AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  



 

Paylaş | .
 

 Hayal@

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Amélie Anne Andrea
Hogwarts Hayaleti
Hogwarts Hayaleti
avatar

Rp Yaşı : 29
Mesaj Sayısı : 907
Gerçek Adı : Cerön.
Yaş : 22

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Hayal@   Çarş. Eyl. 05, 2012 10:28 pm

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] . [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Bay ve Bayan Platts film gururla sunar!

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://felixfelicis.yetkinforum.com/
Roy Platts
Hogwarts Hayaleti
Hogwarts Hayaleti
avatar

Rp Yaşı : 29
Mesaj Sayısı : 315

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Hayal@   Çarş. Eyl. 05, 2012 11:01 pm



    Roy maskeli balonun ardından Bayan Marlow'un odasında birkaç damla veritaserumla her şeyi öttükten sonra, Celia'nın asasından çıkan birkaç büyüyle kendine geldi. İşin en zor kısmıydı bu, yüzleşme. Ne yaptığının farkına varmak, neden yaptığının bilincinde olmamak, bir daha o ruh haline girip girmeyeceğini bilememek... St. Mungo çalışanları ağır bir depresyonun ardından "çift karakterlilik" minvalinden bir hastalıkla ömür boyu yaşayacağını söylüyorlardı. Öyle bir hastalık ki, Amélie'yi öldürmesine neden olmuştu. Artık yalnız olduğunu düşünmek vücuduna aynı anda milyonlarca iğne batırılıyormuşçasına acı veriyordu. Üstelik yaptığı lanet olasıca hatanın bedelini Azkaban'da kendini ruh emicilere öptürerek ödemesine de engeldi akıl sağlığının o sırada yerinde olmaması. Ömür boyu vicdan azabı çekecekti. Başka yolu yoktu. Ya da...

    Öğrenciler balo salonunda hayatlarına devam ederken, Amélie artık ölmüşken ve Celia eski müdürlerden birine kısık sesle olanları anlatırken Roy Celia'nın odasında saatlerce ağladı. Ağladı, ağladı ve onun geri gelmeyeceğini kabullendiğinde evine gidip bir hafta boyunca içinden çıkmayacağı yatağına girdi. Amélie'nin kokusunun sindiği yastıkta uyudu, yorganda ona sarıldığında hissettiği güveni aradı ve böylece uykuya daldı. Uyandığında, hiçbir şey geçmemişti. Hiçbir şey rüya değildi. Yatakta yalnızdı. Bundan sonra hep olacağı gibi... Uykulu gözlerle etrafına bakındı. Bir yere yığılmış büyü kitaplarına yemek kitapları dahil olmuştu, Amélie'nin kırmızı cüppesi sandalyelerin birine gelişigüzel konmuştu ve aceleyle kapatmaya çalıştığı çantasından düşen ruju kapağı ortalıkta görünmeyecek bir şekilde kapının arkasına girmişti. Eşyaların her biri bu evde bir zamanlar yaşanan mutluluğu işaret ediyordu ve bundan sonra sadece tıraş takımları, kirli çoraplar, yıkanmamış bulaşıklarla dolu olacağına inanmak çok zordu. Amélie Roy'u yalnız bırakmazdı. Hem zaten... Amaan, ne diyordu ki? İnsan sevdiğini incitmezdi, öldürmezdi. Onu severdi, oysa Roy... Kafasını iki yana sallayarak unutmak istedi. Pencereden baktığında hava karanlıktı ve sokaklarda sahipsiz köpekler dışında hayat yoktu. Işıkları yakmadan oturma odasına gitti, pencere kenarındaki sallanan koltuğa oturup düşündü. Kendine neler olduğunu, nasıl hissettiğini anlamaya çalıştı; geçmiş anıları hatırladı. Bir keresinde, okuldayken vakit yatakta olmaları gereken vakti iki saat kırk sekiz dakika geçtiğinde onlar Kehanet Dersliği'nde gizlice soktukları kaymak biralarını içiyorlardı. Gecenin sonu müdüre yakalanmak ve bir hafta boyunca cezaya kalmakla bitmişti; ama o gün içtikleri biranın tadını başka yerde bulamamıştı. Bu güzel anı için bile o cezalara katlanmaya değmez miydi?

    Roy, gözlerinden bir damla yaşın daha aktığını fark edince toparlandı. Erkekler ağlamaz derlerdi; ama Amélie ölmüşken nasıl yapabilirdi ki bunu? Hava aydınlanmıştı. Amélie eve gelmemişti. Bir süre gözlerini kapıya dikip hızlı çarpan kalbiyle gerçekten bekledikten sonra umutsuzlukla başını öne eğdi. Ve aklına bir fikir geldi. Amélie'yi görmesi için bir yol varsa o da Astronomi Kulesi'ne gitmekti. Peki, Roy'u görmek ister miydi? Kalbinde bulduğu umudun baltalanmasıyla kalbi kırılsa da, cüppesini pijamalarının üzerine geçirip Hogwarts'a gitmekten geri durmadı. Doğruca kuleye koşup astronomi sınıfına girdiğinde boş derslikle karşılaşınca yaptığının kötü bir fikir olduğunu anladı. O'nu bir daha görmesinin yolu yoktu. Amélie'nin bir daha Roy'u görmek için nedeni yoktu. Zaman geri alınamıyordu ve keşke demek lanet olası şeytanın hanesine bir puan kazandırmaktan başka işe yaramıyordu.

    Her yalnız kalmak istediğinde yaptığı gibi, Kehanet Kulesi'ne çıkan merdivenlerin dibindeki Güzel Kadınlar Portesi'nin dibine oturdu, başını duvara yasladı ve ne kadar daha üzülürse ölebileceğini kestirmeye çalıştı.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

One more thing:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Amélie Anne Andrea
Hogwarts Hayaleti
Hogwarts Hayaleti
avatar

Rp Yaşı : 29
Mesaj Sayısı : 907
Gerçek Adı : Cerön.
Yaş : 22

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Hayal@   Perş. Eyl. 06, 2012 12:00 am

    Hayatın anlamsızlaştığı bir evrende neyin önemi vardır? Hiç.

    Ucunda ışık olmayan bir tünel vardı önünde, ya annesinin yanına gidecekti ya da karanlıkta sonsuza dek yok olup kaybolacaktı. Huzursuz bir şekilde sonsuza dek koridorda kapana kısılıp bekleyecekti. Sonsuzluktan bahsedildiğinde başka bir şey düşünmek anlamsız oluyordu. Mantık uçup gidiyordu, duygular birer birer sizi terk ediyor ve sadece ufacık bir ruhtan ibaret oluyordunuz. Nefes alamıyorsunuz, ciğeriniz sökülüyor sanki. Tüm pişmanlıklar boğazınıza yapışıyor alacaklı iblisler gibi ve en önemlisi sevdikleriniz yanınızda olmuyordu. Tüm ömrünüzü verdiğiniz o kişiler, elde etmeye çalıştığınız gurur veya onur. Hiçbiri! Böyle bir evrende kim yaşamak ister ki? Kendi seçimi olmayanlar. Amélie de onlardan birisi olmuştu. Kendi seçimi değildi hiçbir şey, olaylar tamamen kontrolü dışında gelişmişti. Bir saniye önce bahçede Roy ile tartışırlarken kendisini yerde bulmuştu. Mis gibi çimen kokusunun boğazını yakmasıyla kendisine gelmişti ve bir anda çığlıklar içinde gözlerini açmıştı yeniden. Ayağa kalkmaya çalıştığında vücudunun tükenmiş olduğunu fark etmişti. Nefes alamıyordu, sesi çıkmıyordu. Sanki kendi hayatını sinemada izliyormuş gibiydi. Her şey çok hızlı olmuştu, Roy’a doğru ilerlerken adama uzattığı elin yanağının içinden geçip gittiğini gördü. Dehşete düşüp çığlık attığında her şeyin ne kadar çok geç olduğunu fark etti ve lanet etti. Her şeye, herkese! Onları bu hale getiren herkese… Celia’nın bahçeye çıkmasıyla her şey netleşmişti, adamı alıp odasına götürdüğünde Amélie yanlarındaydı. Biraz daha dingin bir zihinle hemen Roy’un yanına oturmuş formaliteden elini tutuyordu. Ama bunu bile yapamıyordu. Eli sadece adamın teninden akıp gidiyordu…

    Veritaserumun gerçekliğiyle Roy’un gerçekliği karşısında ne yapacağını şaşırdı ve anında odayı terk etti. Nereye gittiğini bilmez bir halde Astronomi Kulesi’nde buldu kendisini. Başını kollarının arasına aldı ve hıçkırıklara boğuldu cadı. Zihninde binlerce soru oluşuyordu, ne zaman Roy onu görebilecekti? Ne zaman ona dokunabilecekti ve her şeyin yolunda olduğu yönünde yalan söyleyebilecekti. Bunları düşünmekten kafası çatlayacak gibi olmuştu. Rose’u düşündükçe çıldıracak duruma geliyordu, haberi olmuş muydu? Kim bilir ne hale gelecekti. Ona bakacak tek bir kişi bile yoktu artık, Steven Azkaban’da olduğuna göre Rose kimsesiz kalmıştı. Kızını yetimhanede hayal emek istemiyordu. Bu yüzden hayatında yaptığı en bencilce şeyi yaptı ve Steven’ın kaçması için dua etmeye başladı…

    Eskiden odası olan yere girdiğinde hala onun bıraktığı kolilerin orada olduğunu gördü, elini parçalamak için yumruk yapıp duvardaki tablolardan birisine vurduğunda hiçbir şey olmadı. Öfkesini yaşamaya bile hakkı yoktu. Evet, içinde onu ele geçirmeyi bekleyen duyguyu yaşamaya bile hakkı yoktu! Odadaki deri koltuğun üzerine uzandı, Roy ile birlikte geçirdikleri o geceyi hatırlayıp derin bir uykuya daldı. Hayaletlerin uyuyabildiklerinden habersizdi, zamanla öğrenecekti her şeyi. Tıpkı uykusundan uyandığında Roy’un onu görebileceğini öğreneceği gibi. Günlerce orada uyumuştu, zaman kavramını yitirene kadar belki de. Gözlerini tekrar açtığında bütün bedeninin tek bir arzuyla sarsıldığını fark etmişti. Roy’u görmek istiyordu, onu görmek iyi olduğunu öğrenmek istiyordu artık. Neden oraya gittiğini bilmiyordu ama gidiyordu. Kehanet kulesi’nin merdivenleri uçarak –artık koşmaktan daha iyi bir yolu vardı- tırmandı ve onu tahmin ettiği yerde buldu. Adamın omuna dokunmaya çalıştı önce ama olmadı… Eli geçip gitti, tıpkı Celia’nın odasında olduğu gibi… Bu yüzden adamın yanına oturdu ve birkaç dakika boyunca onu seyretti. Onun kendisini göremeyeceğini veya duyamayacağını düşünüyordu. “İyi olduğuna sevindim… Neden sakallarını kesmemişsin ki, ben yokum diye kendine bakmaman hoş tabi diğer kadınların sana bakmasına tahammül edemezdim...” Kendi kendisine konuştuğunu fark edip güldü ve başını kollarının arasına alıp birkaç dakika gözlerini kapattı. Tekrar başını kaldırdığında Roy ona bakıyordu, görüyor muydu yoksa? “Tanrım, seni o kadar özlüyorum ki. Seninle konuşmayı bile özledim… Keşke beni duyabilsen Roy.” Bu hayaletlik Amélie’ye bir şey kattıysa o da daha dürüst olmaktı. Ne düşünüyorsa pat diye söylemişti. Çünkü ruhu huzursuzdu, sürekli bir yeriniz ağrır ve bilmezsiniz ya. İşte tam da öyle bir durumdaydı. Bir şey yüzünden acı çekiyordu. Ama ne yüzünden! Öldüğü için değildi besbelli, ölüm çok daha huzur dolu bir şeydi. Her şey gözlerini açtığında başlamıştı. Amélie Anne Andrea orada otururken sadece Roy’u ne kadar özlediğini düşünüyordu. Zihnindeki tüm o bataklıktan sıyrılan tek his özlemdi. Yoğun, kırmızı bir özlem. Tıpkı gül gibi kokuyordu.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://felixfelicis.yetkinforum.com/
Roy Platts
Hogwarts Hayaleti
Hogwarts Hayaleti
avatar

Rp Yaşı : 29
Mesaj Sayısı : 315

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Hayal@   Perş. Eyl. 06, 2012 10:55 am




    Başını duvara yaslamış, portredeki kadının diğer portrelere dedikodu için koşuşturduğunu görmezden gelmeye çalışırken, evde içinde bulunduğu düşünce balonlarından birine girmiş gibi hissetti yine kendini. O kadar çok düşünceyle sarılmıştı ki çevresi, boğulacağından korkuyordu. Yanıtsız kalan sorularının bir gece ansızın arkasından saldıracağını ve Amélie'nin hayaletinin evine dadanacağını düşünüyordu. Aslında istediği de buydu, acı çekerek ölmek. Böylece ruhu günahlarının kefaretini ödemiş gibi hissedebilirdi kendini. Tabi hiçbir şey Amélie ile planladıkları hayatı geri vermezdi ve hiç ayrılmak istemediği sevgilisinden ayrılışı hiçbir şekilde açıklanamazdı ama... Gözleri kapalıyken o yanında gibi hissetmişti. Eğer biraz olsun onu hissedebilmesinin yolu varsa gözlerini sonsuza kadar kapalı tutmaya hazırdı. Zihnindeki düşüncelerin yansıması olan sesi hatırladığı gibiydi. Ölüm onun rahatlatıcı melodisine zarar verememişti. “İyi olduğuna sevindim… Neden sakallarını kesmemişsin ki, ben yokum diye kendine bakmaman hoş tabi diğer kadınların sana bakmasına tahammül edemezdim...” Dudaklarının kenarında günlerdir ilk kez bir gülümseme peydah oldu, ardından yüz kızartıcı bir suç işlemiş gibi silkinip o gülümsemeyi yüzünden uzaklaştırdı. Şimdi mutlu olmanın sırası değildi. Gözlerini açtı ve kalkıp gitmeyi düşündü. Artık okulun her köşesi anıları hatırlatmaya yeminli bir böcürte dönüşmüştü. Sahi, böcürtü şu an ne olarak görünürdü? Bunu öğrenmeye pek niyeti yoktu, zaten gözlerini açıp da yanında Amélie'yi gördüğünde uğraşması gereken pek çok sorun vardı. Hayallerinden birinde mi onunla yan yanaydı, beyninin sanrılarından biri miydi, yoksa bu sefer biri gerçekten çok özlü iksir mi içmişti? Paranoyak hikayelerini tekrar aklına getirmemeye uğraşarak bunun bir sanrı olduğuna kanaat getirdi. Her zamanki gibi, onun Amélie'sine çok benzeyen güzel bir sanrı... “Tanrım, seni o kadar özlüyorum ki. Seninle konuşmayı bile özledim… Keşke beni duyabilsen Roy.” Üstelik iyi tarafı, yani beyninizin size yaptığı güzelliklerden biri de o sanrıya istediğiniz her şeyi söyletebilirsiniz. Hatta Roy'a kızgın olmadığını bile söyleyebilir sanrı. Gerçeği ise genç adamı rahatlatmaktan çok uzaktaydı şimdi. Belki onu görse diğer herkesten önce Amélie alırdı intikamını. Ah, neler oluyordu şu günlerde!

    Güzel Kadınlar Portresi misafirlikten dönmüş, Roy'u izliyordu. Aynı zamanda oldukça şaşırmış bir hali vardı ve birkaç şey söylemeye çalıştı; fakat zaten kafasının içindekilerle uğraşmaktan aciz olan profesör kadını susturup sanrısını seyretti. Kaç saniye kalmıştı kaybolmasına? 10, 5, hiç? Her zaman filmlerde ve kitaplarda bir klişe cümleye rastlamıştı. Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan adamlardan korkun. Şimdi neden öyle dendiğini anlayabiliyordu. Üzerindeki ceketi çıkardı, incecik sesiyle konuşmaya çalışan portrenin üzerini örttü ve onu rahat bırakmasını söyledi. Gençlerin saygısızlığıyla ilgili bir nutuktan sonra oluşan sessizlik portrenin sahibinin uzaklaştığını söylüyordu. Böylesi kendisi ve kafasındaki sevgilisiyle yalnız kalmak için daha iyiydi. "Seni seviyorum Amélie. Seni korumak istedim; fakat..." Seni öldürdüm demek hayallerde bile zordu, oysa Roy bunu artık kabullenmişti. "Seni asla üzmek istemezdim Amié, bunu biliyorsun. Lütfen, lütfen benden nefret etme." İlişkiler ve insanlar konusunda her zaman duygusal olmuştu genç adam; fakat uluorta ağlamama konusunda özel bir gayreti vardı. Bu duygusallık değil zayıflıktı onun için, güzel kadınlar portresi de boş olduğuna göre küçük sırrını Kehanet Kulesi'nin boş merdivenlerine açıklamasında bir sakınca yoktu.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

One more thing:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Amélie Anne Andrea
Hogwarts Hayaleti
Hogwarts Hayaleti
avatar

Rp Yaşı : 29
Mesaj Sayısı : 907
Gerçek Adı : Cerön.
Yaş : 22

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Hayal@   Perş. Eyl. 06, 2012 3:18 pm

    Öğrencilik hayatı boyunca bu iki kuleyi çok sevmişti. Astronomi kulesi ve onun tam karşısında yükselen Kehanet Kulesi. Her zaman Amélie onların farklı bir anlam taşıdıklarına inanmıştı. Aradan yıllar geçip de Hogwarts’da profesör olarak işe başladığında Roy’un da aynı yerde Kehanet Profesörü olduğunu öğrendiğinde aydınlanmıştı her şey. Geçmişten beri içinde bir yerlerde ikisi arasındaki bağı hissediyordu; ama bunu fark ettiğinde çok geç kalmıştı. Aralarındaki soğukluk elle tutulur bir hal almış ve erimeye niyeti yoktu. Pişmanlıkları nefes almasını engelleyen zincirler halini aldığında Amélie ölmeyi dilemişti. Roy’u Ateş viskisinde başka bir kadınla gördüğünde bir kez daha ölmeyi dilemişti oracıkta. Yine de dışarıdan bakıldığında umursamıyor gibi görünüyordu. Bu oyunu uzun zaman devam ettirmişti başarıyla; ama çok şey kaybetmişti. Bir daha geri alınamayacak şeyler…

    Onların seyreden tablolardan birisinin üzerini örtmüştü Roy ceketiyle. Yaptığı haksızlıktı, onun kokusuna ihtiyacı olan Amélie’ydi. O şişko cadı değil! Huzursuz bir şekilde yüzünü buruşturdu, bu şekilde ne kadar çirkin olduğunu hayal bile etmek istemiyordu. Normalde olsa Roy’un yanında asla böyle saçmasapan şeyler yapmazdı, daima temkinli olurdu. Hep güzel görünmeye çalışırdı ona; ama şimdi adam onu göremiyordu bile! Lanet olası çirkin bir hayalet olmuştu. "Seni seviyorum Amélie. Seni korumak istedim; fakat..." Olmayan kalbinin bir an pır pır etitini hissetti. Demek hala onu seviyordu. Burnunun sızısıyla birlikte gözlerini yere eğdi. "Seni asla üzmek istemezdim Amié, bunu biliyorsun. Lütfen, lütfen benden nefret etme.” Roy tam olarak ona bakıyordu, görüyor muydu acaba? Görüyorduysa neden ona dokunmak için elini uzatmıyordu. Merlin aşkına iyi ki uzatmıyordu. Yoksa… Eli yanaklarının içinden geçip giderdi. Bunu düşündüğünde kendisinden tiksindi bir kez daha ve ayağa kalktı aniden. Gitmek istiyordu, ona daha fazla bakmak istemiyordu. Baktığında acı çekiyordu, içinde bir yerlerde acı çeken Amélie uyanıyordu ona baktığında. Roy’u özleyen yanı dayanılmaz bir şekilde sızlamaya başlıyordu. “Senden nefret etmem için aptal olmam lazım. Sanırım aptal değilimdir. Gerçi olabilirim de, bilmiyorum. Senin sorunlarınla ilgilenmek yerine sürekli kıskançlık krizlerine girdiğim için aptalımdır. Tanrım şu portre kadar aptal değilimdir, bir saattir seni kesiyor şişko.” Ani bir kararla adama yaklaştı ve sonucun ne olacağını bile bile elini ona uzatıp yanağına dokundu. Bu bile iyi hissetmesine yetmişti… “Seni affediyorum Roy, gerçekten benim için sorun değil. Doğru olduğunu düşündüğün şeyi yaptın. Bunun sonucunda hayalet bile olsam, sana dokunamasam da gerçekten sorun değil. Sadece yeniden seninle olmak isterdim, birlikte sonsuza kadar…” Söylediklerinin ne anlama geldiğini fark ettiğinde dehşete düştü. Roy’un da ölmesini istiyordu, bu kadar bencildi işte! Ama Amélie’ye göre yaptığı sadece aşk içindi. Gerçekten birlikte olmak için onun ölmesini mi istiyordu? Tek yol buydu…

    Sevdiklerini koruma konusunda aşırı anaçtı Andrea. Çocukluğunda bile küçük kedisini korumak için arabaların önüne atlıyordu. Ama şimdi Roy’dan birlikte olmaları için ölmesini istiyordu. Zaten beni duymuyor ne zararı var ki diğer hayaletlerin beni duymasının…

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://felixfelicis.yetkinforum.com/
Roy Platts
Hogwarts Hayaleti
Hogwarts Hayaleti
avatar

Rp Yaşı : 29
Mesaj Sayısı : 315

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Hayal@   Perş. Eyl. 06, 2012 4:46 pm



    Eğer her şey yolunda olsaydı şu saatlerde Hogwarts'a yeni gelmiş olurdu. Amélie ile birlikte kahkahalarla kulelere yönelip selam veren öğrencileri yanıtlarlar ve Celia ile kısa bir sohbetin ardından odalarına geçerlerdi. Yani, önce kendi odalarına kitaplarını ve montlarını bırakır ardından içlerinden birinin odasında otururlardı. Zaten öğrenciler de alışmıştı bu duruma. Profesör Platts odasında yoksa, Astronomi Kulesi'ndedir. Şimdi o herkesce bilinen aşkın sahipleri dağılmıştı. Biri sevgilisi tarafından arkadan bıçaklanmış -işin aslı öyle değildi kesinlikle!-, diğeri vicdan azabının insanı öldürüp öldüremeyeceğini test ediyordu. Cadılar Bayramı'nın ardından kimseyle konuşmamıştı. Bir haftadır sadece birkaç bisküvi yiyordu. Çoğunluklaysa uyumuştu. İlk başta günlerce... Haftalarca uyuyacağını ve yaşlanıp uykusunda öleceğini hayal edip rüyasında küçük bebekler görüyordu. Kendi çocuklarını. Ve hepsi öyle saydamdı ki ne sarılabiliyordu, ne de başlarını okşayabiliyordu. Kendi geleceğini kendi elleriyle mahvetmişti. “Senden nefret etmem için aptal olmam lazım. Sanırım aptal değilimdir. Gerçi olabilirim de, bilmiyorum. Senin sorunlarınla ilgilenmek yerine sürekli kıskançlık krizlerine girdiğim için aptalımdır. Tanrım şu portre kadar aptal değilimdir, bir saattir seni kesiyor şişko.” Ona bitip tükenmez bir vicdan azabı hediye eden beyni en azından duymak istediklerini söylüyordu ve biraz olsun katlanılabilir kılıyordu her şeyi. Gerçi Roy kesinlikle portrenin onu kestiğini düşünmezken sanrının böyle demesi oldukça garipti. Genç adam portrenin dedikodular için kendisini dinlediğini ve bütün okula "Duydunuz mu, Roy Platts delirmiş" demek için izlediğini düşünüyordu. Her neyse, bu kadar garip bir beynin neler düşündüğü belli mi olurdu. “Seni affediyorum Roy, gerçekten benim için sorun değil. Doğru olduğunu düşündüğün şeyi yaptın. Bunun sonucunda hayalet bile olsam, sana dokunamasam da gerçekten sorun değil. Sadece yeniden seninle olmak isterdim, birlikte sonsuza kadar…” Bazen aklınız size en doğru yolu söyler. Fısıldar onu. Affedildiğinizi bilmek için en kesin yol borçlu olduğunuz kişiyle bunu konuşmaktır ve bütün çizgiromanlarda yazdığı gibi öncelikle aynı alemde olmalısınız. Sonsuza kadar Amélie ile birlikte olmasının bir yolu varsa o da... Ani bir hareketle ayağa fırlayıp merdivenleri koşarak çıktı, kulenin tepesine vardığında balkona çıktı, dışarıda uçuşan baykuşları gördü. Baykuş uğursuzluktur diyenler halt etmişti, yeni bir başlangıç anlamına gelmediği ne belliydi? Sanrı arkasında duruyordu, kalbi sıcak bir cesaretle doldu. Bunu yapabilirdi. Bunu yapmak istiyordu. "Doğru olmadığını bilmem gerekirdi; fakat onun seni öldürdüğünü düşündüm ve onu öldürmek istedim. Nereden bilebilirdim ki..." Hâlâ içten içe haklılığını kabul ettirmeye çalışıyordu vicdanına. Oysa hiçbir açıklama kabul edilemezdi. "İşimi seviyordum; çünkü bir işim vardı sonuçta. Seninle birlikte olabilmek için saygın biri olmam gerekiyordu ve profesörlük bana bu imkanı sağlıyordu. Şimdi ne bir işim var, ne de sen varsın. Ama artık kafamdaki sanrılarla değil sevgilimin hayaletiyle olmak istiyorum." Yine saçmaladığının farkında değildi tabi, yeni bir oyun keşfetmiş bir çocuk gibi öyle heyecanlıydı ki, bir an önce yapmak istiyordu. Balkonun demirleri üzerine çıktı, sevinç çığlıkları atarak yüksek kuleden atladı. Düşmek uçmak gibiydi, özgürlüğe benziyordu. Tıpkı salıncaktan sallanmak gibi bir mutluluk hissi veriyordu. Ve her geçen saniye Roy'u Amélie'ye yaklaştırıyordu.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

One more thing:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Amélie Anne Andrea
Hogwarts Hayaleti
Hogwarts Hayaleti
avatar

Rp Yaşı : 29
Mesaj Sayısı : 907
Gerçek Adı : Cerön.
Yaş : 22

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Hayal@   Perş. Eyl. 06, 2012 5:39 pm

    Amélie önceden olsa bin düşünür bir söylerdi. Şimdiyse bin söyleyip hiç düşünmüyordu. Aslında eğlenceli bir şeydi herkes denemeliydi. Gözlerini adamın gözlerine dikmiş ona bakarken elerlinden kaçırdıkları fırsatı hatırlıyordu, bir yandan da yeni kapılar geliyordu aklına. Bunları daha fazla düşünmek istemediğine karar verdi, bu sırada Roy merdivenleri ikişer üçer tırmanıp kulenin tepesine çıkmıştı. Düşündüğü şeyi yapmasından korkuyordu cadı. Uçarak yanına gitmişti bile. "Doğru olmadığını bilmem gerekirdi; fakat onun seni öldürdüğünü düşündüm ve onu öldürmek istedim. Nereden bilebilirdim ki..." Demek Amélie’yi korumak istemişti. Kadın hafifçe gülümseyip ellerini kavuşturdu küçük bir kız çocuğu gibi.sanki oradan atlamak üzere olan sevgilisi değilmiş gibi! "İşimi seviyordum; çünkü bir işim vardı sonuçta. Seninle birlikte olabilmek için saygın biri olmam gerekiyordu ve profesörlük bana bu imkanı sağlıyordu. Şimdi ne bir işim var, ne de sen varsın. Ama artık kafamdaki sanrılarla değil sevgilimin hayaletiyle olmak istiyorum." O aşkları için profesör olmaya çalışırken Amié gidip bakanla evlenmişti. Kendisini asla affetmeyeceğini düşünürdü hep; ama öldükten sonra her şey daha basit geliyordu insana. Yani o anda kafasını hiçbir şeye takmıyordu Roy’dan başka. Adam trabzanlara tutunup kendisini aşağı bıraktığında peşinden atladı Amélie. Düşerken onu tutmaya çalışmıştı ama beceremedi. Adamın cansız bedeni yerde uzanırken öylece bakakaldı kadın. Yüzünde donuklaşmış o ifade ve boğazındaki tanıdık his. Başını adamın göğsüne yasladı ve hıçkırmaya başladı. Uzun süre orada kaldı. Kalkmak istemiyordu, onu terk etmek istemiyordu. “Nasıl yaparsın bu düşüncesizliği. Tanrım! Öldün işte. Az önce hiç değilse görüyordum seni.” Başını kaldırdığında adamın bakışlarıyla karşılaştı. Roy karşısında duruyordu; ama yerde yatan… Bir anda ayağa fırladı ve adamın boynuna atlayıp ona sarıldı. “Aptal! Öldün sandım.” Diyip hafif bir tokat attı yüzüne. Ona yeniden dokunabilmek muhteşem bir histi. Az önceki kadar huzursuz hissetmiyordu kendisini. Hala kollarını çekmemişti adamın boynundan. Yanağına nazik bir öpücük kondurduktan sonra gülümsedi cadı. Her ne kadar itiraf etmek istemese de Roy’un yanında olmasına seviniyordu. Yani onun da hayalet olmasına…


ehem:
 

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://felixfelicis.yetkinforum.com/
Roy Platts
Hogwarts Hayaleti
Hogwarts Hayaleti
avatar

Rp Yaşı : 29
Mesaj Sayısı : 315

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Hayal@   Perş. Eyl. 06, 2012 6:35 pm



    Öldükten sonra nasıl hissedildiğini bilmiyordu, keşke atlamadan önce Neredeyse Kafasız Nick'le konuşsaydı ve nasıl hissetmesi gerektiğini öğrenseydi. Kendini oldukça... Mutlu hissediyordu. Kesinlikle doğru kelime mutluydu. Ayrıca vücudundan ayrıldıktan sonra tıpkı filmlerde olduğu gibi gökyüzünden inmişti. Aslında önce Amélie'nin arkasına inip onu korkutmayı planlamıştı; fakat çok kızacağını tahmin edip vazgeçti. Sadece bedeninin yanına gitti ve başındaki genç kadına baktı. Klişe bir tabir olacaktı; ama gerçek bir meleği andırıyordu. “Nasıl yaparsın bu düşüncesizliği. Tanrım! Öldün işte. Az önce hiç değilse görüyordum seni.” Kendini tutamayıp bir kahkaha attı. Zaten istediği ölmekti! Hem uyumaya ve yemek yemeye de ihtiyacı olmadığı için kendini tam anlamıyla harika hissediyordu. Uykusuzluğu ve açlığı geçmişti. Tatlı tatlı Amélie'ye bakıp göz göze gelecekleri anı iple çekerken, genç kadının başını kaldırmasıyla sarıldılar. Yani Amélie hoyrat bir şekilde boynuna atlamıştı; ama uzun zaman sonra yanında olabilmek, ona kızmadığını ve affetiğini görmek harikaydı. “Aptal! Öldün sandım.” Geri çekildi, kollarını iki yana açıp gökyüzüne doğru bağırdı. "ZATEN ÖLDÜM. Ah Amélie keşke daha önce yapsaymışım. Seni öyle çok özledim ki." Yaşıyorken bunu yapabilecek kadar cüretkar olamazdı; ama hazır ölmüştü, Amélie'yi -hayalet demeyi kabul etmiyordu. Hiç yaşanmamış gibi...- kucağına alıp Astronomi Kulesi'nin merdivenlerini tırmandı ve profesörün odasına girdiler. "Amélie Anne, umarım hatırladın." Göz kırptı ve kapıyı bir kez kilitledi. Şu zamanda öğrencilerin ne zaman nerede olacağı belli olmuyordu.

    Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.


_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

One more thing:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Hayal@   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Hayal@

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Eğlence Ekspresi :: Süpürge Dolabı :: Rp İçi :: 2. Sezon-