AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  



 

Paylaş | .
 

 Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2  Sonraki
YazarMesaj
Sophie Anastasia Ellwood

avatar

Rp Yaşı : 27
Mesaj Sayısı : 217
Gerçek Adı : Merve ben aynı zamanda Dean Bloom ve Ivan A. Arshlander'ım.

MesajKonu: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Çarş. Ağus. 08, 2012 12:41 am

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter

Düğün Alanı:
 

Düğün Pastası:
 

Gelinlik:
 

Mihraptan Sonraki Gelinlik:
 
Gelin Makyajı:
 

Gelin Saçı:
 


Damat:
 

Yüzükler:
 

Rüyaların ve gerçekliğin bitiş noktasında, hayallerin ipeksi müziği altında aşkın sonsuz büyüsü yeniden baş gösteriyor. Vahşi hayatın en ötesinden gelen iki varlık yasakların olmadığı hayatlarını, tek bir hayat haline getiriyor. Zıtlığın mükemmel kontrastında oluşan pürüzler bunu yıkabilecek mi peki? Geçmiş hesapları bu büyülü gecede de peşlerini bırakmayacak mı? Peki saflığa sürülen bu amansız leke hep onların peşinde olacak mı? Arthur ve Sophie bu gece belkide gerçek aşkın gücünü test edebilmek için en ağır sınava tabi tutulacaklar..

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Seksi:
 

Hmm:
 

Görüntü Yanıltıcı Olabilir:
 

Şımarıklık İyidir İyii:
 

Dönüşüm Sonrası:
 


En son Sophie Anastasia Hunter tarafından Çarş. Ağus. 08, 2012 12:08 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://aether-rpg.turkproforum.com/
Christen Austen



Mesaj Sayısı : 110

MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Çarş. Ağus. 08, 2012 1:19 am

Düğüne ilk katılanlar arasında olmak gerçekten gurur verici (!) bir duyguydu. Aleksandra'ya deli gibi aşık olmasam da katılım yapacağımı hiç sanmıyordum. Normalde, bu birliktelik deliler gibi saçma gelebilirdi bana fakat Aleksandra'ya tutulmamdan sonra bunu hiç düşünemiyordum. Ben, genelde kızlara tecavüz etmek isteyen biriydim. Aleksandra hayatımı değiştirmişti ve onu kırmamak için her şeyi yapabilirdim. Alex'in üzerime zorla giydirdiği takım elbisenin içinde kaşınıyordum ve bu gayet rahatsız edici bir duyguydu. Yanında mutluydum, kadınım benimle hep güvendeydi. Sabahın erken saatlerinde kalkıp hazırlanmaya başlamıştık. Ah, şu kadınlar! Hazırlanmam yarım saat sürerken, Alex üç saate yakın hazırlanmıştı. Meleğimin çok da güzel gözükmesini istemiyordum, aksi halde gerçekten kötü şeyler olabilirdi. Kıskanç biriydim ve gereğinden fazla maçoydum. Targaryen ailesiyle tanışmadan onlara kanım ısınmıştı. Aleksandra, arabamın kapısını açarken birden kapıdan fırlamış ve tüm büyüsünü etrafa saçmıştı. Gözlerimi beş dakika boyunca ondan ayıramadım. Arabanın aynasından onu görmek için çaba sarf ederken de kaza yapıyordum. Umrumda bile değildi, ona zarar gelmeyecekti. Düğün yerine geldiğimizde Aleksandra'nın kapısını açmıştım ve kulağına eğilip bir kaç kelime fısıldamıştım. "Erkeklerden uzak durup, istediğini yapabilirsin. Fazla içki yasak, seni seviyorum." Daha sonra dudağına bir öpücük kondurmuştum ve koluna girip düğün yerine doğru ilerlemeye başlamıştık. Sophie ve Arthur'un yanına gidip onları tebrik edecektik. Fakat henüz gelmemişlerdi. Gerçi bu konuda hiç başarılı olmadığımı biliyordum. Şu an başarılı olmak istediğim tek konu; kadınıma sahip çıkabilmemdi.


En son Christen B. Clarkson tarafından Çarş. Ağus. 08, 2012 1:56 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aaron Anderson

avatar

Rp Yaşı : 15
Mesaj Sayısı : 354
Gerçek Adı : Selis
Yaş : 19

MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Çarş. Ağus. 08, 2012 1:34 am

Melanié... Aaron'un düşünebildiği tek şey Melanié'ydi. Yatakhanesinden onu almaya gittiğinde ve karşısında adeta bir Tanrıça bulduğunda, Aaron nefes almayı unutmuştu, zorlukla nefes alabiliyordu ve Melanié'ye sahip olduğu için Tanrı'ya şükrediyordu. Melanié aradığı kızdı, onu anlayan, onu bilen. Melanié'den başkasıyla olamazdı Aaron, bu mümkün bile değildi. Genç adam Profesör Hunter'ın evleneceği yere girmeden önce birkaç dakikalığına durduklarında sevgilisine baktı ve hafifçe gülümsedi. Gerçekten, ama gerçekten çok güzel görünüyordu. Bütün gece öylece durup ona bakabilirdi. Mel, üvey babasının ona çektirdiği acıları unutturuyordu. Bir melekti, sonunda onu korumak ve onu mutlu etmek için dünyaya inmişti. Bunun başka bir açıklaması olamazdı. Genç kızın kulağına eğildi ve, "Bu gece harika göründüğünü söylemiş miydim?" dedi. Ardından yanağına küçük bir öpücük kondurdu. Melanié utangaç bir şekilde güldü ve, "Bu yüzüncü söyleyişin," dedi. Ardından, "Ama istediğin kadar söyleyebilirsin," diye ekledi. Aaron güldü ve Mel'in bu sefer dudağına bir öpücük kondurdu, ardından hiç vakit kaybetmeden düğün salonundan içeri girdiler. Bütün bir geceyi Mel ile eğlenerek geçireceği için çok mutluydu.

_________________
a day with aaron anderson:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melanie Phoenix
VI. Sınıf
VI. Sınıf
avatar

Rp Yaşı : on beş.
Mesaj Sayısı : 4456
Gerçek Adı : dilara.
Yaş : 19

Çanta
Eşyalar:
Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Çarş. Ağus. 08, 2012 1:54 am

    'Kuzenim evleniyor ve ben hala burdayım!' Bu cümle beynimde dolanırken, bir çocuk kadar çaresiz olduğumu hissetmeye başlamıştım. Aaron ile yeni çıkmaya başlamıştık ve buna tam olarak alışamıyordum. Sonuçta ilk platonik aşkımdan sonra Aaron'a yüz vermek oldukça zordu. O gerçekten aradığım insan olabilirdi fakat şu an aradığım insan mıydı? İşte bunu ben de bilmiyordum. Bu düşünceler kafamı kurcalarken, neyi nereye koyduğumu hatta ne giyeceğimi bile unutmuştum. Hazırlanmam tamamlandığında kapıdan çıktım ve Aaron'u karşımda gördüm. Gülümsüyordum çünkü uzun zamandır hiçbir erkekten bu kadar ilgi görmemiştim. Ya da görmek istememiştim. Francisco'yu hala seviyor olabilirdim, onu görmeye dayanamazdım herhalde. Düğün yerinde olmaması için gerçekten Tanrı'ya dua ediyordum. Aksi halde her şeyi batırırdım ve çoğu kişinin kalbini kırardım. Biraz yürünyünce, Ronan* kulağıma eğildi ve, "Bu gece harika göründüğünü söylemiş miydim?" dedi. Ardından yanağıma küçük ve anlamlı bir öpücük kondurdu. Utangaç bir tavırla cevap verecektim, ne yani ben utangaç biriydim. Öküzümün de Da've ile gelmesini istiyordum. O çocuk, öküzüme Dean'ı unutturabilirdi, kısmen... Yüzümün kızarmasını izleyen Aaron'a baktım ve, "Bu yüzüncü söyleyişin," dedim. Kalbini kırmaktan gerçekten korkuyordum. Nazikçe ve kısık bir ses tonuyla, "Ama istediğin kadar söyleyebilirsin," diye ekledim. Ronan'ın gülüşü gerçekten içimi ısıtıyordu, her güldüğünde aşık olmuşum gibi hissediyordum. Ronan yüzüme eğilmiş ve dudağıma sıcak bir öpücük kondurmuştu. Bu gerçekten beni heyecanlandırmıştı ve kısa süreli titrememe neden olmuştu. Çok geçmeden düğün yerine gelmiştik. Kuzenimi hiçbir yerde göremiyordum. Annemle birlikte odada olabilirlerdi. Belki de... Belki de babam oradaydı. Ronan'ı yalnız bırakmak istemiyordum fakat meraklıydım. İzin almak için uğraşacak vaktim yoktu ki Ronan buna izin vermeyecekti. Seri bir şekilde dudağına öpücük kondurdum ve "Beni burda bekle, hatta git dolaş ben seni bulurum. Hemen geliyorum!" dedim. Bu oradan uzaklaşmak için bana yeterdi. Odaya girdiğimde annem de babamda orada değildi. Sophie'nin kulağına doğru eğildim ve, "Ah, çok çabuk büyüyorsunuz!" dedim. Neşesini kırmak istemiyordum.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Proud to be an ox. ♥

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
hear me roar:
 

çok güzel roksen taklidi yapıyorum:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://melaniephoenix.tumblr.com/
Clara Carlevaro

avatar

Rp Yaşı : 18
Mesaj Sayısı : 1791
Gerçek Adı : Selis
Yaş : 19

MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Çarş. Ağus. 08, 2012 2:08 am

"Erkeklerden uzak durup, istediğini yapabilirsin. Fazla içki yasak, seni seviyorum." dedikten sonra, Christen'dan içten bir öpücük kapıvermiştim. Bu gerçekten çok harika bir histi, ama yine de zaman zaman Steve'i hatırlamadan edemiyordum. Ancak, artık Steve zihnime girdiğinde önüne geçilemez bir acı hissetmiyordum, daha çok kalbim buruk bir şekilde öylece bakakalıyor ve onunla ilk tanıştığımız anı düşünüyordum. O derin acılarımdan sıyrılmama yardım eden kişiydi, aynı zamanda ayrıldıktan sonra bambaşka birine dönüşmeme neden olan kişi de oydu. Ona teşekkür etmem gereken çok konu vardı, ancak şimdi bunları düşünmemeliydim. Sersem sersem gülümsediğimin de farkında değildim, genelde Christen beni öptüğünde böyle oluyordum, ancak onun buna aldırdığını düşünmüyordum. Beni olduğum gibi kabul ediyordu, onun karşısında çok rahattım. Kol kola gezerken ve dostlarımıza selam verirken, bir anda karşımızda gelin ve damadı buluvermiştik. Christen elinden geldiğince başarı olmaya çalışarak onları tebrik etti. "Tebrikler, nice yıllara." Christen'ın kolundan ayrıldım ve Profesör Hunter'a sıkıca sarıldım. Tebrik ederim, profesör. Gerçekten çok mutlu olmanızı dilerim!" dedim neşeli bir sesle. Ardından damada döndüm, onunla tanışmışlığımız yoktu, ancak her şeyin bir ilki vardı değil mi? Üstelik hayatımda bir vampire daha yer açmanın hiçbir sorun teşkil edeceğini düşünmüyordum. Adama elimi uzattım ve adını hatırlamak üzere hafızamı zorlarken, bir yandan da gülümsedim. "Bay... Arthur! Sizi de tebrik ederim, bu kadar harika bir eşiniz olacağı için şanslısınız. Onu sakın üzmeyin!" dedim ve şakacı bir ifade takınarak ekledim. "Zira üzerseniz sene boyunca ödev yapıp durmak istemeyiz!"

::
 

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
tardis'le muhabbet keyf:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Maria Sparrow

avatar

Rp Yaşı : 498
Mesaj Sayısı : 424
Yaş : 19

MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Çarş. Ağus. 08, 2012 3:02 am

Aqua korsan dostu Vhegar'a döndü ve şöyle bir baktı. Adamın üzerindeki takım elbise yağ, kir ve pas içindeydi, gemideki diğer adamların da ondan pek farkı yoktu ya, neyse. Ancak bu Aquamarine için sorun değildi, tayfasının pislik içinde olması hoşuna gidiyordu. Sonuçta onlar korsanlardı ve bir korsan gibi görünmeleri en iyisiydi. Aqua bugün düğünde rom dağıtılmasını umuyordu, içtiği tek içki oydu, romdan başka bir içki ona zevk veremiyordu. Üzerine giymiş olduğu siyah dar straplez elbiseyi aşağı doğru çekiştirdi ve dönüp sabırsızlık içinde dikilen tayfasına bir kez daha baktı. Ardından gülümsedi ve, "Hadi sizi kokuşmuş hamam böcekleri, biraz eğlenin!" diye bağırdı, düğün salonunun dışındakiler onlara şaşkınlıkla bakıyorlardı. Aqua bir kahkaha attı, ancak onun kahkahası sevinç nidaları atmakta olan adamlarının yanında bir hiç sayılırdı. Dostu Vhegar hafifçe gülümsedi ve yürürken Aqua'ya eşlik etti. Aqua'nın adamları içerisinde her zaman en sakini ve en mantıklısı oydu. Bu yüzden Aqua, yardımcı kaptan ve bundan da önemlisi çok yakın bir dost olarak yanında Vhegar'ın olmasından hoşnuttu. "Burası bana tıpkı şeyi hatırlatıyor..." Aqua kaşlarını çattı ve dostunun kolunu uyarırcasına sıkıca tuttu. Vhegar boğazını temizledi ve, "Afedersin," dedi. Aqua başını salladı, ancak içi rahat değildi. Vhegar'ın konuşmasını istememişti çünkü adamın hatırladıkları, buraya geldiği andan itibaren zihnindeydi. Her ne kadar kafasını dağıtmaya çalışmış olsa da, başaramamıştı işte. Asırlar kadar fazla bir zaman öncesinde, Aqua aynı yerde, daha eski bir bina olan bu düğün salonunda evlenecekti. Evleneceği kişinin adı Philip'ti. Bir denizciydi, mütevazı bir hayatı ve çok güzel gözleri vardı. Yanağındaki gamzeler konuştuğunda bile belli oluyordu, bal köpüğü rengindeki saçları omuzlarına değiyordu ve Philip onları her zaman bir tokayla tutturuyordu. Aqua ile, yine okyanusun kollarında huzurlu bir şekilde gezerken tanışmışlardı. Aqua adamı gördüğü anda aşık olmuştu, adamınsa zaten bir seçeneği yoktu, bir denizkızına aşık olmayan bir canlı, henüz dünyaya gelmemişti. O gün, tanıştıkları ve birbirleri için yaratılmış olduklarını anladıkları o gün, bir daha ayrılamama kararı almışlardı. Philip tayfaya katılmıştı, gezmiş ve tozmuşlar, hayatlarını yaşamışlardı. Ancak evlenecekleri gün, salonu haydutlar basmıştı, ellerindeki silahlar çok güçlüydü, bu yüzden Aqua ve tayfası savaşacak fırsatı bulamadan kendilerini denize atmışlardı. Genç kadın, o gece, o lanetli gecede kaybetmişti aşkını. Philip'i...

Derin bir nefes aldı Aqua, vampir dostu Arthur'un bu özel gününü zamanda kaybolup giden aşkı için gözyaşı dökerek mahvedemezdi. Etmeyecekti. Arkadaşını uzaklarda bir yerde, gelinle beraber gördüğünde gülümsedi ve koluna en güvendiği dostu , samimi ve çekici bir yüzü olan Vhegar'ı takarak onların doğru yere doğru yürüdü. Arthur onu gördüğü anda gülümsemiş ve sarılmak üzere yaklaşmıştı. Aqua da ona sıcak bir sarılmayla karşılık verdi. Gerçi hala bir kurtkadın ile vampirin evliliklerinin doğuracağı sonuçlar konusunda endişeliydi, ancak bunu belli etmemeye çalıştı. "Deniz kokusu, hala üzerinden aramamışsın, Aquamarine!" dedi Arthur ve bir kahkaha attı. Aqua geline sarıldığı sırada güldü ve, "Bilirsin, Arthur, bazı şeyleri değiştirmemek lazım," dedi. Ardından, "Bu dostum, ikinci kaptanım ve tayfamın vazgeçilmezi, Tortugalı Vhegar," diyerek tanıttı arkadaşını. Vhegar ellerini iki yanına sildi ve ikisiyle de tokalaştı. Ardından çifte mutluluklar diledi. Aqua bir kolunu Vhegar'ın omzuna attı ve, "Ona Tortugalı diyoruz çünkü dediğine göre, ilk gemi yolculuğunu Tortuga'ya giden gemide yapmış. O gemi korsanlar tarafından bombalanmış ve Vhegar da korsanların esiri olarak büyümüş. Yani, o korsanları bugün görsem alınlarından öperim, onlar olmasa sevgili dostum ile nasıl tanışacaktım?" dedi. Ardından Vhegar'ın yanağına bir öpücük kondurdu, bunu sık sık yapardı. Aqua tüm tayfasını öpmüş olduğundan emindi. Hepsini tarif edemeyeceği kadar çok seviyordu, ancak bir yandan da onlarla mesafesini koruması gerektiğini biliyordu. Yine de, birkaç öpücükten zarar gelmezdi, değil mi? Sonuçta onlar bir grup neşeli denizcilerdi, nefesleri daima rom, saçları ve vücutları daima tuz kokardı. İstisnasız hepsinin teni bronz olurdu, Aqua hariç. Aqua'nın denizkızı genleri teninin her zaman pürüzsüz, mükemmel ve bembeyaz gözükmesini sağlardı. "Biz artık gidelim, roma ihtiyacım var!" dedi ve Vhegar'ı kolundan tuttuğu gibi içkilerin olduğu yere götürdü. Etrafına göz gezdirdiğinde adamlarının şimdiden deli gibi sarhoş olduklarını görebiliyordu. Aquamarine gülümsedi, her şey mükemmeldi.

::
 

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
~:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sophie Anastasia Ellwood

avatar

Rp Yaşı : 27
Mesaj Sayısı : 217
Gerçek Adı : Merve ben aynı zamanda Dean Bloom ve Ivan A. Arshlander'ım.

MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Çarş. Ağus. 08, 2012 12:23 pm

Gecenin umutsuz yankıları pencerelere çarparken kendini ait olmadığı bu yerde ve dünyada düşlemek ve düşlemenin yanı sıra yaşamak sorgulamasını sağlıyordu. Dışarı da tatlı bir poyraz esiyordu, içinde çıkan fırtınaların aksine. Bu doğru muydu? Zamanın esiri olmuş birisi için sonsuz yaşamın efendisine aşık olmak? Aşık olmaktan da ziyade onu kollarının arasına almak? Genç kadın içindeki bu umutsuz duyguların karmaşası içinde kalın perdeleri bir kenara çekti ve satenlerle bezenmiş yatağına doğru yavaş adımlarla gitti. Büyük yatağa oturduğunda kendini hiçbir yere ait hissetmiyordu. Ne buraya, ne Hogwarts'a ne de Arthur'a... O bir kurt kadındı. Bunun tüm getirilerini yaşamıştı tüm hayatı boyunca. Hep vurdum duymaz kimseyi önemsemeyen saçma sapan bir insan olmuştu. Bir gün ailesinden kalan son birey için bunların bir bölümünden vaz geçmiş Hogwarts'a gelmişti. Sonrasında karşısına öyle birisi çıkmıştı ki.. Aşkın sözlük anlamıydı belkide, ya da her hali.. Yüzünde onu düşünürken oluşan ister istemez gülümsemeyi silemiyordu. Yaptığı haksızlıktı belki, haksızlıktı bu. Fakat Arthur'u kaybedemezdi. Sonu olan bir şeye adım atıyordu. Fakat her şeyin zaten bir sonu yok muydu? En azından Sophie için. Bunu da pekala kaldırabilirdi. Kaldırmalıydı yada. Geçen gece dolunayın son günüydü ve her şeyden arınıp yeniden sadece duygularının ona hükmetmesine izin vermişti genç kadın. Tüm vücuduna pompalanan adrenelini yeniden hissetmek istiyordu. Hızlıca yataktn atladı ve büyük kapıya doğru koştu. Kapıyı açtığında etraf bomboş ve karanlıktı. Mermer zemine çıplak ayaklarıyla bastığında vücuduna yayılan o ürperme hissiyle birlikte bir memnuniyet de çökmüştü üzerine. Kapısını ardından kapadı ve kendini sonsuz geceye atabilmek için neredeyse koşar adımlarla yürümeye başladı. Gece önünde bir hediyeymişcesine uzanırken bacakları bir anda onu durdurdu. Arthur'u düşünüyordu şuan sadece. Birden kalbine saplanan o acıyla hareket edemez olmuştu. Gece önünde dururken Sophie yapamıyordu. Sessizce "Lanet olsun.." dedi ve gerisin geriye döndü ve koridorun en sonundaki odaya doğru koşar adımlarla ilerledi ve kapıyı yavaşça açtı. Arthur içerideydi ve bütün mükemmeliğini sergileyerek yatıyordu. Çok yavaş hareketlerle içeri girdi ve adamın gözüyle yanağının tam altındaki yumuşak bölgeye kısa fakat anlam yüklü bir öpücük kondurdu. Sonra da yanına kıvrılıp kendini uykunun soğuk pençelerine bıraktı...

Sabahın ilk ışıklarıyla uyanmak isterdi fakat malesef bu olmamıştı. Sıkı sıkıya kapalı perdeler içeriye gram ışık sokmuyordu. İşin komik tarafı gözlerini Arthur'un odasında kapatmıştı ama kendi odasında açmıştı. Saat neredeyse iki olmuştu ve konukları bir saat sonra gelmeye başlayacaklardı. Sophie bir heyecanla yerinden fırladı. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Bir oyana bir buyana koşturuyor ama eline hiçbir şey geçmiyordu. Beyaz gelinlik tüm ihtişamıyla yerinde asılı dururken Sophie'yi de kendine getirmişti. Şimdi gayet sakin adımlarla duş almak için banyoya girdi, yavaşça üzerindekileri çıkardı ve kendisi için hazırlanmış dev küvete girdi. Bir kaç dakika boyunca sıcak suyun dinlendirici etkisinin tüm vücuduna yayılmasına izin verdikten sonra soğuk suyla hemen bir duş aldı. Havlulara sarınıp dışarı çıktığında her tarafta buhar olduğunu görüp kendi kendine gülümsedi. Hemen kurulanıp üzerine binbir çeşit losyonlardan sürüp tenini nemlendirdi. Özel iç çamaşırlarını da üzerine geçirdikten sonra saçlarını kurutmak için geri banyoya döndü. Hızlı bir şekilde onu da hallettikten sonra geri odasına döndü. Tırnaklarına kısaca oje sürdü ve yaklaşık beş dakika kurulamarı için bekledi. En sonunda titrek ellerle gelinliğini eline aldı ve bir kaç saniye öylece baktı. Şuan annesini yanında görmek isterdi. Herkesten çok annesini.. Güüzel elbiseyi vücuduna geçirdikten sonra hemen makyajını yapmak için geri döndü. Yaklaşık yarım saat boyunca yüzünün kusursuzluğu için uğraştıktan sonra saçlarını dağınık bir şekilde toparladı ve duağını yerleştirdi. Son olarak ayakkabılarını da ayağına geçirdiği zaman aynadaki yansıması onu bile şaşırtmıştı. Bambaşka birine dönüşmüştü resmen. Kendi kendine bakarken yüzünde beliren o gülümseme yine gitmiyordu. Ve ilk defa bu sabah doğru kararı verdiğine gönülden inandı genç kurt. Koridordan gelen yankılarla kafasını geriye çevirdi ve yaklaşık on saniye sonra Melanié tüm güzelliğiyle odayı doldurmak için kapıyı açtı. Peri kızları gibi muhteşem görünüyordu. Sarı saçları rüzgarla ahenk içinde dans ediyordu.. Emin adımlarla Sophie'nin yanına yaklaştı ve "Ah, çok çabuk büyüyorsunuz!" dedi. Sophie onun bu yorumuna ister istemez küçük bir kahkaha attı ve sıkıca sarıldı. Şuan bir yakın işine yarayabilirdi. "Sorma hayat çok hızlı gelişiyor," dedi o sırada nedimelerinin kapıda bekleştiğini görünce Melanié'ye döndü. İnsanla onların kuzen olduğunu bilmiyordu ve öğrenmeyeceklerdi de. "Ah Melanié çok teşekkür ederim o zaman tören alanında seni görmek isterim!" dedi yapmacık bir neşeyle ve nerdeyse belirsiz bir şekilde göz kırptı. Melanié gülmemek için kendini zor tutarak kendini dışarı attı ve Sophie kızlara döndü. Neredeyse hepsi doğa üstü varlıktı. Hoş bu düğünde normal birilerini beklemek aptallık olurdu. Yerinden doğruldu ve büyük anının başlaması için ürkek adımlarla kapıya doğru yürümeye başladı. Uzun duvağı ve elbisenin kuyruğu arkasında onu takip ediyordu. ellerini nereye koyacağını bilememişti. Çiçek taşımıyordu çok saçma bulmuştu bunu. Köşeyi döndüğünde düğün alanını görebiliyordu. etraf kalabalıktı ve herkes Sophie'yi bekliyordu belliki. Son kez derin bir nefes aldı ve çiçeklerle bezenmiş mihrap yoluna baktı. Evet bunların hepsi saçmaydı. Heyecanı öyle hat safhaya ulaşmıştı ki kendine engel olamıyordu. Yavaş ve emin adımlarla mihrap yolunun başına geldiğinde yanında onu Arthur'a götürecek bir babasının olmamasının içinde yarattığı o saçma boşluğu bir kenara atıp karşısındaki adamın, aşkının, etkisine kapılarak yarım bir gülümsemeyle ona doğru yürümeye başladı. Etrafta yankılanan müziği birazdan neşelendirebilmek için dakika sayıyordu Sophie resmen. Son adımını da attığında elleri nihayet erkeğinin elleriyle kavuşabilmişti. İçine yayılan o amansız mutlulukla vampirinin koluna girdi ve yerlerini almak için son adımları da beaber attılar. İçinde ki fırtına yerini aşkın büyülü şarkısına bırakmıştı. Papaz bilindik sözleri söyledikten sonra sıra yeminlerine gelmişti. Sophie etrafına göz attıktan sonra dudaklarını sonsuz aşkın yeminine araladı.. "Sonsuz aşkın ve sonsuz seviginin saflığı üzerine bezenmiş kan kırmızısı aşkımın üzerine yemin ederim ki gözlerim ve sözlerim, kalbim ve bedenim zamanını doldurana kadar seni seveceğim. Eğer ki bir şansım daha olursa yine seni seveceğim. Ömrümü senin adınla mühürlüyorum..." dedi ve erkeğinin suratına baktı. Doğruydu bu yaptığı, ona sahip olmak, onun kendisine sahip olması.. Fikri bile güzelken şimdi gerçeğini yaşamak..

**:
 

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Seksi:
 

Hmm:
 

Görüntü Yanıltıcı Olabilir:
 

Şımarıklık İyidir İyii:
 

Dönüşüm Sonrası:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://aether-rpg.turkproforum.com/
Arthur Ellwood

avatar

Rp Yaşı : +1000, yaşı tam olarak bilinmiyor.
Mesaj Sayısı : 289
Gerçek Adı : Ergin
Yaş : 20

MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Çarş. Ağus. 08, 2012 9:28 pm

İçini aynı anda iki hisle dolduran kokuyu sezdi Arthur, mutluluk ve korku. Onu tasasız uykusundan uyandıran kokunun sahibine baktı, kolları arasında huzurlu bir şekilde yatan kadına. Hayalleri bir taraftan gerçeğe dönüşürken kabusa doğru sürükleniyordu. Aklına o kadar çok düşünce üşüşmüştü ki. Kadın yaşlanırken o hiç değişmeyecekti. Belki de onun bu aynı kalışı kadını yıllar içinde üzecekti. Günün birinde kadın bu karara pişman olduğunda ne olacaktı? Kendini üzüntüden harap etmesini izleyebileceğini sanmıyordu yaşlı vampir. Üzüntüsüne engel olamadan kadının alnına bir öpücük kondurdu ve yataktan kalktı. Üzüntüsüne neyin iyi geleceğini bilen vampir doğruca duşa gitti. Mermer taşlara değen ayağı biraz irkilsede o bir vampirdi ve sıcak soğuk ona çok fark etmezdi. Duşun altına girerek soğuk suyu açtı. Bu gerçekten ona iyi hissettiriyordu. Soğuk suyun uyarıcılığı ile düşünceleri berraklaşıyordu. Fakat hala endişeleri vardı. Kadının endişeleri, kendi endişeleri. Düğünden önce bu kadar büyük bir kararsızlık yaşamak herkesin başına gelir mi diye düşünüyordu.

Damat odasında bir aşağı bir yukarı dolaşan Arthur'u sakinleştirmek işi sağdıcı Xander'a düşüyordu. O ise koridorun başında durmuş geçen nedimeleri izliyordu. Sırıtarak "Nedimelerden birini ayarlamak için hiç de geç değil kardeşim." dedi. Xander hiç bir zaman değişmeyecekti fakat Arthur'u neşelendirebiliyordu. Yüz kaslarını bugün doğru düzgün ilk kez oynatarak sırıtan Arthur "Hiç değişmeyeceksin Xan." dedi espri ile karışık. Arthur'un yıllardır beklediği şey bir güzelin Xander'ı kendine aşık etmesi ve onunla dalga geçmek için Arthur'a fırsat vermesiydi. Fakat henüz buna direnmeyi başarmıştı.

Sıcak güneşin altında damatlıkla bu kadar yanamazdı. En azından yüzüğü olduğuna şükrediyordu vampir. Yoksa düğünde acı bir ölüm olabilirdi. Gelen misafirleri kapıda karşılarken gelin odasında olan müstakbel karısını düşündü. Acaba o da heyecanlı mı diye aklından geçirmeden edemiyordu. Arthur yanından geçen sarı saçlı kıza dikkat kesildi. Onu uzaktan görmüştü bu Sophie'nin kuzeni Melanie olmalıydı. Doğruca gelin odasına gidişinden bunu anlamıştı. Arthur'a saatler gibi gelen bir süre boyunca gelenleri karşıladı. Sonunda güneş biraz batmaya başlıyordu. Damatlığının içinde biraz rahata eren Arthur Sophie'nin gelişi ile biraz daha neşe kazandı. Artık o kadar da tereddütlü değildi. Gayet yakışıklı bir çocuk ve yanında güzel bir kız bizi tebrik etmeye geliyordu. "Tebrikler, nice yıllara." Çocuğun girişimi biraz kötü olsada Arthur onu denediği için takdir ediyordu. Yanındaki kız ise daha neşeli bir şekilde "Tebrik ederim, profesör. Gerçekten çok mutlu olmanızı dilerim!" diyerek Sophie'e sarıldı. Samimi olduğu öğrencilerinden olduğu kesindi. Kız neşesini kaybetmeden Arthur'a dönerek "Bay... Arthur! Sizi de tebrik ederim, bu kadar harika bir eşiniz olacağı için şanslısınız. Onu sakın üzmeyin!" ve şakacı bir ifade ile de ekledi. "Zira üzerseniz sene boyunca ödev yapıp durmak istemeyiz!" Bunun üzerine güzel bir kahkaha patlatan ve Sophie'nin kulağına eğilen Arthur "Mizah anlayışına sahip öğrencilerin olduğunu görmek güzel hayatım." dedi. Neşeli kız ile sıkkın erkek yanlarında giderken onları tebrik etmeye devam eden insanlar geliyordu. Arthur gelenler arasında çok tanıdık bir yüz görmesi ile sırıtarak "Deniz kokusu, hala üzerinden atamamışsın, Aquamarine!" dedi. Kız sırıtarak "Bilirsin, Arthur, bazı şeyleri değiştirmemek lazım," dedi. Ardından, "Bu dostum, ikinci kaptanım ve tayfamın vazgeçilmezi, Tortugalı Vhegar," dedi. Yanındaki yapılı ve yakışıklı arkadaşını gösterirken "Ona Tortugalı diyoruz çünkü dediğine göre, ilk gemi yolculuğunu Tortuga'ya giden gemide yapmış. O gemi korsanlar tarafından bombalanmış ve Vhegar da korsanların esiri olarak büyümüş. Yani, o korsanları bugün görsem alınlarından öperim, onlar olmasa sevgili dostum ile nasıl tanışacaktım?" diye ekledi. Yanağına küçük bir öpücük kondurarak arkadaşını utandıran Aqua gayet neşeli gözüküyordu. Kolunu Vhegar'ın boynuna atarak uzaklaşırken "Biz artık gidelim, roma ihtiyacım var!" dedi. Aqua ile kim tanışsa biraz çılgın biraz disiplinli derdi ki bunda yanılmazlardı. Gemide kaptan olarak çok disiplinli biriydi fakat korsanlarını severdi.

Hayatının kadını karşısında duruyordu. Yavaş yavaş bütün endişeleri çekilip alınıyordu sanki Arthur'dan. Sabah ki fikirlerine dair hiçbir şey yoktu kafasına. Birbirlerini sevdikleri sürece bununla savaşabileceklerini biliyordu. Üzerine adeta süzülürcesine gelen Sophie onu büyülemişti. Koluna girdiğindeki o temas içini dağlamıştı. Bir vampir olmasa düşüp bayılacak kadar heyecanı yüksekti. Son adımlarını atarlarken elleri birbirine kavuştu ve sadece birbirlerinin gözlerinin içine baktılar. "Sonsuz aşkın ve sonsuz seviginin saflığı üzerine bezenmiş kan kırmızısı aşkımın üzerine yemin ederim ki gözlerim ve sözlerim, kalbim ve bedenim zamanını doldurana kadar seni seveceğim. Eğer ki bir şansım daha olursa yine seni seveceğim. Ömrümü senin adınla mühürlüyorum..." Karşısındaki kadının hiçbir şüphesi olmadığını görebiliyordu. Ona karşı tereddütlü bir yemin etmeyecekti. Buna karar vererek dudaklarını araladı adam. "Bana öğrettiğin aşkın uğruna yemin ederim ki ben dünyanın en şanslı adamıyım ve bu aşkı koruyacağım. Ömrümün yettiği ve yetmediği yere kadar seni seveceğim. Ömrümü senin aşkınla mühürlüyorum.." Sevdiği kadınla imkansıza adım atıyorlardı fakat onu kolay kolay bırakmayacaktı. Dediği gibi "Ömrünün yettiği ve yetmediği yere kadar." Ölümü bile aşacaklardı beraber..

Damadın Renk Kodu Razz:
 

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

My Big Family:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Syrena

avatar

Rp Yaşı : 20 yaşında gözüküyor ama gerçek yaşını kendiside hatırlamıyor.
Mesaj Sayısı : 294
Gerçek Adı : Deniz
Yaş : 19

MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Çarş. Ağus. 08, 2012 10:44 pm

Kızımızın kıyafeti.:
 

Düğün haberini aldığımdan beri yerimde zıplıyordum. Baş belası Arthur evleniyordu! Hem Sophie'nin baş nedimesi bendim! Sevinçten ölebilirim. Ama imdi zamanı değil. Düğünde her şey mükemmel olmalı. Yoksa Arthur minik bir ihtimal beni öldürür. Kuvvetli de olabilir canım. Düğün başlamadan önce hazırlıkların tam olup olmadığını kontrol ettim. Gelmeleri için sabırsızlanıyordum.

Sonunda Arthur kapıda göründüğünde gülümsedim ve yerime oturdum. En önde, diğer nedimelerin yannda bekliyordum. Arthur yerini alınca bakışlarımı kapıya çevirdim. Tanrım, Sophie muhteşemdi. Bir perinin zarafetini üstünde taşıyordu sanki. Derin bir iç çektim, bu mutlulukları umarım sonsuza kadar sürerdi. Gözlerimi bir an kapatıp bu mutluluğun benim olması için dilek diledim...

Sophie, Arthur'un yanına ulaştığında aşık olduklarını bakışlarından anlamak zor değildi. Gözlerinin içi aşkın aleviyle parlıyordu. Sonrasında Sophie yeminin okumaya başladı. "Sonsuz aşkın ve sonsuz seviginin saflığı üzerine bezenmiş kan kırmızısı aşkımın üzerine yemin ederim ki gözlerim ve sözlerim, kalbim ve bedenim zamanını doldurana kadar seni seveceğim. Eğer ki bir şansım daha olursa yine seni seveceğim. Ömrümü senin adınla mühürlüyorum..." dedi. Arthur'un söze başlaması için derin bir nefes aldığını görüm ve gülümsedim. "Bana öğrettiğin aşkın uğruna yemin ederim ki ben dünyanın en şanslı adamıyım ve bu aşkı koruyacağım. Ömrümün yettiği ve yetmediği yere kadar seni seveceğim. Ömrümü senin aşkınla mühürlüyorum.." dedi. Aşk en güzel şey...

Evlilik töreni bitip yüzükler takıldığında herkes dans etmek için ayaklandı. Ben ise bir kaç kişiye gülümseyip, dans tekliflerini geri çevirdikten sonra elime şampanya alıp bir köşeye çekildim. Arthur ve Sophie mutlu görünüyorlardı. Elimdeki şampanyadan bir yudum aldım. Sonrasında görüş alanıma en sevdiğim sarışın girince neredeyse boğuluyordum. Neredeyse Rebekah'ın üstüne atladım. Kim olduğumu anlayınca sarılışıma karşılık verdi. "Seni deli kız! Nerelerdeydin Reb?"dedim. Abisi ve kız kardeşi onlara bayılıyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eric Northman

avatar

Rp Yaşı : 333
Mesaj Sayısı : 42
Gerçek Adı : Tuana

MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Çarş. Ağus. 08, 2012 11:18 pm

Haber almıştı ama inanamamıştı. Gerçekten oluyordu. İçerisi bozuk şarap ve lavanta kokuyordu. Bir de buram buram kan. Tepeden aşağıya aptal çiçekler sarkıtmışlar, yerleri de döşemişlerdi. ''Bir vampir ve kurt adamın düğünü için ne şirin'' diye düşündü. Yüzüne aptal bir gülümseme koydu ve içeri girdi. Daha iki adım atar atmaz tanıdık birini gördü. ''Vay canına selam'' dedi kız. ''Selam şey, nasılsın?'' dedi. Lanet olsun kesinlikle siyah takım elbisesi içinde mükemmel gözüktüğünden olmalıydı. Bu kızı bir kere barda görmüş, gece de sarhoş etmiş ve yandaki motele götürmüştü. Sabah ceketini almış ve ortadan kaybolmuş, fakat kız ona sanki uzaktan kuzeniymiş gibi gülümsüyordu. ''Ben iyiyim, ve sen de çok iyi gözüküyorsun'' dedi ve karı konuşmasına devam etti ''Düğün sahiplerini tanıdığını bilmiyordum normalde ço..'' Dünyayla bağlantısı kesilmişti. Sophie oradaydı. O gece gördüğü kurttan farksız, zarif bir kuğu gibi herkese gülümsüyordu. Bunca sene onu etkileyemeyen o kadar şeyden sonra bu kadına vurulmuştu. O gece hiçbir şey olmadan ortadan kaybolmuş fakat her gün onu düşünmüştü. Kim bilir o bara kaç kere gitmişti. Sonunda onu tek bulamayacağına karar vermiş ve peşine adam takmıştı. Evleneceğini öğrenir öğrenmez deliye döndü ama insanlar gibi zayıf değildi, bu düğün olmayacaktı. Sophie onu bir daha görmek istememiş fakat o yattığı her kadında onu görmüştü. Onun için zordu, beğenilmemek. Bu yaşına kadar hep insanlar peşinden koşmuştu, o kaçmıştı fakat bu kadın öyle değildi ve onu kaybetmek istemiyordu. Adını bilmediği kızın yanından ayrıldı tebrik eden insanların arasından kolayca sıyrıldı ve arkada bir koltuğa oturdu. Koltuk beyaz örtülüydü, evet o bir vampirdi fakat bu kusmasını engelleyemezdi. Sophie' nin yanındaki herifi inceledi. Sarışın bişeydi yahu hiç de etkileyici değildi. ''Beni kesin tanıyordur'' diye düşündü, onu tüm vampirler tanırdı. Adama daha dikkatli baktı, 70lerden kalma sarı saçları jölelenmişti. Mahalle çocuğu gibi traşını olmuş, elbisesini giymişti. Kaslı gözükmüyordu çok fazla. Anlamıyordu, cidden anlamıyordu.

Nefes kesen Sophie' ye baktı. Üzerinde mükemmel bir gelinlik vardı. Dünyada beyazı tek yakıştırdığı varlık oydu. Evet, bir kere gördüğü ama bin kere rüyalarına giren kadın karşısındaydı. Elinde olmadan gülümsedi. Suratında onu mükemmelleştiren bir makyaj vardı, saçları ise kurt kimliğini unutturmamak için yapılmış gibi dağınıktı. İnsanların elini sıkıyor, deli gibi gülümsüyordu. Artık sabrı kalmamıştı. Ayağa kalktı ve en arkalardan dolanarak onların önüne geldi. Artık herkes onu görebiliyordu. Salonda birden ses kesildi. Bu demektir ki kaslı adamları olaya giriş yapmıştı. Gülümsedi, bu herifleri seviyordu. Ondan o kadar korkuyorlardı ki hayrına çalışıyorlardı keretalar. 7-8 tanesi birden arkasında ortaya çıkmıştı. Adamlar korkutucu olmayı da biliyordu. Gözleri ona kilitlenmiş olan Sophie' ye ve yanındaki hödüğe baktı. İkisi de şok içindeydi. Salondaki herkes gibi. Gözleri Sophie' nin gözleriyle buluştu ve durdu. Sonra ellerini adamla kendini karşılaştırırcasına oynattı, kafasını aşağıya eğdi ve ''Hadi amaaa'' dedi. Sonra güldü. Sophie hala olanlara anlam veremiyordu. Onu ne kadar özlediğini fark etti. Yanına gitti, herkes put gibi dururken Sophie' nin yanağını okşadı. İçi titremişti. Gözlerini kapattı ve fısıldadı ''Sen de beni özlemedin mi?'' Sophie hala tepki vermemişti. Canı sıkılmaya başlamıştı. Gösteri yapmayı sevmiyordu. Sophie' nin elini kavradı ve onu kendine çekti. ''Hadi gidelim buradan, bu sefer içkiler benden'' dedi ve güldü. Yavaş yavaş olanları kavrayan kızı izlerken birden suratında bir acı hissetti. Kafasını eğdi, yanağına dokundu ve kaldırıp ona yumruk atmış olan dangalak damada baktı. Güldü ve suratına tükürdü. Kalabalıktan haykırmalar yükselirken gözlerini devirdi ve ''Çocuklaar'' dedi. 8 adamı da damadın üstüne çullanmıştı. Herkes çığlık çığlığa koşuştururken güzel sevgilisine uzandı ve ''Merak etme hayatım, vampirler kolay kolay ölmez'' dedi. Sophie o sırada tokadı suratına yapıştırdı. Güldü ve ''Ah seni vahşi kedi'' dedi. Sophie' yi ince bacaklarından kavradı ve sırtına attı. Omzuna inen yumruklara gülerken çıkış kapısına doğru ilerledi.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
ben gerçek miyim acaba?:
 

diş ipi kullanıyorum da:
 

doğal sarışın mısın, tamamdır:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dean Bloom



Mesaj Sayısı : 772
Gerçek Adı : Merve ben aynı zamanda Ivan A. Arshlander ve Sophie A. Hunter'ım.

MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Perş. Ağus. 09, 2012 12:56 am

Görünüm:
 

Aşk hayata dönmüştü, imkansızlıklar bir şey ifade etmiyordu. Bunu yaşatmak, istemek her şeyden mühimdi. O sabah bu duyguların kendisine hükmetmesine izin vererek kalktı yatağından Dean. Etrafında horlayan arkadaşlarına pislik yapmak için bilerek ses çıkartıyordu. Julius güzellik uykusunu tamamlayamamanın verdiği rahatsızlıktan olacak ki en sonun da kalkıp okkalısından bir küfür edip Dean'in üzerine atladı. Sabah sabah uykularının açılması için gayet iyi bir aktivite olmuştu fakat Julius'un bu durumdan pek hoşnut olduğu söylenemezdi. Bir iki yumruk atmışlardı birbirlerine ve sonunda her zamanki gibi Dean vücudunun üstünlüğünü kullanarak onu geldiği yere, yatağa, geri fırlatmıştı. Bu günün Dean için pek önemi yoktu açıkcası. Sadece eski bir dostun, yeni profesörün düğünü vardı. Anastasia diye geçirdi içinden. Öyle hırçın birisi için evlilik fazla resmi geliyordu Dean'e. Hoş ne olursa olsun Sophie'nin arkasında olabilirdi onun az arkasını toplamamıştı sonuçta. En saçma anlarında onu hayata döndüren bilinmez kahramandı. Mutluluğu şuan önemli olan tek şeydi denilebilir. Dolabından Siyah takımını alıp hızlıca üzerine geçiren Dean beceriksiz hareketlerle kravatını bağlamaya çalıştı. O sırada aşağı iniyor Hufflepuff ortak salonunun sınırları dışına kendini atmaya çalışıyordu. Lanet kravat diye aklından geçirirken dar geçitten çıkmıştı. Saçlarına şekil vermesine gerek yoktu. Tanrıya şükürler olsun ki adam olan saçları vardı. Zindanların soğuk koridorlarına çıktığında sessiz ve boş oluşu pek dikkatini çekmemişti fakat koridorun başından kendisine doğru gelen muazzam vücuda bakmadan edemedi. Gecenin içinde parlayan bir güneş gibi yükseliyordu Roxanne. Son olanları düşündüğünde ona bu denli yakın ve sevgi dolu bakabilmesi saçmaydı belkide. Fakat içinde ona karşı bir aşk yoktu. Bunu en son Jesus denen o herifle müzik odasında görmüştü. Her neyse. Bu pek takması gereken bir şey değildi sonuçta. Kravatıyla uğraşmayı bırakarak iki yanında sallandırarak Rox'a doğru yürümeye başladı. Görünüşe göre onunda adresi Dean ile aynıydı. "Hmm enfes görünüyorsunuz bayan," diye kendisinin bile şaşırdığı bir şakacılıkla Rox'a yaklaştı. Gözlerini devirerek Dean'e bakan Roxanne Merdivenlere yönelince ister istemez Dean'de peşinden merdivenlere doğru yürüdü. Kızın ince vücudu önünde yükselirken Dean'de kendi kravat saçmalığıyla uğraşıyordu. Rox kafasını bir iki saniyeliğine arkaya döndürdükten sonra kendi kendine güldü ve "Kravatlarla savaşmayı kesmeyeceksin değil mi?" dedi ve son basamağı da büyük bir zarafetle çıktıktan sonra dışarıya doğru yürüyüşüne devam etti. Dean yeniden pes ederek Rox'un peşinde kuyrukmuş gibi dışarı yürüyordu. "Senin bu tip törenlere katılmayı sevmediğini hatırlıyorum," dedikten sonra cebinden siyah siyah arabasının anahtarını çıkardı. Bu araba sevdasından vaz geçemiyordu. Saçmaydı ama arabalara karşı büyük bir sevgi duyuyordu. Gözlerini ve beynini ondan uzaklaştırabilmek amacıyla arabalarına takmıştı kafayı. Bunun sadece bir beğeni olduğunu bilse de sanki sevgilisine ihanet ediyormuş gibi hissediyordu kendini. Dışarı adım attığında yüzüne çarpan soğuk havanın etkisiyle biraz irkilse de buna pek aldırmadan arabasına doğru ilerlemeye başladı. Fakat Rox'un orada tek başına beklemesine anlam veremeden "Beraber gidelim istersen? Çift araba olmasın," dedi ve onu da yanına davet etti. Aurélien sınavları dolayısıyla başını pek derslerden kaldıramıyordu. Bu yüzden törene tek başına gitmek zorunda kalmıştı Dean. Fakat Rox'u gördüğünde bunun böyle olmak zorunda olmadığı gerçeğini kabullenerek bu sözleri sarf etti genç adam. Açıkcası onu yanında görmek istiyordu. Uzun zamandır tanıyorlardı birbirlerini ve artık bir şeyleri aşmaları gerekliydi belkide. Roxanne bir kaç dakika kararsız kalmış olsa da Dean'in ısrarcı bakışları onu yıldırarak kafasını olumlu bir şekilde sallamasına yol açmıştı. Ondaki bu durgunluğa anlam yüklemek istemiyordu Dean. Sadece yüzeysel bir ilişki olsun istiyordu aralarında. Daha fazlası değildi. Arabanın kapısını hızlı bir şekilde açtı ve Roxanne'nın oturması için kenara çekildi. Sonrasında kendi koltuğuna dönerek arabanın motorunun büyük bir gürleme ile çalıştırdı. Yüzünde ister istemez bir gülümseme oluştu, ayağını gaza basarak arabayı harekete geçirdi. Fazla konuşmuyorlardı. Ya da istemiyorlardı. Her yanlız kaldıklarında bu garip hissi hissederdi genç adam. Kızın varlığının altında ezilir gibi olurdu yüreği. Geçmişin yankıları peşini bırakmasa da yeni hayatıyla mutluydu. Motorun güçlü sesiyle aydınlanan sessizliğe biraz renk katabilmek amacıyla elini radyoya uzattığında kızın minik elleriyle çarpışmasının sonucu elektirik çarpmış gibi elini geri çekti. Boş boş birbirlerinin suratlarına baktılar bir iki saniye ardından Dean kendini tutamayarak minik bir kahkaha bastı. "Pekala biz bu evreleri atlamıştık, bu gece de bunların gölgesinde kalmayacağız," dedi ve radyonun açma tuşuna basarak etrafa hakim olan hareketli müziği başlattı. Otobanda hızla ilerlerken araba aklında pek bir şey yoktu genç adamın sadece yanındaki kızın varlığına alışamıyordu. Çok uzun zaman olmuş gibi hissediyordu..


Kısa araba yolculuğunun ardından Londra'nın o bilindik kalabalığına girmişlerdi. Düğün için güzel bir yer seçmişlerdi fakat bir ormanda olması çok daha anlamlı ve güzel olurdu diye geçirdi içinden. Kravatının şekli şemali bozulmuştu. Bağlayamıyordu bir türlü. Çaresiz gözlerle Rox'a döndüğünde kız bıyık altından gülüyordu ona. Sonra işini bilen ellerle durumu ele alarak kravatı saniyeler içinde olması gereken duruma getirdi. Dean kolunu kaldırarak kızın ince kolunu kendininkinin arasına aldı ve düğün alanına doğru yürümeye başladılar. Aralarındaki suskunluktan nefret etmişti Dean. Fakat bunu bozacak bir girişimde de bulunmuyordu. Tören alanı oldukları yerden gözüküyordu. Muhteşem bir şekilde bezenmişti her taraf. Yukarıdan sarkıtılan beyaz çiçekler ortama ayrı bir hava katmıştı. Girişe geldiklerinde Dean'ın üzerinde elle tutulur bir gerginlik vardı. Sanki dünyanın en yanlış ve en doğru şeylerini bir arada yapıyordu. Etrafta dolaşan tanıdık yüzlere selam veriyorlar yapmacık gülümsemelerine eşlik ediyorlardı. İç bayıcı diye geçirdi içinden Dean. Yanındaki kızın yüz ifadesinden de aynı şeyleri düşündüğü belliydi. Tören başlarken olanları izlemiyorlardı. Arkada oturmuşlar Dean'ın telefonundaki oyunu oynuyorlardı. Yanlarında oturan kızın pis bakışlarına verdikleri karşılık kızı ürkütmüş olacak ki yanlarından kalkıp önlerden bir yerlere geçti. Sophie bir peri kızı gibi muhteşem gözüküyordu. Fakat bu sıkılmasını engellemiyordu. Daha sonra bunun için Dean'e bir fırça çekebilirdi ama sıkılıyordu işte ne yapabilirdi ki? Törende birbirlerine aşklarını itiraf ederlerken Dean veRox kendilerini oyunun heyecanına kaptırmışlardı. Sıkıcı anlar yavaş yavaş geçtikten sonra çalan müzikle birlikte millet dansa kalkmaya başlamıştı. Demin yanlarından giden kızı bile dansa kaldırmışlardı. Rox etrafa anlamsız bakışlar atarken Dean kızın elinden tutup kaldırdı ve müziğin büyüsüne kapılmak için belinden tuttu ve klasik hareketleri yapmaya başladılar. Dean gülmemek için kendini zor tutsa da içinden geçen duygu seline de dur diyemiyordu. Etraflarında ne olup bittiğini anlamaları üzerlerine uçan bir adamın sayesinde olmuştu. Neler oluyordu? Dean Rox'u kaptığı gibi arkasına sakladı ve kendilerine doğru gelen azgın vampirin üzerine atıldı. Yeni olmalıydı çünkü Dean'ın karşısında üstünlüklerini kullanamıyordu. Zorluydu ama üstesinden gelinmeyecek kadar değildi. Onu def ettikten sonra Rox'un üzerine gelen adama doğru hızlı bir tekme salladı ve Rox'u kaptığı gibi bu hareketlenen ve kanlanan düğün alanından uzaklaştırmak amacıyla kapıya doğru yöneldi fakat ne yazık ki Anastasia o deli adamın omzunda bir yerlere gidiyordu. İki arada bir derede kalmanın bu iğrenç duygusu Dean'i yiyip bitiriyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://aether-rpg.turkproforum.com/
Darian Roselyn Dixon

avatar

Rp Yaşı : 9
Mesaj Sayısı : 112
Gerçek Adı : Selis
Yaş : 19

MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Perş. Ağus. 09, 2012 1:34 am

"Seni deli kız! Nerelerdeydin Reb?" Syrena'nın tanıdık sesi, Reb'in bakışlarını düğündeki onca yakışıklı erkeğin üzerinde gezdirmekten alıkoymuştu. Arkadaşına sıcak bir gülümsemeyle baktı ve kız heyecanla kendisine sarıldığında aynı şekilde karşılık vermeye çalışmıştı. Reb'in böyle sevgi gösterileri ile arası pek iyi değildi, birini sevse bile belli etmezdi ve bu yüzden Syrena'nın alınmamasını umuyordu. Syrena en eski dostlarından, aynı zamanda değer verdiği bir avuç insandan biriydi. Onu kırmak istemezdi. Ancak genç denizkızının bunu kafasına taktığını zannetmiyordu. Dostlukları eski olduğundan, Syrena Reb'in nasıl biri olduğunu biliyordu. Rebekah sıkıntıyla iç çekti ve bakışlarını sarı saçlı bir adama diktiği sırada, "Ah, Tanrım. Bana bir içki lazım," dedi. Adamla göz göze gelmişlerdi, Reb gözlerini kıstı ve dudaklarını ıslattı. Ardından gülümsedi. Syrena'nın sesi yine adama vermiş olduğu dikkatini dağıtmıştı. "Hiç değişmemişsin Reb," demişti denizkızı. Rebekah ona baktı ve gülümsedi, "Evet. Bunu ne kadar çok duyduğumu bir bilsen," dedi, bir kahkaha attıktan sonra içki dağıtan bir garson kızı durdurdu ve tepsiden iki viski bardağı kaptı. Birini Syrena'ya uzattı ve kendi elindekini yarısına kadar içti. Sarışın adamın olduğu yere baktığında, artık orada olmadığını fark etmişti. Oysa ki damarları ve boynu o sırada Reb'in istediği tek şeydi. Gerçekten çok susamıştı. "Lanet olsun," diye mırıldandı ve içkisini bitirdikten sonra oradan geçmekte olan bir başka garson kızın tepsisine koydu. Ağabeyinin bu aptal gününde kendini kaybetmemek ve canının ne kadar sıkıldığını belli etmemek için elinden geleni yapıyordu. Evlilik Reb'e göre hayattaki en saçma şeydi. Bir ölümsüz olarak, hayatı boyunca hiç aşık olmamıştı ve doğrusu bundan pişmanlık duyduğu da söylenemezdi. Reb'i burada tutan tek şey, ağabeyine olan sevgisiydi. Bir de içkiler, erkekler ve dans edecek olma fikri... Reb kalabalık arasında dans etmeyi ve tüm ilgili üzerine çekmeyi öyle çok özlemişti ki. Derin bir nefes aldı ve yeni bir içkiye ihtiyacı olduğunu fark etti. Her zaman ki gibi.

Bağırışları ve çığlıkları bir anda duymuştu, sesin geldiği yöne doğru hızla ilerlediğinde, görümcesi Sophie'nin Reb'in tek gecelik ilişkilerinden biri olan Eric tarafından kucaklanıp götürülmekte olduğunu gördü. Reb şaşkınlıkla gözlerini açtı, yüzünde hafif bir gülümseme oluşmuştu. "Vay anasını," dedi. Ardından silkelendi ve toparlanmaya çalıştı. Ne yapıyorum ben? Kardeşime yardım etmem gerek. Arthur oradaydı, kalabalığın arasından sıyrılmaya ve Eric'e yetişmeye çalışıyordu. Reb işlerin heyecanlı bir hal almasına seviniyordu, ancak kardeşi için de üzülüyordu. Yanına vardığında güven verici bir şekilde gülümsedi. "Hadi biraz kıç tekmeleyelim."

_________________
İnsan bir Dixon olunca:
 


En son Rebekah Ellwood tarafından Perş. Ağus. 09, 2012 2:07 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Roxanne Delacroix
VII. Sınıf
VII. Sınıf
avatar

Rp Yaşı : 16.5
Mesaj Sayısı : 1574
Gerçek Adı : Selin
Yaş : 23

Çanta
Eşyalar:

Evcil Hayvan:

MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Perş. Ağus. 09, 2012 1:52 am

Roxanne:
 

Roxanne elbisesinin eteklerini çekiştirdi. Fazla mı kısa olmuştu acaba? Gerçi Roxanne için fazla kısa diye bir şey yoktu. Bastet'te tam göğüslerinin arasında kalan transparan kısım hakkında bir şeyler homurdanmıştı. Ama Roxanne sözünde durmayı planlıyordu; Jesus'a terör estirmek konusunda verdiği sözde. Muhtemelen Jesus için bunun içine bir kaç erkekle takılmak girmiyordu. Aynaya son bir kez bakıp dalga dalga omuzlarına dökülen saçlarını parmaklarıyla düzeltti. Profesör Hunter'ın ilk dersine girdiğinde ne kadar güzel olduğunu düşünmüştü. Herhalde gece hayatını doyasıya yaşıyor, diye bir tahmin yürütmüştü. Demek ki yanılıyordu. Bu yaşta evlendiğine göre kafa yapısı Roxanne'inkinden oldukça farklı olmalıydı. Profesör Hunter ile sıkı bir diyaloğu yoktu aslında. Profesör tüm öğrencilerine davetiye göndermiş olmalıydı. Roxanne de açık büfe yiyecek, alkol ve açık büfe erkek imkanından yararlanacaktı, o kadar. Tatlı bir pembe tonundaki parlatıcısını tazeledi, ufak çantasına telefonunu ve cüzdanının yanına attı. Sonra yıllardır değiştiremediği bir muggle markasına ait parfümünü sıktı. Eh, hazırdı. Profesör Hunter beyaz giymediğine dua etmeliydi. Düğünü gelinden çalmaya çalıştığı olmuştu da. Pis pis sırıtarak ortak salondan çıktı.

Koridorlarda kendi topuklularının sesine bir yankı daha eklenince başını kaldırdı. Dean'le göz göze geldiler. Ah... Kıpkırmızı olmamak için dua ediyordu çünkü en son onu öpmüştü. Bunu hatırlıyor değildi, sadece başkalarından duymuştu. En azından onu öpmenin nasıl bir şey olduğunu hatırlasaydım da bir işe yarasaydı, diye geçirdi içinden adımlarını sürdürürken. "Hmm enfes görünüyorsunuz bayan," Dean'in sesi neşeli ve şakacıydı. Roxanne elinde olmadan gözlerini devirdi. Onunla cezaya kaldıklarından beri ne çok şey değişmişti böyle? Eğer o gece hiç yaşanmamış olsaydı şu an birbirlerine bakmamaya çalışarak araziye çıkıyor olacaklardı. Roxanne o geceyi anımsamamaya çalışarak hızla merdivenlere yöneldi. Zira Dean'in yüzüne baktığı an utançtan yerin dibine girmek istiyordu. Basamaklar bittiğinde Roxanne ardındaki ayak seslerinin onu takip etmeye devam ettiğini farketti. Demek Dean çok öfkeli değildi. Bir an için dönüp baktığında hala kravatıyla boğuştuğunu gördü. Yaptığı her neyse, bir gemici düğümü mü?, hiçbir şeye benzemiyordu. Elinde olmadan güldü. "Kravatlarla savaşmayı kesmeyeceksin değil mi?" Dean'in hala yanında olması, uzaklaşmaya çabalamaması hoşuna gitmişti aslında. "Senin bu tip törenlere katılmayı sevmediğini hatırlıyorum," Eh, doğru hatırlıyordu. Kutlamanın cinsi partiyse kaçırmazdı ama düğünlerin favorisi olduğunu söyleyemezdi. Yine de şu sıkıcı dönemin sıkıcı günlerinin birini yabancılarla flört edip şampanya yiyerek, çikolataya batırılmış çilekleri kalorilerini umursamadan midesine indirerek geçirmeyi tercih etmişti. Açık havaya çıktıklarında Dean doğruca bir tarafa yöneldi; Roxanne gördükleri karşısında şaşırmadı. Siyah, parlak, kızların iç çekmesine sebep olacak türden bir arabanın yanına ilerliyordu Dean. Dalgınca onu izlemesi çocuğun tekrar arkasına dönmesine sebep olmuştu. "Beraber gidelim istersen? Çift araba olmasın," Onu alacak biri vardı ama hangisini tercih ederdi? Dean'e zaten bir planı olduğunu söylemek istemedi. Bir süre orada dikildikten sonra başını salladı ve arabaya yanaştı. Dean kapıyı açınca gülümseyerek yerine geçti. Jesus böyle bir incelikte bulunabilir miydi acaba? O koltuğuna geçerken kız aceleyle telefonunu çıkarıp şöföre yazılı bir mesaj yolladı. Adam gelip bu boş yerde beklemese de olurdu. Dean arabayı çalıştırırken Roxanne saçlarının bozulma ihtimaline aldırmadan arkasına yaslandı, gözlerini solundaki camdan dışarıya dikti. Uzunca bir süre konuşmadılar ama Roxanne bu sessizlikte tuhaf değil rahatlatıcı bir şeyler buluyordu. Yine de biraz müzik olsa fena olmazdı yani... Yola odaklanan Dean irkilmesin diye kendisi radyoyu açacağını tahmin ettiği düğmeye uzanmıştıki Dean'de aynını yaptı. İkili aynı anda ellerini geri çektiler. Aptal, diye düşündü Roxanne kendi için. Şu huydan kurtulamamıştı. Anlaşılan Dean'de onunla aynı durumdaydı. Birbirlerine bakarlarken Dean bir kahkaha patlatıverdi. "Pekala biz bu evreleri atlamıştık, bu gece de bunların gölgesinde kalmayacağız," Bu gece... Roxanne'in dudakları istemsizce yukarıya kıvrıldı. Midesinde tuhaf bir kıpırtı hissediyordu. Dean'le aralarında eskisi gibi bir şey olmayacağı gerçeğini neredeyse kabullenmişti. Bu muhtemelen geçirebileceği eğlenceli saatler için hissettiği bir hevesti. Eski bir dostla.

Londra'nın merkezine geldiklerinde Roxanne etrafı özlemle izledi. Yazın Fransa'da kalmıştı çoğunlukla. Bu sokakları arşınlamayı ve eski binaları izlemeyi ne çok özlemişti! Dean arabayı parkettikten hemen sonra düğün alanına yürümek yerine kravatına işkence çektirmeye devam etti. Roxanne'in kendisini izlediğini görünce yüzünde umutsuz bir ifade belirdi. Kız gülerek uzandı ve henüz küçücük bir kızken büyükbabası Lenard'ın kendisine öğrettiği şekilde bağladı kravatı. Kusursuz görünüyordu. Gururla geriye çekildi. Dean koluna girmesi için kolunu araladığında Roxanne kalbinin teklediğini hissetti ama duraksamadan koluna girdi. Eğer okuldan öğrenciler varsa muhtemelen şok geçirip yanlış düşüneceklerdi. Neyse, istediği de bu değil miydi? Dehşete düşürmek. Dean tuhaf bir şekilde rahatsız görünürken Roxanne yüzüne yapıştırdığı mutlu gülümsemeyle etrafı izliyordu. Hyde Park'ı duyduğunda düğün için iyi bir fikir olmadığını iddia etmişti ama şimdi yanıldığını anlıyordu. Her şey çok doğal ve güzel görünüyordu. Tabi tanıdık yüzleri hemen görmeye başladılar. Roxanne bir kaçına selam verdi, sonrasında ise yüzlerine ters ters bakıp hemen bakışlarını kaçırdı. Bembeyaz çiçeklerin altında, arka taraflarda iki sandalyeye oturdular. Dean hemen telefonunu çıkarmıştı; modelini bir türlü aklında tutamadığı, süper eğlenceli oyunların olduğu bir muggle icadıydı. Muggleları aşağılık yaratıklar olarak görürdü Roxanne. Bu performansı göstermeleri şaşırtıcıydı. Bir süre sonra kızda kendini oyuna kaptırmıştı. Yeminler edildi, Roxanne dişilik içgüdüsüyle kulak kabartmış ve o romantik sözler üzerine bir an için Dean'in yüzüne bakmıştı. Dean hırsla oyununa devam ediyordu. Roxanne düşüncelerini bir kenara bırakıp ona katıldı.

Hafif bir melodiyle başlayan müzik sandalyelerin birer birer boşalmasına sebep oluyordu. Roxanne Dean'e bu konuda bir imada bulunacak değildi, düğün alanına kol kola girmeleri yeterince tuhaftı zaten. Ne var ki Dean ayağa kalktı, Roxanne anlamayarak çevresine bakarken elini tutup nazikçe kızı yerinden kaldırdı. Diğer eli beline giderken Roxanne içinde yine o tanıdık heyecanı hissetti. Etraflarında dönüp dansedenlerin arasına karışırlarken kız tahmin ettiği gibi gergin değil mutlu hissediyordu. Birbirlerine bakarlarken kahkaha atmamak için kendilerini zor tuttuklarını anlamışlardı. Roxanne alt dudağını dişledi. Tam bu anda, Dean'in elini tutan elide beline gitti ve kız arkaya doğru savruldu. Dean yapılı vücuduyla önünü kapatmaya çalışıyor gibiydi. Az önce yalnızca tokuşturulan kadehlerin ve kahkahaların yükseldiği alandan şimdi çığlıklar yükseliyordu. Roxanne ne olduğunu anlamak için kafasını yana uzatacaktı ki Dean bir anda uçarcasına ondan uzaklaştı. Bir adamın üzerine atlamıştı. Bir kaç darbeyle adamı kaçırırken Roxanne savunmasız bir şekilde olanları izliyordu. Asasını yanına almamıştı ve Roxanne için güç eşittir büyü demekti. Dean tekrar ona yönelirken kız sağında bir rüzgar hissetti. Döndüğünde sivri dişlerle ve kan arzusuyla parlayan gözlerle karşılaştı. En azından son anlarımda Dean'le dansediyordum diye düşünüyordu kız şok yüzünden hareket edemezken. Dean tekrar atağa geçti, adamla aralarında bitip onu da savuşturdu. Dean sert bir şekilde kızın bileğini yakaladı. Roxanne canı acısa da sesini çıkarmadı, onun uzun adımlarına topuklu ayakkabılarıyla elinden geldiğinde ayak uydurdu. İnsanlar bir o yana bir bu yana koşuşturuyor, çığlıklar atıyordu. Dean bir anda durunca kız da durdu. Arkaya baktıklarında gördükleri manzara dehşet vericiydi. En kötüsü de profesör Hunter'ın vahşi bir vampir tarafından kucaklanıp götürülüyor olmasıydı. Roxanne Arthur Ellwood'un vampir olduğunu biliyordu, acaba bu adamlar onun düşmanları mıydı? Eğer öyleyse intikam için en uygun zamanı bulmuşlardı. Roxanne hayatında ilk kez deli gibi korkuyordu. Büyüyen gözlerini Dean'inkilere dikti. "Bu gece başka şeylerin gölgesinde kalacağız." dedi titreyen sesiyle.

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
roxy as usual:
 
ben daha güzel mel taklidi yapıyorum:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://vioreluna.deviantart.com/
Brian Walters

avatar

Rp Yaşı : 16
Mesaj Sayısı : 2257
Gerçek Adı : Ergin
Yaş : 20

MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Cuma Ağus. 10, 2012 1:00 am

Suit Up Cool:
 

Henüz sabahın erken saatinde yataktan itilerek uyandırılmıştı Brian. Şaşkınlık içinde duyulamayacak kadar kısık sesle bir küfür savururken ona bunu yapanı aradı. Fakat oda da tek gördüğü kişi sevgilisi Mony idi. Küfürü kısık ses ile ettiğine şükrederek ayağa kalkan Brian Mony'e güzel bir sabah öpücüğü verdi. Brian yatakhanenin boş olmasını fırsat bilerek öpücüğü ilerletmek istiyordu fakat Mony onu durduruyordu. Brian onu boynundan öperken kahkaha atarak "Hey şimdi olmaz. Düğüne hazırlanmamız gerekiyor!" diyordu. Sabahın bu kadar erken saatinde neye hazırlanacaklarını bilmesede Brian ona uyum göstermeye çalıştı. İlk önce ona bir takım elbise seçmeleri gerekiyormuş. En azından Mony'nin düşüncesine göre öyleydi. Sandıkda ki buruşuk kıyafetleri karıştırmaya başlamıştı bile. Neredeyse pes edecekti ki sandığın en dibindeki henüz hiç giyilmemiş bir takım elbise gördü. Brian'a takım elbise tam oturmuştu, ne eksik ne fazla. Brian'ın hazırlığı sadece yarım saat sürmüştü. Pantolon ve ceket hiç solmamış tamamen siyahtı. İçine giydiği gömlek en iyi gömleği olan beyaz bir gömlekti. Kravatları pek sevmezdi fakat onlardan bir dolusu vardı. Mony'nin seçimi koyu lacivert desenler olan siyah bir kravat olmuştu. Buna sevinen Brian siyahların ona verdiği rahatlık ile yatağına çökmüştü. Mony yatmaması ile ilgili onu uyarırken çoktan kendi yatakhanesine gitmişti. Uzun bir maraton olan bu hazırlık yaklaşık 3 saatte bitti. Ortak salonda bekleyen Brian gözlerine inanmak için birkaç dakika harcamıştı. Mony'nin güzelliği tarif edilemeyecek gibiydi. Hogwarts'tan çıkarken Brian'ın tek gördüğü şey özlem duyduğu arabası. Rengi koyuya kaçan mavi mustang üstü açık bir şekilde onları bekliyordu. Hava güzel olduğu için üzerini kapatmaya gerek yoktu. Brian önden giderek arabasına uzun süredir ilk kez dokunurken Mony'e kapıyı açtı. Kız büyüleyici gülümsemelerinden birini atarak arabaya binerken Brian'da kendi koltuğuna geçmişti. Koltuk her zaman ayarladığı gibiydi. Tam boyuna göre ve koltuk derilerinin verdiği o hissi uzun zamandır hissetmemişti. El frenini boşa alırken gaza basma hissi bile bambaşkaydı.

Hyde Park'ın hemen önünde boş bir park alanı Brian arabayı yaklaştırarak el frenini çekti. Kontağı kapattıktan sonra Mony'nin kapısını açan Brian gülümsemesini yüzünden eksik etmiyordu. Kolunu Mony'e uzatırken yine suratında arsız bir gülümseme vardı. Kız ile ilk kez doğru düzgün bir yerlere gidişleriydi. İkiside ilişkilerinin ne kadar süreceğini bilmiyordu fakat sürdürmek istiyorlardı. Brian ile kez bir kızı üzmemeye çalışırken bulmuştu kendini ve bu pek alışıldık bir durum değildi. Fakat elinden geldiğince dayanıyordu ve şimdilik iyi götürüyordu. Mony kolunu ona dolarken hissettiği mutluluk ile düğün salonundan içeri giren Brian hemen damat ve gelini görmüştü. Sophie her zamankinden güzel görünüyordu ve bir meleği andırıyordu. Yanındaki adam ise en az Brian kadar yakışıklı görünüyordu. Damatlık içinde asil ve eski bir görünümü vardı. Mony ile onlara doğru yaklaşırken yüzüne bir gülümseme koymayı becerdi. Damat ile el sıkışırken "Tebrik ederim Bay Ellwood gerçekten şanslı bir adamsınız yeter ki derslerinize katılın," dedi ve Sophie'e dönerek "Ve tabi ki sizide tebrik ederim Bayan Ellwood." dedi. Mony Arthur'la tanıştıktan sonra Sophie'e sarılarak onu kutladı. Artık düğünde yerlerini alan çift ön sıralarda bir yere oturmuşlardı. Tören başlarken ikisininde ne kadar mutlu olduğunu görerek etkilenen Brian onların şüphe duyup duymadığını merak ediyordu. Birbirlerine aşklarını anlatışı onu etkilemişti. Mony'e böyle bir aşk besliyor muyum diye kendine sormadan edemiyordu. Orada evlenen kişiler yerine bile kendisi ve Mony'i gördüğüne yemin edebilirdi fakat bunun için daha çok zaman vardı. Henüz ilişkilerinin başındaydılar. Şimdilik bu ilişkiyi sürdürmeye çalışmak için karar veren Brian şarkının başlaması ile Mony'i dansa kaldırdı. Slow müzik eşliğinde dans ederlerken endişe duymuyordu ikiside. Sadece birbirlerini gözlerinin içine bakıyorlardı. En azından büyü bozulana kadar böyleydiler. Hızla damada ve geline doğru giden kişiler görünüyordu. Bütün dans edenler ortadan ikiye yarılmıştı. Şimdi gelini omzuna alan birisi görülüyordu. Bunlar vampirlerdi. Ancak onlar bu kadar hızlı hareket edebilirdi ve şimdi en az 10-15 tanesi damadın üzerine atılırken liderleri gelini kaçırıyordu. Mony'nin önüne kalkan gibi geçen Brian ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Herşey bir anda oldu sarışın ve güzel bir kız damadın yanına giderek yardım ederken onu tanımıştı. Rebekah, yıllar önce tanıştığı seksi vampir. Onu burada görmeyi hiç beklemiyordu fakat görmüştü. Yardım etmek isterdi fakat asasını çıkarmış Mony'i korumaya çalışıyordu. Dikkatle geri geri giderken onların vampirlerle ilgilenmesini izledi. Çok yakınlarında Dean ve Roxanne'yide görmüştü. Onlarda aynı şekilde kaçıyorlardı. Düğün biraz kana bulanacak gibiydi..

Renk Kodum:
 

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Why Not?:
 


Dostlarımız Bizi Asla Terketmez..:
 


Just a Moment:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://aether-rpg.turkproforum.com/
Bastet Thomas
V. Sınıf
V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 1383
Gerçek Adı : Ekön.
Yaş : 19

MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   Cuma Ağus. 10, 2012 12:10 pm

Bunu giymiş kızımız.:
 

Üstümdeki elbiseyle Rox'un karşısına dikilmiş çok açık giyindiği için homurdanıyordum. Çok güzeldi kabul ediyorum ama çok açıktı bence. Gözlerini devirdi ve makyajını tazeledi. Ayağımdaki beyaz converseler yüzünden oda homurdanıyordu. Gözlerimi devirdim ve aynanın karşısına geçtim. Hızlıca saçlarımı ördüm ve çok hafif bir makyaj yaptım. Sonrasında Rox'a Dean'la şans dileyip çıktım. Kapıdan çıkarken kahkaha atıyordum. Eğildim ve ayakkabımın bağcıklarını bağladım. Sonrasında okul arazisinden çıkıp cisimlendim.

Hyde Park bembeyaz çiçeklerle kaplanmıştı. Gülümsedim. Profesör Hunter bütün öğrencilere davetiye göndermek gibi bir incelik yapmıştı. Bu yüzden çok fazla tanıdık sima vardı. Sessizce etrafa bakındım, sonrasında elime bir kadeh ateş viskisi aldım ve önlerde bir yere oturdum. Seremoni bitince herkes dans etmek için teker teker ayağa kalkmaya başladı. Bense dans edenleri izliyordum. Bir an Dean'la göz göze geldik. Soğukça başımla selam verdim. Sonrasında önüme döndüm. Profesör Hunter çok mutlu gözüküyordu, gülümsedim. Düğünleri pek sevmesemde mutlu ortamlarda bulunmak iyidir.

Ayağa kalkıp bir kadeh viski almaya giderken çığlıklar duydum. Hızlıca arkamı dönünce Profesör Hunter'ın birinin sırtında çırpındığını gördüm. Bundan sonra yaptığım ilk şey Roxanne'in yanına koşmak oldu. Dean ve Rox'un rengi solmuştu adeta. Sakin bir şekilde ikisini çıkışa ittirdim. "Hızlı olun! Yoksa hepimizin pestilini çıkarıcaklar!dedim ve onların hemen arkasından çıkışa yöneldim. Ama sonra çıkışın orada bir şeylerin ters gittiğini anladım. Sessizce küfrettim ve Rox'a baktım. Bu sefer ne yapacaktık?

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Arthur Elwood & Sophie Anastasia Hunter'ın Düğün Töreni

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : 1, 2  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Eğlence Ekspresi :: Süpürge Dolabı :: Rp İçi :: 2. Sezon-