle tayfadan birine takılmamak için etrafı kolaçan ettim. Bir yandan da elimdeki içki şişesinden yudumlanıyordum. Etrafı boş görünce direk Aqua'nın kamarasına yöneldim. Tabii ki odasının nerede olduğunu biliyordum. Sonuçta bir süre boyunca onun erkek arkadaşı olarak kalmıştım. Şimdiyse bu durum midemi bulandırıyor, içimi acıtıyordu. Yine de onu son bir kez görme isteğini bastıramamıştım. Büyük ihtimalle bir dahaki sefere de bastıramayacaktım. Dayanıksızlığıma bir küfür savurup açık olan kapıdan yavaşça içeriye girdim. İçki şişesi bir elimde yavaşça sallanıyordu. Aqua'nın ayna önünde duran görüntüsü görüş alanıma girdiğinde derin bir nefes almaya çalıştım. Denizkızı beni fark edip döndüğünde içimde onu yıllardır ilk kez görüyormuşum gibi bir his uyanmıştı. Hoş, belki de onu hiç tanımamıştım.

    Yine de Aqua'nın önümde duran görüntüsü hoşuma gitmiyordu. Mavi gözleri durgun bir deniz gibi duruyordu. Siyah saçlarıysa yıldızların ışıltısını kaybetmiş, bulutlu bir geceyi andırıyordu bana. Lanet olsundu işte. Bana yaptığına rağmen en küçük detaylara takılmadan, her şeyini analiz edip iyi olup olmadığını öğrenmeden rahat etmiyordu içim. Alışkanlık, diye aldatmaya çalışsam da kendimi, sarhoş beynim bunun için fazla dürüsttü. Neden mutlu görünmüyordu ki sanki? Her zaman olduğundan daha canlı? Yaşlı bir adamdan kurtulmamış mıydı işte, güzelliğini ona değecek bir gençliğe adamamış mıydı? Anlayamıyordum.

    Sessizce, kurumuş bir boğazdan çıkan "Burada ne arıyorsun?" sorusu kesti sarhoş düşüncelerimi. Baktığım gözler bir zamanlar benim olan bedene ait gibi durmuyordu. Gözyaşı akıtmaktan başka hiçbir şeye yaramıyor gibilerdi. Göğüs kafesime giren ağrı kendimden nefret etmeme neden olmuştu. Neden bu kadar acizdim? "Bilmiyorum," dedim basitçe. Şu anda onu mutlu edecek ne varsa bana söylemeliydi ve ben de onu gerçekleştirmek için elimden geleni yapmalıydım sanki. Bunu görevim olarak görüyordum. Ya istediği benim buradan gitmemse? Gidebilir miydim? Bir şeyler düşünmem gerekiyordu. "Sadece seni görmem lazımdı. İstemediğini biliyorum. Hiçbir zaman istemedin belki de..." Şöyle bir durdum. Ne saçmalıyordum? "Neden böylesin?" diye sordum sonunda cevaplamasını umarak. Gözlerinden süzülen yaşları anlayamıyordum. Neden benden kurtulduğu için mutlu değildi?

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
I got to know your pretty face and electric soul:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Maria Sparrow

avatar

Rp Yaşı : 498
Mesaj Sayısı : 424
Yaş : 20

MesajKonu: Geri: Bu Gece Ölmediysem Bir Daha Ölmem.   Cuma Kas. 30, 2012 10:38 pm

    Birkaç saniye öylece, Mars'ın Aqua'yı süzmesiyle geçmişti. Sarhoş olmasından dolayı yüzündeki ifadeyi okumak zor olsa da, Aquamarine onun şaşkın olduğunu görebiliyordu. Ama neden şaşkındı? Genç kadın başını eğdi, gözlerinden durmadan akmakta olan yaşları sonunda silmesi gerektiğini fark ederek ellerini gözlerine götürdü. Mars'ı görmek, kendinden daha da nefret etmesine neden olmuştu. Yerde duran tarağa baktı Aquamarine, ağlamamak için o hoş görünümlü, eski tarağa baktı. Sanki tüm dünya oradaymışcasına, sanki en önemli şey tarakmışcasına öylece baktı. Ardından istemsizce tekrar başını kaldırıp Mars'a baktı. Tanrım, o sırada ona sarılmayı o kadar çok istemişti ki. Sıkı sıkı sarılmak ve onu bir daha asla bırakmamasını söylemek. Ancak bu yalnızca boş bir ümitten ibaretti. Aqua'nın Mars ile ilgili kurduğu tüm hayaller, birer keşkeden, birer boş hayalden ibaret olacaktı. Olmak zorundaydı. Mars ondan nefret ediyordu, her şey bitmişti ve genç kadının yapabileceği bir şey yoktu. Henry'nin ona yapmış olduğu şeye rağmen, Mars onu affetmemeyi, onu anlamamayı seçmişti. Bunun üzerine ne yapabilirdi ki? Ne olmasını bekleyebilirdi?
    "Bilmiyorum," dedi Mars, Aquamarine çaresizce kendiyle savaşırken. "Sadece seni görmem lazımdı. İstemediğini biliyorum. Hiçbir zaman istemedin belki de..." Yavaş yavaş kaşları çatılmakta ve içindeki öfkenin artmakta olduğunu hisseden genç kadın, ellerini yumruk haline getirdi ve tırnaklarını avuç içlerine batırdı. Duymakta olduğu acıyı umursamadan yapmakta olduğu şeye devam etti. "Neden böylesin?" diye sordu Mars sonunda. Aquamarine kalbinin belki de milyonuncu kez yeniden kırıldığını hissetti. Yüzünde anlamayan, öfkeli ve bir o kadar da acı çeken bir ifadeyle Mars'a baktı. Adama doğru bir adım attı ve öfkeden mi yoksa acıdan mı titrediğini anlamadığı ağzını hafifçe araladı. "Neden mi böyleyim?" Titrek bir nefes aldı ve boğazına kadar gelmiş olan, güçlü hıçkırığı engellemek istercesine, yutkundu. "Tanrım sen... Sen... Bana daha fazla acı çektirmek için soruyorsun bunu!" diye bağırdı Aquamarine. Gözlerinden yine yaşlar akmaya başlamıştı. Mars'tan yine uzaklaşmaya başladı ve masaya çarpana kadar geriledi. Elleriyle kulaklarını örttü ve "Tek istediğin acı çekmem... Tek istediğin ölmem. Sanki zaten ölmüyormuşum gibi," dedi transa geçmiş bir şekilde. Yere çömeldi ve başını elleri arasına alarak, ağlamaya başladı. Gözyaşları her zaman geçtikleri yolları kullanarak yanaklarından aşağı döküldüler ve Aqua ilk kez o zaman, gerçekten öleceğini sandı. Sevdiği adam yüzünden, aşkı yüzünden ölüyordu. Belki de en güzel ölüm buydu, kim bilir?
    Babası da gerçekte bu yüzden ölmüştü belki de. Sevdiği kadın, onun kalbini kırmıştı. Belki de aşk konusunda her zaman babasının talihine sahip olacaktı, babası gibi bu gemide hayatını kaybedecekti. Aqua merak ediyordu, o öldüğünde kim ağlayacaktı? Kim onun yerine yas tutacaktı? Kara İnci'nin dümenine kim geçecek, adamlarına kim emir verecekti? Vhegar'ın bunu yapacak kadar güçlü olamayacağını biliyordu. Ama, daha da önemlisi, Mars ne yapacaktı? Yalnızca cenazesine gelip, bir demet çiçek bırakıp gidecek ve kendine yeni bir hayat mı kuracaktı? Ne de olsa ona göre, Aqua Henry ile kendisini aldatmıştı. Hayatına devam etmesinde sorun yoktu. Genç kadın, Mars'a gerçeği söyleyemeden ölecek olmasının verdiği acıyla dişlerini sıktı. Katlanamıyordu. Yeniden boğazına kadar gelen kusma isteğiyle ağlaması daha da şiddetlendi. Bu kadar bulantının yalnızca bir anlamı olabilirdi ve lanet olsun, o sırada böyle bir şeye hazır değildi genç kadın. Şartların farklı olmasını, Mars'a bu haberi farklı bir şekilde, mutlu bir şekilde vermeyi istediğini fark etti Aqua. Ne yazık ki, ne o haberi verebilecek, ne gerçeği söyleyebilecekti. Son kez sevdiği adama sarılamayacaktı bile, o kadar zamanı olduğunu sanmıyordu. Bildiği tek şey, kalbinin çok fazla acıdığıydı.


ehe:
 

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
~:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Felix Felicis

avatar

Mesaj Sayısı : 349
Gerçek Adı : Bilgö&Dilorağ&Örümcek.

MesajKonu: Geri: Bu Gece Ölmediysem Bir Daha Ölmem.   Cuma Kas. 30, 2012 11:41 pm

    Bir anlığına aşağı düşen ve durmadan üzerinden yaşlar süzülen yüzü bana döndü. Lanet olası! Neden böyleydi?! Mutlu olması gerekirdi şimdi! Anlamıyordum hiç. İkinci kere göğüs kafesimi kazıyordu. "Neden mi böyleyim?" dedi bana doğru bir adım atarak. Tek istediğim gözle görülebilir şekilde titreyen ince, güçsüz bedenine sarılıp onu kendime çekmekti. Ve kendine gelinceye kadar ona sahip çıkmak. Şimdi acıdan ve öfkeden kasılan bedeni beni kahrediyordu. "Tanrım sen... Sen... Bana daha fazla acı çektirmek için soruyorsun bunu!" Kulaklarımı delip geçen ses iç acıtıyordu. Geri geri sendeleyip eliyle kulaklarını kapatışını izledim. Gök gürültüsünden korkan küçük, yıpranmış ve yorgun bir çocuğu andırıyordu şimdi. "Tek istediğin acı çekmem... Tek istediğin ölmem. Sanki zaten ölmüyormuşum gibi," dedi sesi giderek duyulmaz hale gelirken. Küçücük ve savunmasız görünüyordu bedeni. Onu böyle görmek istemiyordum. Salaktım belki ama hala mutlu olmasını istiyordum, ben acı çekerken olsa bile. Her şey sarpa sarıyordu. Bulunmamız gereken durum bu değildi. Onu acı çekerken görmek istemiyordum. Üstelik, bir şey anladığım da yoktu.

    İçimi kavuran avutma duygusuyla birden kendimi yanında buldum. İçimdeki duygu karmaşası saçma sapandı. Sarhoştum, kim olduğunu bilmeden birilerine öfkeliydim, aşıktım, üzgündüm ve acı çekiyordum. Gözlerimin önündeki görüntü iste bana hiç yardımcı olmuyordu. Burada neler döndüğünü anlayıp öyle hissetmem, öyle davranmam gerekirdi. Zorla Aqua'nın ellerini kavradım ve onları aşağı indirdim. Bir sürelik itirazdan sonra onu kucağıma çekmiştim bile. Avutmam, sakinleştirmem gerekiyordu. Denizkızının ölmesini istemek... Bunu duymak bile tüylerimin ürpermesine yol açıyordu. Onun acı çekmesiyse aklımdan geçemeyecek bir şeydi.

    Kollarımı hafifçe etrafına sardım ve başımı yavaşça boynuna gömdüm. Nefes alışverişlerinin normale dönmesini beklerken hiç durmadan fısıldıyordum. Bu birçok kez onu sakinleştirmek için kullandığım bir yöntemdi. Kendimden nefret ediyordum şimdi. Henry'nin ellerinin dokunduğu bedene şimdi ben sarılıyordum. Ne hissetmem gerektiğini anlayamıyordum. Bir şeylerden tiksiniyordum, bir şeylere öfkeliydim ve bir şeyler canımı acıtıyordu. Ama kesin olan tek bir şey vardı, hiçbir şey hoşuma gitmiyordu. "Bana her şeyi anlat," dedim Aqua'nın boynuna doğru fısıldayarak. "Her şeyi bilmek istiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum ve bu canımı acıtıyor," Hafif bir hareketti. Başının iki yana sallanmasını hissetmiştim. Boğazındaki hıçkırıklar her saniye daha da çok kırılmama neden oluyordu. Kollarımı etrafında iyice sıkılaştırdım. "Hadi," dedim yalvaran bir sesle. "Buna ihtiyacım var, denizkızı. Anlamaya ihtiyacım var..."


::
 

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
I got to know your pretty face and electric soul:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Maria Sparrow

avatar

Rp Yaşı : 498
Mesaj Sayısı : 424
Yaş : 20

MesajKonu: Geri: Bu Gece Ölmediysem Bir Daha Ölmem.   Ptsi Ara. 03, 2012 2:16 pm

    Mars yanına gelip, ellerini elleri arasına aldığında ve onu kucağına çektiğinde, Aqua düşmekte olduğu uçurumdan kılpayı kurtulduğunu anladı. Mars'ın dokunuşu ile kendine gelir gibi olmuştu genç kadın, ancak hala kendini kaybetmiş vaziyette ağlıyordu ve ellerini kulaklarına götürmek istiyordu. Aklını kaçırmıştı; bundan sonra onu Kaptan Sparrow değil de, Deli Kaptan Sparrow olarak anmaları gerekecekti. Mars yüzünü boynuna gömdüğünde, Aquamarine ağlayışına daha sessiz bir şekilde devam etti. Sakinleşmek için elinden geleni yapıyordu ancak hala içindeki o üzüntü, mutsuzluk fırtınasını durdurmakta zorlanıyordu. "Bana her şeyi anlat," dedi Mars, Aqua adamın sıcak nefesini boynunda hissettiğinde, tüylerinin ürperdiğini fark etti. Bir küçücük dokunuş bile denizkızının kendinden geçmesine neden oluyordu, onu tüm ruhuyla seviyordu. "Her şeyi bilmek istiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum ve bu canımı acıtıyor," diye devam etti Mars. Aquamarine başını hafifçe iki yana doğru sallamaya başladı, bir yandan da yine ağlamaya başlamıştı. Anlatmak istemiyordu, bu canını yakıyordu. Ne zaman olanları düşünse kalbi yerinden çıkacakmış gibi oluyor, öfke ve çaresizlikten ne yapacağını şaşırıyordu. Ayrıca, Mars o gün onları görmüştü ve gördüklerinden yola çıkarak kendi kafasında bir senaryo yazmayı seçmişti. Günler geçmişti, sefalet, acı ve gözyaşı dolu, işkence gibi günler... Ama Mars bir gün bile, o çok merak ettiği olayın gerçeğini öğrenmek için Aqua'ya gelmemişti. Bir gün bile, onu aramaya çalışmamıştı. Genç kadın kafasını iki yana sallamaya devam ederken, Mars da ısrarcı bir sesle "Hadi," dedi. "Buna ihtiyacım var, denizkızı. Anlamaya ihtiyacım var."
    başını eğip sevdiği ve büyük ihtimalle hep seveceği adama baktı. Bir anda içi öfkeyle dolmuştu. Mars'ın kollarından kurtuldu ve hızla ayağa kalktı. Bir anda kendine gelmişti, bir anda eski Aquamarine gibi olmuştu. Bu; her ne kadar bir zamanlar çok zor gibi gözükse de, sonunda yine eski haline dönüyordu. "Demek bilmek istiyorsun?" dedi Aquamarine, öfke dolu bir sesle. Elleri artık üzüntü ve güçsüzlükten değil; sinirden titriyordu. "Demek, anlamak istiyorsun, öyle mi?" Aquamarine yutkunmaya çalıştı, boğazına oturan yumru nefes almasını engelliyordu. "Madem bilmek, madem anlamak istiyorsun, öyleyse neden şimdi? Neden ben ölmek üzereyken, neden? Neden daha önce değil? Beni burada, yalnız başıma bıraktın. Günlerce, gecelerce ağladım. Acı çektim, Mars," dedi yüzünde üzüntü dolu bir ifadeyle. Gözleri yine dolmaya başlamıştı. "Ama," dedi dişlerini sıkarak. "Madem çok istiyorsun, sana neler olduğunu söyle-"
    Ani bir bulantıyla bir elini karnına, bir elini de ağzına götürdü Aqua. Orada, o önemli konuşmanın ortasında kusmak istemiyordu. Üstelik bu kusmanın sebebi de malumdu. Mars'ın bir şeyler sezmemesini umarak, iki büklüm olmuş halde birkaç saniye şaşkınlıkla bekledi. Ancak ne kadar dayanabilirdi, bilmiyordu. Ona şaşkınlıkla bakmakta olan büyücüye pis bakışlar atarak karnını tutmaya devam etti. Neden o şekilde baktığını bilmiyordu genç kadın, sadece içgüdüsel olarak o tavrı takınmaya başlamıştı. Belki de içten içe ona, "Eğer şu anda neler olduğunu anlarsan, seni öldürürm." demeye çalışıyordu. Ya da, "Git buradan, hayatımı daha fazla mahvetme." Genç kadın tehditkar bir şekilde bakmaya devam etti. Bu işin sonunun ne olacağını cidden merak etmeye başlamıştı.

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
~:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Felix Felicis

avatar

Mesaj Sayısı : 349
Gerçek Adı : Bilgö&Dilorağ&Örümcek.

MesajKonu: Geri: Bu Gece Ölmediysem Bir Daha Ölmem.   C.tesi Ara. 08, 2012 10:02 pm

    İçimi acıtacak kadar tanıdık sıcaklığın kollarımdan kurtulmasıyla keskin bir nefes aldım. Başımı kaldırdığımda karşımda o öfkeli ve güçlü denizkızı duruyordu. Eskisi gibi, bana baş kaldırdığı diğer bütün zamanlardaki gibiydi. Ve ben bundan mazoşistik bir zevk duyuyordum. En azından az önceki gibi parçalanmamış olması beni mutlu ediyordu, mutsuz olmak için onlarca sebebe sahip olmama karşı. "Demek bilmek istiyorsun?" diyen sesi kulaklarını doldurdu birden. Titreyen sesi, bedenine eşlik ediyor gibiydi. Şu an ondan nefret etmem gerekirdi. Yapamıyordum işte. Bir bilinmezliğin ortasında debelenip duruyor, şu anın hızla geçiğ gitmesi için içimden Merlin'e yalvarıyordum. "Demek, anlamak istiyorsun, öyle mi? Madem bilmek, madem anlamak istiyorsun, öyleyse neden şimdi? Neden ben ölmek üzereyken, neden? Neden daha önce değil? Beni burada, yalnız başıma bıraktın. Günlerce, gecelerce ağladım. Acı çektim, Mars," Ben bütün bu geçen zaman boyunca Henry'yle birliktesin sanarken. Nereden bilebilirdim ki böyle olduğunu? Bana ihtiyacı olduğunu? Geçen zaman içerisinde bildiğim tek şey her geçen saniye kalbimin daha da kırıldığıydı. Şimdiyse, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını fark etmiştim. Belki de pişmanlıktan böyleydi? Ama öyle olsaydı neden...? "Ama madem çok istiyorsun, sana neler olduğunu söyle-" Birden yarıda kesilen lafıyla bir elini ağzına, diğerini de karnına götürdü. Şimdi ne kadar beyaz göründüğünü daha iyi görebiliyordum. Yüzü kireç gibiydi adeta. Hızla ayağa kalkıp belini kavradım ve bana attığı bakışlara aldırmaksızın onu lavaboya götürdüm. O, lavabonun kapısını yüzüme kaparken derin bir iç çekip kendime ve içine bulunduğum duruma bininci defa lanet okudum. Kapı açıldığında az öncekinden daha iyi görünmüyordu. Ne düşünmem gerektiğini bilmiyordum. Daha doğrusu ne düşünmemem gerektiğini biliyordum. Ani gelen mide bulantıları... Bunun ne demek olduğunu herkes bilirdi. Başım dönmeye başlamıştı.
    "Öncelikle," dedim içinde bulunduğum sarhoşumsu havadan kurtulmaya çalışarak. Elimdeki şişeyi bir ara bir yerlerde bırakmıştım. "Neler olduğunu bilmiyordum. Yani biliyorum sanıyordum. Ama anlamalısın, denizkızı. Bu halde olduğunu bilseydim seni bırakır mıydım sanıyorsun?" Avucumu soğuk yanağına dayadım. Tüylerim ürpermişti. "Bana her şeyi açıkla. Bu bulantıları, o günü ve bütün olanları. Her şeyi öğrenmeden seni hiçbir yere bırakmıyorum. Ayrıca kendine eziyet etmeyi bırak. Neden bu halde olduğunu biliyorum," Elimi indirdim ve geçebilmesi için biraz geri çekildim. "Konuşmamız bitince hemen denize giriyorsun." Soğuk bakışlarına ve güçsüz yüz hatlarına aldırmaksızın beklentiyle dolu gözlerle ona baktım. Anlatmazsa çıldıracaktım. Bilmeliydim. Bilmem gerekiyordu.

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
I got to know your pretty face and electric soul:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Maria Sparrow

avatar

Rp Yaşı : 498
Mesaj Sayısı : 424
Yaş : 20

MesajKonu: Geri: Bu Gece Ölmediysem Bir Daha Ölmem.   Perş. Ara. 13, 2012 4:20 pm

    Mars'ın kendisine doğru gelmekte olduğunu gördüğünde, mide bulantısının geçici bir süreliğine kesildiğini ve o keskin, güçlü öfkenin geri geldiğini hissetti Aqua. Mars onu kolundan tutup lavaboya doğru götürmeye başladığında, gelmiş geçmiş en kötü bakışlarını ona gönderdi; ama denizkızı bir yandan da bunu yaptığı için şükrediyordu. Mars onu lavaboya götürdüğünde kapıyı adamın yüzüne sertçe kapattı, ardından derin derin nefesler alıp vererek aynadaki solgun ve yorgun yüzüne baktı. Acı çekmekten ve ağlamaktan yorgun düşmüş yüzü. Daha ne kadar bakacaktı bu yüze? Toparlanması gerekiyordu. Birkaç haftaya kalmadan karnı şişmeye ve içindeki canlı gün geçtikçe daha da büyümeye başlayacaktı. Bebeği için güçlü olması gerekiyordu, ancak bunu Mars’a söyleyip söylememek konusunda kararsızdı. Bunu yalnız başına yapabilir miydi? Hayatı boyunca birçok şeyi yalnız başına yapmıştı Aqua, bunu neden yapamayacaktı ki? Ancak, hayır. Bu farklıydı. Söz konusu bir tayfayı yönetmek, denizlere hakim olmak ya da ailen olmadan yaşayıp büyümeye çalışmak değildi. Söz konusu bir bebeğe, bir çocuğa göz kulak olup, ona annelik edebilmekti. Muhtemelen gemideki adamlar arasında büyüyecek ve her türlü şeyi onlardan öğrenecek olan bir çocuk. Aqua, gibi bir çocuk.

    Aquamarine, aynaya son bir kez daha baktıktan sonra, lavabonun kapısını açtı ve orada öylece dikilmekte olan Mars’a baktı. Önceki dakikalarda hissettiğinden daha güçlü hissediyordu kendini. Kapıyı açmadan önce vermesi gereken kararı çoktan vermişti, Mars’tan daha fazla hiçbir şey saklamayacaktı. Tam ağzını açıp, konuşmaya hazırlanırken Mars ondan önce davrandı. "Öncelikle," dedi sarhoş sesiyle. Aquamarine onun bunca gündür hep bu halde dolaşıp dolaşmadığı konusunda meraklanmadan edemedi. "Neler olduğunu bilmiyordum. Yani biliyorum sanıyordum. Ama anlamalısın, denizkızı. Bu halde olduğunu bilseydim seni bırakır mıydım sanıyorsun?" dedi Mars, kendisine doğru yürürken. Yanına vardığında Aqua geri çekilmedi ve sevdiği adamın eli yanağına hafifçe temas ettiğinde de gözlerini kapadı. Mars'ın sıcaklığını özlemişti. "Bana her şeyi açıkla. Bu bulantıları, o günü ve bütün olanları. Her şeyi öğrenmeden seni hiçbir yere bırakmıyorum. Ayrıca kendine eziyet etmeyi bırak. Neden bu halde olduğunu biliyorum," diye devam etti ve biraz geri çekildi. Aquamarine hayal kırıklığı ve beklenti içerisinde gözlerini açarak adamın yüzüne baktı. Onca gün Mars'ın dokunuşlarından ayrı kalmıştı ve şimdi, tam kendine gelmek üzereyken kahrolası yine kendini ondan geri çekmişti. "Konuşmamız bitince hemen denize giriyorsun." Bu son, emir sözcüğünden sonra Aquamarine yüzünde sinirli olduğunu belli eden bir gülümsemeyle başını öne eğdi ve birkaç saniye ne söylemesi gerektiğini düşünerek bekledi. Hamile olduğunu söylemeden önce, açıklaması gereken başka şeyler vardı. Ancak genç kadın bu faslı hızlı bir şekilde geçebileceklerini düşünmüştü; o güne dair her şey onu yaralıyordu. Değil anlatmak, düşünmek bile başının dönmesine, ölmek istemesine neden oluyordu. Gerçi, bu denize girmemekten olabilirdi. Mars haklıydı, ölmek istemiyorsa bir an önce suya kavuşmalıydı.

    "Ne söylemem gerektiğini bilmiyorum," dedi Aqua, sakin ve sessiz bir sesle. "Sana bunu söylemeyi de, bunu söylememi gerektirecek şeyler yaşamayı da hiç istemezdim. Ama söylemek zorundayım. Henry benimle zorla..." Aquamarine nefesinin kesildiğini hissetti. Ancak devam etmeliydi, neredeyse bitiyordu. "...benimle zorla beraber oldu. Daha önce gelseydin, daha önce yanımda olsaydın belki de bu kadar kötüleşmezdim. Her ne olursa olsun, yanımda olman gerekirdi, Mars." Ciddi bakışlarla karşısındaki sarhoş adamı süzdü. Beraber oldukları süreçte daha ne kadar acı çekeceklerdi, bilmiyordu. Ama gidişatları iyi değildi. Babası ile annesinin de böyle bir aşklarının olup olmadığını merak etti Aqua. Yıllar önce, Aqua küçük bir kızken çoğu gece kendini denize bırakan annesi ve yine çoğu gece kendisini kamarasına kapatan babasını hatırlayınca, neden onca zaman annesi ile babasının hem mutlu hem de mutsuz olduklarını anladı. İkisi de beraber yapamıyorlardı, ancak birbirlerinden ayrıldıklarında, bu en kötüsü oluyordu. Ancak Aquamarine, ailesininki gibi bir kaderle karşı karşıya olmadığını biliyordu. Onun kaderi kendi ellerindeydi, o nasıl isterse öyle şekillenirdi.

    "Ama ne olursa olsun," dedi yine aynı sakin ve soğukkanlı sesle. "Sensiz yaşayamam. Bunu yapamam, çünkü seni çok seviyorum." Mars'ın yüzüne baktı, aşık olduğu o yakışıklı yüze. "Ve Mars..." Bu son cümle, ilişkilerinin akıbetini belirleyecek olan bu son cümle, Aquamarine'in hayatında söylerken en çok zorlandığı cümleydi. "Hamileyim."


Spoiler:
 

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
~:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Felix Felicis

avatar

Mesaj Sayısı : 349
Gerçek Adı : Bilgö&Dilorağ&Örümcek.

MesajKonu: Geri: Bu Gece Ölmediysem Bir Daha Ölmem.   Paz Ara. 23, 2012 8:05 pm

    "Ne söylemem gerektiğini bilmiyorum," dedi sakin olan, ama beni daha da endişelendiren bir sesle. "Sana bunu söylemeyi de, bunu söylememi gerektirecek şeyler yaşamayı da hiç istemezdim. Ama söylemek zorundayım. Henry benimle zorla..." Yumruklarımı sıkıp tırnaklarımı avuçlarıma geçirdim. Hilal şeklindeki yaralar çoktan sızlamaya başlamıştı. "...benimle zorla beraber oldu. Daha önce gelseydin, daha önce yanımda olsaydın belki de bu kadar kötüleşmezdim. Her ne olursa olsun, yanımda olman gerekirdi, Mars." Aqua'nın gözleri üzerimde gezinirken ne yapmam gerektiğini bilemiyordum. O haklıydı. İçimde kabaran nefret duygusu tam şu anda Henry'nin evine cisimlenerek onu önümüzdeki yüzyıla lanetlemek isteği oluşturuyordu içimde. Belki direk bu dünyadan silerdim. Üstelik Azkaban'da çıldırma düşüncesi hiç de soğuk gelmiyordu.

    "Ama ne olursa olsun," diye devam etti denizkızı, beni düşüncelerimden uzaklaştırarak. "Sensiz yaşayamam. Bunu yapamam, çünkü seni çok seviyorum." Gözlerim onun kızarmış ama hala masmavi gözleriyle buluştu. "Ve Mars... Hamileyim." Bir anlığına dünya durmuş gibiydi. Öylece durdum ve derin bir nefes aldım. Aqua beni seviyordu. Beni seviyordu, hamileydi ama çok yıpranmıştı. Birden onun bu hale düşmesinin bir sebebinin de ben olduğumu düşünüp kendimden iğrendim. Açıkçası ne düşünmem gerektiğini bilmiyordum. Şimdi denizkızının vücudunda, benden de bir parça olan bir canlı vardı ve şu içinde olduğumuz durumda buna doğru düzgün sevinemiyordum bile. Gözlerimin önündeki Aqua'nın görüntüsü kalbimi bir kez daha acıttı. Dudaklarımı kımıldattım ama ses çıkmıyordu. Derin bir nefes alıp bir daha denedim. Kendi sesim kuru ve kırık geliyordu kulağıma. “Seni seviyorum, denizkızı. Seni sevdiğimi biliyorsun. Seni her şeyden ve herkesten çok seviyorum çünkü şu lanet olası dünyada beni ayakta tutan iki şey var; o da sen ve Felix Felicis,” dedim ve yüzümde acı bir gülümseme belirdi. Sözlerime devam ederken yüzümde buruk bir gülümseme belirdi. “Ve tabii bebeğimiz de…” Tekrar durdum. Birazdan söyleyeceklerim şimdiden içimi acıtıyordu, olasılıkları düşünmek bile istemiyordum ama yapmam gerekiyordu. Aqua’nın güvenini tekrar kazanmak için bu zorunluydu. “Bu bebek bizim,” dedim. “Ve seni çok üzdüğümü biliyorum, kaç kere kırdığımın haddi hesabı bile yok. Ama tekrar benim olmanı istiyorum. Bu bebeği beraber büyütmek istiyorum,” Gözlerim gözleriyle buluştu ve hafifçe fısıldadım. “Tekrar güvenini kazanmak istiyorum. Buna izin verebilir misin, denizkızı?”


_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
I got to know your pretty face and electric soul:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Maria Sparrow

avatar

Rp Yaşı : 498
Mesaj Sayısı : 424
Yaş : 20

MesajKonu: Geri: Bu Gece Ölmediysem Bir Daha Ölmem.   Cuma Ara. 28, 2012 10:20 pm

    “Seni seviyorum, denizkızı. Seni sevdiğimi biliyorsun. Seni her şeyden ve herkesten çok seviyorum çünkü şu lanet olası dünyada beni ayakta tutan iki şey var; o da sen ve Felix Felicis,” diyen Mars, acı acı gülümsedikten sonra devam etti. “Ve tabii bebeğimiz de…” Mars duraksadığında, Aqua da gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı ve gözlerini tekrar açtı. Bebeğimiz demişti... Aquamarine bir kez daha bu haberi bu şekilde vermiş olmanın pişmanlığını ve üzüntüsünü yaşıyordu. Tanrı neden onun bu kadar şanssız olmasını istiyordu ki? Atalarının ve onun gibi denizkızlarının işlemiş ve işlemekte oldukları günahların cezasını o mu çekiyordu yoksa? Genç kadın başını öne eğdi ve karnına baktı. Hayır, hayır. Bu, bu bebek günahlarının bedeli olamazdı. Bu ancak bir armağandı, yaşanan her kötü şeye rağmen, her türlü acıya rağmen daima bir umut olduğuna dair bir kanıttı. “Bu bebek bizim,” dedi Mars, kendinden ve söylediklerinden son derece emin bir şekilde. Aquamarine ilk defa, kalbinin mutluluk dolu bir heyecanla attığını hissetti. “Ve seni çok üzdüğümü biliyorum, kaç kere kırdığımın haddi hesabı bile yok. Ama tekrar benim olmanı istiyorum. Bu bebeği beraber büyütmek istiyorum.” Aquamarine'in o sırada duyduğu sözler, son birkaç gündür çaresizce duymak istediği sözlerden başka sözler değildi. Mars'ın gelip bunları söylediklerini o kadar çok hayal etmiş, bu hayalin gerçek olmasını o kadar çok istemişti ki. Sonunda, gerçek olmuştu. Sevdiği adam karşısındaydı, yeniden yanında olmak istediğini söylüyordu. Mars... Onu hala seviyordu. Her şeye rağmen. “Tekrar güvenini kazanmak istiyorum. Buna izin verebilir misin, denizkızı?”

    Genç kadın kalbinin durmak üzere olduğunu hissetti, o sırada yapmak istediği tek şey Mars'a sarılmaktı. Ona sarılmak ve asla bırakmamak. Bunu yapması için artık hiçbir engel kalmadığını anladığında, gözleri mutluluk gözyaşlarıyla dolan Aqua yavaş adımlarla Mars'a doğru ilerledi. Son birkaç adımı Mars'ın kucağına atlayarak es geçmişti ve sevgilisinin kokusunu içine çektiğinde, tüm mutsuzluğunun akıp gittiğini hissetti. Gözyaşları yanaklarından aşağı süzülürken, bir yandan da hıçkırmaya başladığını hissetti Aqua. Belki de şu uzun yaşamında ilk defa mutluluktan hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Çünkü her şeyin bilincindeydi; sevdiği adamla bir ömür boyu beraber olacağının, onunla çocuklarını büyüteceğinin ve sonunda, mutlu olacağının bilincindeydi. Gözlerini ilk defa kapatmadı Aquamarine, nasıl olsa bu anı zihnine hapsetmek ve ömür boyu bu mutluluktan beslenmek için epey vakti olacaktı.

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
~:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Felix Felicis

avatar

Mesaj Sayısı : 349
Gerçek Adı : Bilgö&Dilorağ&Örümcek.

MesajKonu: Geri: Bu Gece Ölmediysem Bir Daha Ölmem.   Cuma Ara. 28, 2012 10:30 pm

Rp Sonu.

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
I got to know your pretty face and electric soul:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Bu Gece Ölmediysem Bir Daha Ölmem.

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

 Similar topics

-
» Yağmurlu Bir Günde Göl
» Rephaim Ve Stevie Rae'nin Sırları
» GÜZELLİK GELİP GEÇİCİDİR AMAÇ HAYATTA BİR GÜN DAHA FAZLA YAŞAMAK OLMALIDIR

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Eğlence Ekspresi :: Süpürge Dolabı :: Rp İçi :: 2. Sezon-